Dünyanın yaklaşık bir asırlık süre geçerli olan statüsü alt üst oluyor. Hiç kimsenin öngöremediği, hayal dahi edemediği gelişmeler yaşanıyor bütün coğrafyalarda.
Venezeuela’nın Devlet Başkanı Maduro’nun, nerede patlayacağı belli olmayan serseri mayın misali, delirmiş bir ABD Başkanı Trump’ın verdiği operasyon talimatıyla kaçırılması herhalde kimsenin aklına gelmezdi. Ama kontrolden çıkmış, yasası, ahlakı, vicdanı kalmamış emperyalist bir saldırganlık, olmaz diyebileceğimiz bir olasılığı gerçek kıldı.
ABD şimdi başta Kolombiya, Küba, Meksika olmak üzere tüm Güney Amerika bölgesini tehdit ettiği gibi dünyanın başka ülkelerinin yer altı ve yerüstü zenginliğinin üzerine çökmek için de planlar yapıyor.
Barbar, vahşi, dünyaya ancak bir emlâkçı gözüyle görecek denli açgözlü Trump’ın, Siyonist İsrail rejiminin kan ve gözyaşı deryasına çevirdiği bölgelerden biri de Ortadoğu. Son günlerde hızlanan sevkiyattan tahmin edildiği üzere zaten ABD ambargosu nedeniyle büyük bir ekonomik kriz yaşayan İran’a da dış müdahalede gün sayılıyor.
Suriye’de sular durulmuyor. Alevi katliamı devam ediyor, şimdi Halep’teki Kürt mahallelerine HTŞ saldırıları yapılıyor. Dürziler diken üstünde. Yemen tedirgin. İsrail, büyük İsrail Projesi için bölge ülkelerini birer birer yutuyor adeta.
Dünyanın kriz yaşayan bir başka bölgesi Avrupa… ABD’nin ve NATO’nun sağladığı güvenlik şemsiyesini kaybedeceği anlaşılan ve ortaya çıkan boşluğu nasıl kapatacağının derdine düşen Avrupa ise arayışta... Ukrayna krizi çözümsüz bir şekilde süreklilik kazandı.
ABD- Rus, ABD-Çin gerilimi daha da derinleşecek gibi görünüyor.
Avrupa, kendisini Avrupa yapan bütün değerleri terk ediyor. İnsan hakları, demokrasi, özgürlük gibi kavramlar liberal çerçevelerini dahi kırdı. Sivil toplum söylemlerini terk edeli çok oldu. Artık dinci ve milliyetçi saldırganlıklar, göçmen karşıtlığı her ülkede aldı başını gidiyor, barış güvercinleri değil, havada İHA’lar, SİHA’lar, askeri uçaklar uçuşuyor.
Artık dünyada sular bulandı, kaotik bir çağa girdiğimiz aşikar. Bütün taşlar oynadı; dev kaya kütleleri yerinden koptu ve yamaçlardan aşağı hızla yuvarlanıyor. Yasaların, değerlerin hükmü kalmadı. Her kasabada ayrı bir şerif türedi ve her biri “kanun benim” diyor şimdi.
Uluslar arası kurumların temel ilkelerini çiğnemenin, ne savaş hukukuna ne insanlık değerlerine uymamanın hiçbir yaptırımla karşılaşmayacağı vahşi bir dönemde çırılçıplak haldeyiz.
Trump ya da Putin’in bir nükleer silah fırlatarak milyonlarca insanı öldürmesinin önünde engel yok. İsrail kudurganlığını frenleyecek bir güç dengesinden mahrumuz. Venezuela’ya, Yemen’e çökme, Grönland’ı ele geçirme, değerli madenlere sahip olma açgözlülüğünü dizginleyecek bir unsur kalmadı. Ne diyor ABD’li senatör Lindsey Graham:
“Ayetullahlara sesleniyorum: Anlamanız gerekiyor; daha iyi bir yaşam isteyen halkınızı öldürmeye devam ederseniz, Donald Trump da sizi öldürecek"
Oysa biliyoruz ki, ABD için dert, Ayetullahlar değil, halkın ne yaşadığı da umurlarında değil. ABD’nin derdi o mollaların sadece ABD’nin despotluğuna boyun eğmemesi. Aksi mümkün olsaydı kafa kesen ciğer yiyen insanların işbaşında olduğu Suriye, meşrulaştırılır, Suudi hanedanlığı ile milyar dolarlık anlaşmalar imzalanır mıydı?
Bu enkazın altında kimlerin kalacağı belli… Dünyanın her yerinde, yoksullar, mülksüzler, büyük bir işsizlik problemi yaşayan beyaz yakalılar, evsizler, işsizler, işi olup da geçinemeyenler…
Dünyanın çivisinin çıktığını görüyoruz. İnsanın, insanı yiyeceği günlerin arefesindeyiz. Şahsen, hiç bu kadar umutsuz, karamsar, yıkık, beklentisiz, hayalsiz, halsiz, heyecansız olmamıştım. Bir reçetemin olmasını isterdim ama yok. Bildiğim tek gerçek; insanlığın savunduğu bütün değerlerin, hepimizin masumiyetinin büyük ve zorlu bir sınav karşısında olduğu.
Gerçekten, insan kalabilecek miyiz?
Korkutucu, ürpertici olan bu…