Maalesef VAR sitemi hakemleri tembelliğe alıştırıp, korkaklaştırdı…
Artık kimse sorumluluk almak istemiyor, tek yetkili olmasına rağmen karar vermekten kaçınıyor, dolayısıyla oyuna konsantrasyonu azalıyor, “nasılsa VAR devreye girer” zihniyeti, hakemlerimizi bugünkü duruma düşürdü…
Bakın Karagümrük – Gençlerbirliği maçına verilen hakem Oğuzhan Çakır, FIFA Kokartlı hakemimiz… Gözü önünde Lichnovsky’nin Traore’yi düşürmesini es geçti… Gençlerin uzun süren itirazları sonucu VAR devreye girdi, tam 4 dakika sonra anlı-şanlı kokartlı hakemimiz ikna olarak penaltıyı verebildi. Ne yazık ki Metehan Mimaroğlu, sert rüzgârın etkisiyle de penaltı atışını değerlendiremedi.
Bence maçın kırılma noktalarından ilki bu olay oldu… Soyunma odasına beraberliğin getireceği moral motivasyonla girilmesi engellenmiş oldu. Aslında bu durumun Başkent ekibine yansıması farklı bir şekilde oldu. İkinci yarıya bambaşka bir Gençlerbirliği izlemeye başladık. Daha etkili ve net pozisyon üreten bir takım vardı sahada... 54’de Koita’nın vuruşunda top az farkla avuta çıktı. 56’da Tongya’nın şutunda, Karagümrük’ün her önemli pozisyonda var olan, golün asistini yapan, penaltıyı yaptıran Lichnovsky bu kez bir kurtarıcı olarak sahneye çıktı ve topu çizgiden çıkarttı. 58’de yine Koita uygun durumda topu dışarı attı.
Gelelim maçın asıl kırılma anının yaşandığı 66.dakikaya…
Traore’nin ortasında Kaptan Goutas’ın kafa vuruşunda kaleci Grbic’in topu çizgiyi geçtikten sonra çıkarması olayına. Olay çıplak gözle bile apaçık görülürken, Oğuzhan Çakır’ın suçuna bu kez kıdemli yardımcı hakem Samet Çavuş, cesaret edip de santraya doğru koşarak golü vermemesiyle ortak oldu. Çünkü pozisyon 6 pasın içinde geçtiği için Çavuş’un kameralardan bile net görünen topun çizgiyi geçmesini görmemesi neredeyse olanaksızdı. O da “aman kabak benim başıma patlamasın” çekingenliğiyle vebal altına girdi. Ama hem Çakır hem de Çavuş unutmasınlar ki hakkı yenilen kulüp Cumhuriyetimizle yaşıt tam 103 yıllık koca bir çınardır… Bunun vebali de çok ağır olur.
Bu pozisyon ayrıca Türk futbolunun kanayan bir yarasını ve TFF’nin bunu çözmedeki acizliğini bir kez daha gündeme getirdi.
Gol çizgisi teknolojisi…
Hakemlik kurumunu iş bilmez yöneticileriyle içinden çıkılmaz bir duruma sokan, her konuda kulüplerin sırtından kazandığı milyon dolarları har vurup harman savuran TFF, bu teknolojiyi ne hikmetse bir türlü kuramıyor… Sakın ola ki bütçe sorunu filan denmesin, en son Almanya’nın organize ettiği EURO 2024’de eş-dost daveti için harcanan paralar hala akıllardadır. Şimdi de önümüzde ABD, Meksika ve Kanada'nın ev sahipliği yapacağı, 11 Haziran’da Mexico City Stadında başlayacak ve 6 haftalık heyecanın ardından 19 Temmuz’da sona erecek 2026 Dünya Kupası var… Ne güzel dostları, sırtlarını dayadıkları destekçileri ağırlanır değil mi? Aman bu yıl da gol çizgisi teknolojini kim takar. Kimse düşünür mü, paralarını yedikleri kulüplerin canı yanmış, tarih yazmış koca çınarlar tükenişe doğru sürüklenmiş… Kimin umurunda.
Çakır’ın hak yemesi bu kadarla bitmedi, 90+1’de Göktan’ın ortasında Kranevitter’in topa eliyle müdahalesini bu kez VAR hakemi Davut Çelik de görmezden geldi.
Sanılmasın ki bu sezon Gençlerbirliği’nin hakemler tarafından canı ilk kez yakılıyor… En azından 7-8 puanı hatalı kararlar sonucu adeta gasp edilmiştir.
Yazık ki ne yazık… Sadece Karagümrük maçında yaşananların yarısı bile herhangi bir büyük takımın başına gelseydi, şanlı futbol ve hakem yorumcuları tarafından günlerce dile getirilirdi. Ama Gençlerbirliği kurban edildiğinde ise, “vah vah yazık olmuş, bence top çizgiyi geçmiş ama işte gol çizgisi teknolojisi olsaydı kesin karar verilirdi” sözleriyle geçiştirilir.
Gençlerin işi çok zor, ya çıkıp son 2 maçta, tıpkı ligde Beşiktaş ve Trabzonspor’u, kupada Galatasaray’ı yendiği gibi oynayacak ya da 4 yıl sonra yeniden geldiği süper lige veda edip, Başkent’i temsilcisiz bırakacaklar.