<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>Başkent - Ankara'nın Gazetesi</title>
    <link>https://www.baskentgazete.com.tr</link>
    <description>başkent, başkent gazetesi, ankaranın gazetesi, ankara, gazete</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.baskentgazete.com.tr/rss/saglik" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2023. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Mon, 18 May 2026 18:37:15 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.baskentgazete.com.tr/rss/saglik"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[Sigara kullanım süresi uzadıkça beyin küçülüyor]]></title>
      <link>https://www.baskentgazete.com.tr/tutun-kullanimi-beyin-korteksinde-incelmeye-neden-oluyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.baskentgazete.com.tr/tutun-kullanimi-beyin-korteksinde-incelmeye-neden-oluyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bilkent Şehir Hastanesi Nöroloji Uzmanı Doç. Dr. Görkem Tutal Gürsoy, tütün kullanımının yalnızca akciğeri değil, beyin sağlığını da olumsuz etkilediğini belirtti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Bilkent Şehir Hastanesi Nöroloji Uzmanı Doç. Dr. Görkem Tutal Gürsoy, tütün kullanımının, düşünme, hafıza, dikkat, karar verme, davranış kontrolü gibi bilişsel işlevleri yöneten beyin korteksinde incelmeye yol açabildiğini belirterek bu durumun unutkanlık, dikkat bozukluğu ve kişilik değişiklikleri gibi sorunlara neden olabileceğini bildirdi.</p>

<p>Doç. Dr. Gürsoy, yaptığı açıklamada, tütün kullanımının yalnızca akciğeri değil, beyin sağlığını da olumsuz etkilediğini söyledi.</p>

<p>Sigaranın beyinde yol açtığı hasara ilişkin bilgi veren Gürsoy, "Tütün kullanımının özellikle beyin korteksinde incelmeye sebep olduğu ve beyin damarlarını etkilediği son yayınlarda gösterilmiştir." dedi.</p>

<p>Gürsoy, beyin korteksinin ise düşünme, konuşma, hafıza ve karar verme gibi bilişsel işlevleri yöneten en önemli beyin bölgesi olduğuna dikkati çekerek "Beyin korteksindeki incelme unutkanlık, öğrenme güçlüğü, dikkat dağınıklığı ve kişilik değişikliğine yol açan bozukluklara sebep olmaktadır. Bazı hastalarda ise depresyon benzeri bulgular ortaya çıkabilir." ifadelerini kullandı.</p>

<p>Sigara kullanım süresi ve miktarının beyindeki korteks incelmesini doğrudan etkilediğini vurgulayan Doç. Dr. Gürsoy, sigaranın içindeki toksinlerin, özellikle beynin işlevini sağlayan nöronları etkilediğini aktardı.</p>

<p><img height="5058" src="https://web-cdnprod.aa.com.tr/uploads/Contents/2026/05/17/f59172b01cd32577eb04f9e005353af5.jpg" width="7587" /></p>

<p><strong>"Elektronik sigara ve ısıtılmış tütün ürünleri de beyin hasarına yol açıyor"</strong></p>

<p>Nöronlardaki toksik hasarın hücre ölümüne yol açtığını belirten Gürsoy, bu durumun Alzheimer gibi hastalıkların ortaya çıkmasına neden olabildiğini, beyin damar sağlığının bozulmasına bağlı olarak da inme gibi nörolojik hastalıkların gelişebildiğini dile getirdi.</p>

<p>Doç. Dr. Gürsoy, elektronik sigara ve ısıtılmış tütün ürünlerinin de nikotin içermesi nedeniyle beyin hücrelerine zarar verdiğini ve beyin hasarına yol açtığını söyledi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Sigaraya genç yaşta başlanmasının riskleri artırdığına işaret eden Gürsoy, "Sigara kullanım süresi uzadıkça beyindeki hasar artmakta, tüketim miktarı yükseldikçe de hücre ölümü hızlanmaktadır. Alışkanlığa erken yaşta başlamak, demans ve inme riskini öne çekebileceği gibi dikkat ile öğrenme bozukluklarına da yol açabilir. Uzun süreli sigara kullanımında ise davranış değişiklikleri gözlenebilir." diye konuştu.</p>

