Antisemitizm yükselişte

İkinci Dünya Savaşı, insanın en vahşi yüzünü ortaya çıkan savaşlardan biriydi; Nazi rejimi Almanya ve işgal ettiği topraklarda milyonlarca insanı katletti.
Avrupa’da 6 milyona yakın Yahudi, gaz odalarında, toplama kamplarında öldürüldü ancak sadece Yahudiler değil başka topluluklar da soykırımı yaşadı. Kimi rakamlara göre 250 bin, kimi verilere göre de 1 milyona yakın Roman, üç milyondan fazla Sovyet savaş esiri, 2 milyon Polonyalı, 250 binden fazla da engelli katledildi. Soykırımdan ayrıca eşçinseler de payını aldı.

Bu savaş, dünya tarihinde üzerinde en fazla kitap ve şiirlerin yazıldığı, film ve belgesellerin yapıldığı savaşlardan biri oldu. Yıkım çok büyüktü. İnsanoğlu, büyük acıların içinden çıkarken yeni bir dünya düzeni kurdu.

Hiç dikkat ettiniz mi; Ari ırk yaratmak isteyen Nazilerin savaşta katlettiği Yahudilerden hemen her yerde söz edilir de, aynı kaderi yaşayan Romanlar, Polonyalılar, Sovyet askerleri pek anılmaz. Sanki savaşın tek mağduru Yahudilermiş gibi bir algı yaratılır. Bu algı, zaten dünyada da adeta bir olguya dönüşmüştür. Çünkü, İsrail/Yahudiler, bir tek kendilerinin kırıma uğratıldıkları iddiasını canlı tutarak, her durumda mağduriyet söylemi üzerinden bir haklılık zemini oluşturmak istemişlerdir.

İkinci Dünya Savaşı sırasında Yahudilere ve tabi ki Romanlara, Sovyet askerlerine, Polonyalılara yapılan zulümdür, soykırımdır. Günümüzde ise bizatihi Yahudilerin kendisi aynı soykırımı başka halklara uygulamaktadırlar ki, bu da düşündürücüdür. Netanyahu, daha birkaç gün önce yaptığı bir açıklamada İsa ile Cengiz Han’ı mukayese ederken haklılıktan ziyade güçlü olmayı öne çıkardı. “Ne yazık ki, İsa Mesih'in Cengiz Han'a karşı hiçbir üstünlüğü yok. Çünkü yeterince güçlü, acımasız ve kudretliyseniz, kötülük iyiliği alt eder.” dedi. Açık biçimde kötülüğü övdü. Çünkü, kendi kutsal metinlerine dayandırdıkları anlayışlarına göre, iyilik için kötülük yapmak gerekir.

Gerçekten de ne ahlaki bir sınır ne uluslar arası sözleşmeler, ne meşruiyet gerekliliğine inanıyorlar; gücün varsa her bir kötülüğü yapabilirsin anlayışıyla hareket ediyorlar ve zerrece de rahatsızlık duymuyorlar.
Bizler genellikle devletler ile halkları arasında bir ayrım yaparız; halklara her zaman bir masumiyet payı bırakırız. Ancak yapılan kimi araştırmalara göre İsrail devleti ile halkı, aynı zihniyete sahip görünüyor. Örneğin, İsraillilerin yüzde 70’inden fazlası, İran’a yönelik bir saldırıda sivillerin yaşayacağı acıların hiçbir şekilde dikkate alınmaması gerektiğini savunuyor. Sizce de korkunç değil mi bu?
Hal böyle iken, İsrail/ABD ikilisinin dünyanın her yerinde kaos yaratan, kan ve gözyaşına neden olan saldırganlığı karşısında ortak refleksler gelişiyor. Sergilenen bu barbarlık karşısında Yahudilere karşı öfke ve nefret büyüyor.

İsrail'de yaşayan bir vatandaşın yaptığı paylaşım şu:
“Sürekli savaşlar ve terör saldırıları içinde yaşamaktan, her an can korkusu duymaktan gerçekten bıktım. Taşınmak istiyorum ama her ülke bizden nefret ediyor gibi görünüyor. Son çarem Kıbrıs'tı ama görünüşe göre onlar bile bizden nefret ediyor. İsrail güvenli değil ve başka hiçbir ülke de güvenli görünmüyor. Avrupa'da veya Asya'da İsrailliler için güvenli olan bildiğiniz bir ülke var mı? Gittiğim her yerde nefret edilmekten bıktım usandım.”
Bir Amerikalı ise “İran’ın yeni liderinin Netanyahu’dan kurtulmak istediğini duydum, Bilmenizi isterim ki, çoğumuz sizi destekliyoruz ve sakıncası yoksa bunu yavaş acı verici bir şekilde yapmanızı umuyoruz” diyor. Sosyal medyada bazı Avrupa ülkelerinde Yahudi oldukları anlaşılınca restoran sahibi tarafından dışarıya çıkartılan Yahudiler var. ABD’de “İsrail bayrağını çöpe at” kampanyaları düzenlenirken, Belçika’da Yahudilere yönelik saldırılar nedeniyle sinagoglar ve Yahudi okulları etrafında güvenlik önlemleri artırıldı.
Anlaşıldığı gibi Yahudilere karşı öfke duyanların bu duygularını gizlemedikleri gözlemleniyor. Çünkü, eskiden en küçük bir eleştiri anti-semitiklik çerçevesinde bastırılmaya çalışılırken şimdi insanlar bu yaftalamayı umursamadan İsrail zulmüne itiraz ediyor.
İsrail, sürekli olarak güvenlik kaygıları yaşayan bir devlet olarak bilinir. İnsan ister istemez sorma ihtiyacı duyuyor. Sizdeki bu güvenlik kaygısı, sürekli olarak kötülük üreten yapınızdan kaynaklanıyor olmasın? Rüzgar eken fırtına biçer diye boşuna dememişler.