Ekonomiyi artık sembollerle konuşmaya başladık. Mesela 5 milyon lira değerinde bir evi TL ile almak isterseniz, 28 kilogram parayı taşımanız gerekiyor. Aynı evi dolarla almak istediğinizde 1 kilo 125 gram taşımanız yetiyor.
Bu söylediğim bir detaydan çok ekonominin nereye savrulduğunu anlatan bir tablo…
Bizim en büyük banknotumuz 200 TL. Kağıt üzerinde ‘en büyük’. Ama gerçekte neredeyse 45 TL’ye dayanan 4.4 dolar.
Yani cebimizdeki en büyük banknot, artık uluslararası ölçekte bir “bozuk para” muamelesi görüyor.
Bunun adı değer kaybıdır, paranın sessiz çöküşüdür.
Bu çöküş, beraberinde çok daha tehlikeli bir süreci tetikliyor.
Dolarizasyonu!
Vatandaş tasarrufunun eridiğini görüyor. Maaşının ay ortasında buharlaştığını yaşıyor. Bugün aldığı ürünün yarın daha pahalı olacağını biliyor. Böyle bir ortamda TL’de kalmıyor.
Bu anlattıklarımı sayısal verilere dökelim…
Bir ev almayı planladığınıza düşünelim. Evin değerinin 5 milyon lira olduğunu varsayalım. 5 milyon lirayı nakit olarak en büyük para birimi olan 200 TL ile yaptığınıza varsayalım.
200 TL’den oluşan 100’lük bir deste 20 bin TL yapar. Bu da 250 adet 200’lük deste eder.
100’lük 1 deste 200 TL’nin ağırlığı 112 gram. 250 adet 200’lük deste 28 bin gram yapar. Yani 28 kilogram.
Bu evi almak isteyen 28 kilo ile taşımak yerine dolar ile ödemek istediğinde nasıl bir tablo oluyor…
5 milyon liraya kuru 44 TL olan dolara böldüğümüzde 113 bin 637 $’a ihtiyaç olacak. En büyük dolar birimi 100 $. 100’lük bir deste 10 bin $ yapar. 113 bin 637 $ 10 bin dolara bölersek, 11 adet destemiz olur. (11.3 adet)
100 adet 100 dolarlık 1 deste 99 gramdır. 11.3 adet dolar destesi 1 kilo 125 gramdır.
Vatandaş 28 kg TL banknot yerine, 1 kilo 125 gram dolar banknotu taşımayı tercih ediyor. İşte bütün bu veriler dolarizasyonunu tetikliyor.
Bazıları çıkıp çözüm diye “500 TL basalım, 1000 TL basalım…” önerisi yapıyor.
Bu öneri, yangına su değil, benzin dökmektir. Çünkü büyük banknot çıkarmak, ekonomiyi düzeltmez.
Vatandaş, “Demek ki bu iş düzelmeyecek… Demek ki param daha da değer kaybedecek” diye düşünür. Ortaya sonra daha fazla dolarizasyon, daha fazla güvensizlik ve daha derin bir ekonomik kırılma sonucu çıkarır.
Yaşanılanı doğru itiraf etmek gerekir.
Yani bir ülkede insanlar kendi parasından kaçıyorsa, orada sorun faiz değildir, banknot değildir, teknik detaylar hiç değildir.
Peki çözüm ne olmalıdır?
Çözüm, para basmak değil, güven inşa etmektir.
Yani öngörülebilir bir ekonomi politikası ile tutarlı ve bağımsız karar mekanizmaları oluşturmaktır. Enflasyonla gerçek bir mücadele ise kurda sağlanacak istikrar ve tasarruf sahibine ‘korunuyorsun’ hissini vermektir.
Bunlar olmadan atılan her adım, pansuman bile değildir.
Bugün geldiğimiz noktada mesele şudur:
Vatandaş 28 kilo TL taşımak istemediği için değil, o 28 kilonun yarın 20 kiloya düşeceğini bildiği için dolara yöneliyor.
Bu gerçeği görmeden atılacak her adım, sadece zaman kaybettirir.