<p><strong>"Pasif içicilik beyin sağlığını etkiliyor"</strong></p>

<p>Sigaranın bırakılmasının ardından beynin kendini toparlama sürecinin oldukça uzun sürdüğüne dikkati çeken Doç. Dr. Gürsoy, "Sigarayı bırakan kişilerde beyin hücrelerinin yeniden toparlanabilmesi için yaklaşık 25 yıllık bir süreye ihtiyaç duyulabiliyor. Pasif içicilik de beyin sağlığını etkiliyor. Özellikle dumanda mevcut olan kimyasal maddeler ve ağır metaller kişinin beyin sağlığını etkileyen faktörlerden bir tanesi." ifadelerini kullandı.</p>

<p>Doç. Dr. Görkem Tutal Gürsoy, beyin sağlığının korunması için tütün ve tütün ürünlerinden uzak durulması gerektiğini vurgulayarak, özellikle çocukların ve gençlerin bu ürünlerden korunmasının büyük önem taşıdığını belirtti.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>AA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.baskentgazete.com.tr/tutun-kullanimi-beyin-korteksinde-incelmeye-neden-oluyor</guid>
      <pubDate>Sun, 17 May 2026 13:55:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://baskentgazetecomtr.teimg.com/crop/1280x720/baskentgazete-com-tr/uploads/2024/09/sigara1.webp" type="image/jpeg" length="53973"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Türkiye'de çölyak hastalarının çoğu hastalığından habersiz yaşıyor]]></title>
      <link>https://www.baskentgazete.com.tr/turkiyede-colyak-hastalarinin-cogu-hastaligindan-habersiz-yasiyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.baskentgazete.com.tr/turkiyede-colyak-hastalarinin-cogu-hastaligindan-habersiz-yasiyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Türkiye'de çölyak hastalarının büyük bir bölümü hastalığından habersiz olarak yaşamını sürdürüyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>"Uluslararası Çölyak Günü" dolayısıyla, Sağlık Bakanlığı verilerinden derlediği bilgilere göre, genetik bir sindirim sistemi hastalığı olan çölyak, ince bağırsakta hasara yol açarak besin emilimini engelliyor.</p>

<p>Buğday, arpa, çavdar ve yulaf gibi tahıllarda bulunan glüten proteinine karşı gelişen hastalık, çocukluk döneminden ileri yaşlara kadar her yaşta ortaya çıkabiliyor.</p>

<p>Türkiye'de çölyak hastalığı görülme sıklığı yüzde 1 ile binde 3 arasında değişiyor. Hastalığın çok çeşitli belirtilerle ortaya çıkabilmesi, bazen alışılmadık şekillerde seyretmesi veya hiçbir belirti göstermemesi nedeniyle tanı konulabilen hasta oranının yüzde 10 olduğu tahmin ediliyor.</p>

<p>Çocuklarda karın ağrısı, şişkinlik, ishal, huzursuzluk, iştahsızlık, enfeksiyonlarda artış, gelişme geriliği, kusma, kilo alamama ve boy uzamasında yavaşlama gibi tipik belirtiler görülebiliyor.</p>

<p>İleri yaşlarda ise çölyak hastalığının belirtileri daha geniş bir yelpazede seyredebiliyor.</p>

<p>Çölyak hastalığında etkin olduğu bilinen tek tedavi ise glütenin ömür boyu diyetten (beslenme düzeni) çıkarılması ve tüketilmemesi.</p>

<p>Bu kişilerin buğday, arpa, çavdar ve yulaflı gıdaları tüketmemeleri, ayrıca marketlerde satılan hazır gıdaların içeriklerine de dikkat etmeleri ve mutlaka glütensiz gıdalarla beslenmeleri gerekiyor.</p>

<p>Glütensiz diyet uygulanmasında, hastalığın var olan belirtilerini kontrol altına almak, kişilerin yaşam kalitesini artırmak ve hastalıkla ilgili istenmeyen etkilerin oluşmaması hedefleniyor.</p>

<p>Hastaların çoğunda, diyet tedavisine tam uyum sağlamalarının ardından klinik bulguların tamamen düzeldiği, yapılan serolojik testlerde (kan testlerinde) elde edilen değerlerin normale döndüğü gözleniyor.</p>

<p>Çölyak hastaları için güvenli olan yiyecekler arasında ise şunlar yer alıyor:</p>

