30 Ağustos üzerine düşünceler... (VII)

Önceki yazımızda Milli Kurtuluş Savaşı öncesinde Sevr Anlaşmasının uygulanmasına karşı ortaya çıkabilecek direnişlerin bastırılmasının işgalci güçlerin en önemli meselesi haline geldiğini ...

Kendisine Batı Anadolu ve Akdeniz'de nüfuz bölgeleri vaat edilen İtalya'nın iç siyasetinde yaşadığı sorunlar nedeniyle bu direnişleri bastırma konusunda pasif kaldığını...

Bunun üzerine 'pastadan' daha büyük bir pay kapma peşinde koşan Yunanistan'ın bu göreve talip olduğunu...

Ve Yunan Başbakanı Venizelos'un bu fırsattan yararlanarak kendi işgal bölgesini İç Anadolu'ya kadar genişleterek İngiltere'nin desteğiyle 'Megali İdea' (Büyük Yunanistan) hayalini gerçekleştirmeyi umduğunu söylemiştik.

***

Üç kuşak boyunca Osmanlı yönetimindeki Girit'in Yunanistan'a bağlanması için savaşan bir aileden gelen Venizelos, Balkan Savaşı öncesinde Yunanistan'da kurulan askeri yönetim tarafından başbakanlığa getirilince ilk işi Bulgaristan, Sırbistan ve Karadağ ile Osmanlı devletine karşı bir ittifak kurmak olmuştu...

1912 yılında başlayan Balkan Savaşı'nda bu ittifak Osmanlılar karşısında zafer kazanınca Yunanistan topraklarını genişletmiş ve Girit'i ilhak etmişti...

Daha sonra ele geçirilen toprakları paylaşma konusunda anlaşamayan Yunanistan, Bulgaristan ve Sırbistan bu kez kendi aralarında savaşa tutuşmuş, İkinci Balkan savaşı adı verilen bu savaşta Bulgaristan toprak kaybederken Yunanistan yine karlı çıkmıştı.

***

Bu kazanımlar, Venizelos'u yatıştırmak yerine daha da saldırgan bir politika izlemeye ve Birinci Dünya Savaşına İngiltere'nin yanında katılarak Osmanlı devletinden yeni topraklar elde etmeye teşvik etti...

Ancak o dönemde Yunanistan krallıkla yönetiliyordu; Kral Konstantin ise Alman İmparatoru Wilhelm'in eşiyle evliydi ve Alman yanlısı bir politika izlenmesini savunuyordu. Ne var ki, Yunanistan'ın 'geleneksel' düşmanları olan Osmanlı devleti ve Bulgaristan savaşa Almanya safında katıldıkları için Kral açıkça Alman yanlısı bir siyaset izleyemiyordu...

O nedenle, Birinci Dünya Savaşı'nın başlangıcında Konstantin 'küçük ama onurlu bir Yunanistan' sloganıyla savaş dışı kalma politikasını savundu ve Başbakan Venizelos'un savaşa girmesini engelledi.

***

1915 yılında İngiliz ve Fransız askerlerinin Çanakkale'ye çıkarma yapması üzerine bu iki siyasal güç arasındaki kavga daha da büyüdü...

Venizelos, Yunanistan'ın da İngiltere'nin yanında savaşa katılmasından ve Çanakkale'ye asker yollanmasından yanaydı. Kral Konstantin ise bu arada Çanakkale'yi İngiliz güçlerine karşı Osmanlı ordusu ile birlikte savunan Almanya ile gizli yazışmalar yapıyor ve Venizelos yanlılarına karşı sindirme politikası yürütüyordu...

'Milli Bölünme' olarak adlandırılan bu bölünme, kısa zamanda ordu saflarına da yayıldı ve Yunan ordusu birbirine düşman iki kampa ayrıldı.

***

Bu görüş ayrılıkları, sonunda Yunanistan'ı bir iç savaşın eşiğine kadar getirdi. Venizelos, 1916 yılında Kralcıların baskılarını protesto etmek için istifa ederek Girit'e gitti ve orada bir ayaklanma başlattı...

Ayaklanma kısa zamanda İngiltere'nin ve Fransa'nın desteğiyle büyüyünce Venizelos, Yunanistan'a dönerek Selanik'te bir 'geçici hükümet' kurdu. İngiliz ve Fransız hükümetleri bu hükümeti desteklemek amacıyla Atina'ya asker çıkardı. Ancak Almanya yanlısı Kralcı subayların direnişiyle karşılaşan çıkarma kuvvetleri geri çekilmek zorunda kaldı.

Sonunda İngiltere ve Fransa'nın uyguladığı abluka karşısında daha fazla direnemeyen Konstantin, tahttan feragat etti. Bunun üzerine Venizelos, İngiltere'nin desteğiyle Atina'ya giderek yönetime el koydu. Böylece 1917 yılında Yunanistan, Venizelos hükümeti öncülüğünde Osmanlı devletinin de aralarında bulunduğu İttifak Devletlerine karşı savaşa katılmış oldu.

***

1918 yılında Almanya ve Osmanlı İmparatorluğu yenilgiyi kabul ederek teslim olduğunda Venizelos, Osmanlı devletinden kazanacağı yeni topraklarla Büyük Yunanistan'ı oluşturmak için artık önünde bir engel kalmadığını düşünüyordu...

Ancak 30 Ağustos zaferi bu hayali paramparça etti ve sonunda, Anadolu'nun Yunan toprağı olamayacağı gerçeği herkes tarafından kabul edildi. Bu sonuç, iki devletin ilk kez bir dostluk dönemi yaşamasına yol açacak ve bu yeni dönemde Venizelos, Atatürk'ü Nobel Barış Ödülü'ne aday gösterecekti...

Kısacası, 30 Ağustos zaferi, yalnız Türkiye ve Yunanistan'a değil tüm Balkanlara barış getirdi... 1934 tarihinde Atina'da Türkiye, Yunanistan, Yugoslavya ve Romanya arasında imzalanan Balkan Antantı, bu barış döneminin bir ürünü ve göstergesiydi.

(Devam edecek)