Açlık Grevi 7. Gününde!

Maden işçilerinin halen maaşları yatırılmadı, direnişleri devam ediyor. Ankara Kurtuluş Park'ta açlık grevlerini ve eylemlerini sürdüren maden emekçileri temel sendikal haklarını ve ödenmeyen maaşlarını alabilmek için verdikleri mücadele ile bir kez daha haykırıyor: "Ölmek var, dönmek yok!"

Peki insanlar neden saatlerce yerin dibinde çalışarak kazandığı parasını alamıyor? Patronları halen açıklama yapmış değil ancak bildiğimiz kadarıyla milyonlarca liralık saat almaya gücü yeten patron işçilerin maaşını ödemeye gelince, en temel sendikal haklar talep edilince cebine akrep giriveriyor. Sonra da soruyorsunuz, neden bu kadar özelleştirme karşıtıymışım... Alın efendim işte, özelleştirilen yerler böyleler. İnsanları zorla ÜCRETSİZ İZNE çıkarmak nedir ben dinledikçe röportajları gerçekten neye şaşıracağımı bilemiyorum.

Kaldı ki bakın önemli bir nokta daha var, bu insanlar yani maden emekçileri temel sendikal haklarını söküp koparamazlarsa eğer geri döndüklerinde işten çıkarılma riski ile karşı karşıyalar. Şimdi soruyorum, övünülen Türkiye yüz yılı bu mudur? İşçilerin kazandıkları hakları olan maaşlarının yatmaması mı? O maden ocaklarına da gidilmeli, temel iş güvenliği talepleri var işçilerin. Demek ki orada bir ihmal var, tehlikeli bir durum var ki iş güvenliği vurgusu yapılmış değil mi? SOMA'dan ne öğrendik? Görülen o ki hiçbir şey... Her gün ölümle burun buruna çalışan insanları açlıktan öldürmek mi niyetiniz? Çoğu çoktan hastaneye kaldırıldı bile. İşçinin canının gözünüzde ne kadar kıymetsiz olduğunu ilk kez görmüyoruz!

Belki her hafta o mücadele, bu mücadele diyoruz ancak mutlu bir toplum kavgasız inşa edilemez. Bizim bahtımıza düşen kavga önceki kuşaklardan daha az değil, zaten bu kadar temel hakkı kazanmak için mücadele etmek zorundaysak bizden öncekiler biraz fazla rahat davranmışlar demektir. Bugün ödediğimiz bedel 80-90 kuşağının mini Amerika rüyalarının bedelidir, nasılsınız sevgili apolitik beyaz yakalılar? Hayat size güzel değil mi? Pek sanmam artık size de güzel değil...

Bugün elimizde olan her kazanım bir kavganın sonucuydu aslında ve proletarya şunu unutmamalı, mavi yakalısı da beyaz yakalısı da, siz ait olduğunuz sınıf mücadelesini unutsanız da sermaye sahipleri bunu unutmaz. En ufak bir fırsatta daha az ödeyip sizi daha çok çalıştırmak için elinden geleni yapar. Siz o kavgayı istediğiniz kadar görmezden gelin, bu inkar odadaki fili reddetmekten çok da farklı değildir. Bugün maden işçilerine, tarım işçilerine reva görülen yarın masa başı işe reva görülecektir. Sermaye emek uzlaşısı devri ne yazık ki çağımızda çoktan geride kaldı, neoliberal çağ adeta şeytanın bizzat kendisi tarafından yazılmış muazzam iğrenç bir emek sömürüsüne dayanıyor bu konuyu uzun uzun anlatmak isterim bir sonraki yazımda ancak demem o ki Doruk Maden işçileri bizlerin iki kez paylaşıp unutacağımız insanlar olmamalılar. Yorumlar yapmak, paylaşmaya devam etmek, sesleri olmak... Kısacası yanlarında olabilmek ve haklarını kazanana kadar onları bir başına bırakmamak bizim elimizden gelen şey, öyleyse elimizden geleni yapmalıyız.

Onlar kazanmadıkça hepimiz kaybederiz. Sözlerime Zonguldak Spor'un şahane marşı ile son veriyorum: Yüz karası değil bu, kömür karası. Böyle kazanılır ekmek parası. Asla boyun eğmeyiz kimseye biz, saldır madencinin torunları!