<p>"Sebze, meyve ve bakliyatların tamamı, katı ve sıvı yağlar, yumurta, bal, reçel, basit toz şeker, zeytin, kırmızı et, balık, tavuk (Et ürünleri katkılı olmamalı ve daha önce unlu bir ürün kızartılmış bir yağda kızartılmış olmamalı.) Una batırılmamış konserve çeşitleri, mısır, pirinç, patates ve unu, kestane unu, nohut unu, soya unu, üzüm çekirdeği unu, kinoa, amarant, teff, darı, sorgum, karabuğday bitki türlerinin kendileri ve unları, evde çekilmiş güvenli baharatlar."</p>

<p><strong>ÇÖLYAK HASTALIĞINA İLİŞKİN FARKINDALIK ÇALIŞMALARI YÜRÜTÜLÜYOR</strong></p>

<p>Sağlık Bakanlığı da çölyak hastalığına yönelik farkındalığı artırmak amacıyla okul eğitimlerinden öğretmen rehberlerine, glütensiz menü çalışmalarından aile hekimlerine yönelik rehberlere kadar çeşitli projeler yürütüyor.</p>

<p>Bu kapsamda, yetişkinleri ve çocukları bilgilendirmek üzere afişler, broşürler hazırlanarak, eğitimlerde kullanılıyor.</p>

<p>Okul sağlığı çalışmaları kapsamında öğrencilere çölyak hastalığı ile ilgili bilgilendirme yapılıyor.</p>

<p>Öte yandan Bakanlıkça "Çölyak Hastalığı Öğretmenlere Yönelik hazırlanan Bilgilendirme Rehberi" Milli Eğitim Bakanlığına iletildi.</p>

<p>Çölyak hastalığı olan öğrencilerin glütensiz besinlere kolay ulaşmasının sağlanması için kantinlerde ve kafeteryalarda glütensiz ürünlerin bulundurulması, gıda otomatlarında ve yemekhanelerde glütensiz menülere yer verilmesinin sağlanmasına yönelik çalışmalar da Milli Eğitim Bakanlığı ve Yükseköğretim Kurulu (YÖK) ile sürdürülüyor.</p>

<p>Ayrıca çölyak hastalığında aile hekimleri için "Tanı Tedavi İzlem Rehberi" hazırlandı.</p>

<p>UNICEF (Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu) işbirliğiyle “Glütensiz Tarifler Magnet Kitapçık" hazırlanarak, magnetler vatandaşlara ulaştırılmak üzere il sağlık müdürlüklerine gönderildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Toplu Beslenme Sistemleri (Toplu Tüketim Yerleri) için Ulusal Menü Planlama ve Uygulama Rehberi” güncellenmekte olup, bu rehberde her bölüm için çölyak konusu işlendi.</p>

<p>"Çölyak Eylem Planı" konusundaki çalışmalar ise devam ediyor.</p>

<p>Çölyak hastalığı hakkında detaylı bilgilere, Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü Sağlıklı Beslenme ve Hareketli Hayat Dairesi Başkanlığının "https://hsgm.saglik.gov.tr/tr/saglikli-beslenme-db.html" web adresinden ulaşılabiliyor.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>AA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.baskentgazete.com.tr/turkiyede-colyak-hastalarinin-cogu-hastaligindan-habersiz-yasiyor</guid>
      <pubDate>Sat, 16 May 2026 16:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://baskentgazetecomtr.teimg.com/crop/1280x720/baskentgazete-com-tr/uploads/2026/05/thumbs-b-c-b7d6041887252a999fe010086692dad7.jpg" type="image/jpeg" length="51115"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Okul başarısında kahvaltı etkili]]></title>
      <link>https://www.baskentgazete.com.tr/okul-basarisinda-kahvalti-etkili</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.baskentgazete.com.tr/okul-basarisinda-kahvalti-etkili" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Çocukların okul başarısı yalnızca ders çalışma süresiyle değil; uyku düzeni, fiziksel aktivite ve beslenme alışkanlıklarıyla da ilişkili.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Özellikle güne kahvaltı yapmadan başlayan çocuklarda dikkat süresinin azalabileceği, enerji düşüklüğü yaşanabileceği ve öğrenme performansının etkilenebileceği belirtiliyor.<br />
Batıgöz Sağlık Grubu Cerrahi Tıp Merkezi Beslenme ve Diyet Uzmanı Uzm. Dyt. Gamze Akbaş İşbilir, çocukluk çağında düzenli ve dengeli kahvaltının hem fiziksel gelişim hem de bilişsel performans açısından önemli bir yere sahip olduğuna dikkat çekiyor.</p>

<p><strong>KAHVALTI YAPMADAN OKULA GİTMEK KONSANTRASYONU ETKİLEYEBİLİR</strong></p>

<p>Sabah saatleri, çocukların zihinsel performansının aktif şekilde kullanılmaya başlandığı dönemlerden biridir. Uzun süren gece açlığının ardından kahvaltı yapılmadan güne başlanması, bazı çocuklarda dikkat dağınıklığı, odaklanma güçlüğü ve yorgunluk hissiyle ilişkilendirilebilir.</p>

<p>Uzm. Dyt. Gamze Akbaş İşbilir, özellikle büyüme ve gelişme çağındaki çocukların güne yeterli enerjiyle başlamasının önemine değinerek şu bilgileri paylaşıyor:</p>

<p>“Kahvaltı, çocukların gün içerisindeki enerji ihtiyacını destekleyen temel öğünlerden biridir. Düzenli kahvaltı alışkanlığı; dikkat, öğrenme ve derslere katılım süreçlerini olumlu yönde destekleyebilir. Kahvaltının atlanması ise bazı çocuklarda halsizlik, isteksizlik ve odaklanma sorunları ile ilişkilendirilebilir.”</p>

<p><strong>DOĞRU İÇERİĞİ OLUŞTURMAK DA ÖNEMLİ</strong></p>

<p>Kahvaltı içeriğinin dengeli olması da önemli. Şeker ağırlıklı ve hızlı tüketilen ürünlerin kısa süreli enerji artışı sağladıktan sonra ani düşüşlere neden olabilir.</p>

<p>Çocukların kahvaltısında protein, sağlıklı yağ, tam tahıl ve lif kaynaklarının bir arada bulunmasının daha dengeli bir enerji sağlayabileceği ifade ediliyor.</p>

<p>Sadece paketli atıştırmalıklar veya şekerli ürünlerle yapılan kahvaltılar çocukların uzun süre tok kalmasını desteklemeyebilir. Yumurta başta olmak üzere tam tahıllı ürünler ve mevsim sebzeleriyle hazırlanan dengeli bir kahvaltı modeli daha sürdürülebilir olabilir.</p>

<p><strong>HER ÇOCUK AYNI BESİNİ TÜKETMEK ZORUNDA DEĞİL</strong></p>

<p>Bazı çocukların sabah iştahsız olması ebeveynleri zorlayabiliyor. Ancak uzmanlar, çocukları zorlamak yerine yaşına, alışkanlıklarına ve günlük rutinine uygun kahvaltı modelleri oluşturmanın daha doğru bir yaklaşım olabileceğini belirtiyor.</p>

<p>Kimi çocuklar klasik kahvaltıyı tercih ederken, bazı çocuklar sütlü yulaf, ev yapımı sandviçler veya meyve destekli alternatiflerle güne daha rahat başlayabiliyor.<br />
Uzm. Dyt. Gamze Akbaş İşbilir’e göre burada önemli olan nokta, sürdürülebilir bir alışkanlık oluşturabilmek:</p>

<p>“Çocukların kahvaltıyı bir zorunluluk gibi değil, günlük yaşamın doğal bir parçası olarak görmesi önemlidir. Bu nedenle ailelerin baskıcı değil, örnek olan bir yaklaşım benimsemesi daha sağlıklı olabilir.”</p>

<p><strong>UYKU DÜZENİ VE EKRAN SÜRESİ DE BESLENME KADAR ÖNEMLİ</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Uzmanlar, düzensiz uyku saatleri ve gece geç saatlere kadar ekran kullanımının da sabah kahvaltı alışkanlıklarını etkileyebileceğini belirtiyor. Geç uyuyan çocukların sabah öğün atlama eğiliminin daha yüksek olabileceği ifade ediliyor.</p>

<p>Bu nedenle ebeveynlere yalnızca kahvaltı içeriğine değil; çocukların genel yaşam düzenine de dikkat etmeleri gerekir. Düzenli uyku, yeterli su tüketimi ve fiziksel aktiviteyle desteklenen bir yaşam tarzının okul dönemindeki genel iyilik halini olumlu yönde etkileyebileceği belirtiliyor.</p>

<p><strong>BAŞARI TEK BİR NEDENE BAĞLI DEĞİL, ANCAK BESLENME ÖNEMLİ BİR PARÇASI</strong></p>

<p>Okul başarısının tek başına beslenme düzeniyle açıklanamayacağını vurgulayan Uzm. Dyt. Gamze Akbaş İşbilir, çocukların gelişim sürecinin bütüncül değerlendirilmesi gerektiğini ifade ediyor.</p>

<p>“Her çocuk farklıdır ve okul performansını etkileyen birçok faktör vardır. Ancak düzenli ve dengeli beslenme alışkanlıkları, çocukların hem fiziksel hem zihinsel gelişimini destekleyen önemli unsurlardan biridir. Özellikle kahvaltı alışkanlığının çocukluk döneminde kazanılması uzun vadede sağlıklı yaşam davranışlarının oluşmasına katkı sağlayabilir.”</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Nursel DİLEK MANAVBAŞI</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.baskentgazete.com.tr/okul-basarisinda-kahvalti-etkili</guid>
      <pubDate>Sat, 16 May 2026 12:21:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://baskentgazetecomtr.teimg.com/crop/1280x720/baskentgazete-com-tr/uploads/2026/05/kahvalti.jpg" type="image/jpeg" length="81338"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[DSÖ, hantavirüsün küresel nüfus için riskinin düşük olduğunu tekrarladı]]></title>
      <link>https://www.baskentgazete.com.tr/dso-hantavirusun-kuresel-nufus-icin-riskinin-dusuk-oldugunu-tekrarladi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.baskentgazete.com.tr/dso-hantavirusun-kuresel-nufus-icin-riskinin-dusuk-oldugunu-tekrarladi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Genel Direktörü Tedros Adhanom Ghebreyesus, Hollanda bandıralı bir gemide görülen hantavirüsün küresel nüfus için riskinin düşük olduğunu yineledi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Ghebreyesus, DSÖ'nün haftalık basın toplantısında değerlendirmelerde bulundu. Kongo Demokratik Cumhuriyeti (KDC) yetkilileriyle ülkenin kuzeydoğusundaki Ituri eyaletinde ortaya çıkan yeni Ebola salgını hakkında görüştüklerini kaydeden Ghebreyesus, şu ana kadar 13 Ebola vakasının doğrulandığını belirtti.</p>

<p>Ghebreyesus, 1976'dan bu yana KDC'de 17 defa Ebola salgını yaşandığını anımsatarak, "Ebola salgını, hastalık salgınlarının insan sağlığı için sürekli bir tehdit oluşturduğunu ve küresel sağlık güvenliğini sürekli olarak güçlendirmek için işbirliği ve dayanışmanın önemini hatırlatıyor." dedi.</p>

<p>Hollanda bandıralı MV Hondius gemisinin yolcularına ve mürettebatına gösterdikleri dayanışma için Kanarya Adaları'nın Tenerife kentinin halkına teşekkürlerini yineleyen Ghebreyesus, bu krizi yönetmek için yaklaşık 30 hükümet ve diğer paydaşlarla birlikte çalıştıklarını söyledi.</p>

<p>Ghebreyesus, "Geminin yolcularının Tenerife'den transfer operasyonunun başarıyla tamamlandığını ve 120'den fazla kişinin şu anda kendi ülkelerinde bakıma alındığını veya nihai varış noktalarına giderken ev sahibi ülkelerde karantinaya alındığını bildirmekten memnuniyet duyuyorum." diye konuştu.</p>

<p>Geminin kaptanı Jan Dobrogowski ve 26 mürettebatın hala MV Hondius'ta yolculuğa devam ettiğini aktaran Ghebreyesus, geminin 18 Mayıs'ta Hollanda'ya varmasının beklendiğini kaydetti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>"2 MAYIS'TAN BU YANA BAŞKA ÖLÜM BİLDİRİLMEDİ"</strong></p>

<p>Ghebreyesus, "DSÖ, (hantavirüs) bu olayın küresel nüfus için riskinin düşük olduğunu tekrarlıyor ve gerektiğinde güncellemeler yayınlamaya devam edeceğiz. Bugün itibarıyla DSÖ'ye 3 ölüm dahil toplam 10 vaka bildirildi." dedi. Bu vakalardan 8'inin Andes virüsü olduğunun laboratuvarda doğrulandığını, 2'sinin ise muhtemel vaka olduğunu belirten Ghebreyesus, 2 Mayıs'tan bu yana başka ölüm bildirilmediğine dikkati çekti.</p>

<p>Ghebreyesus, "6 haftaya kadar uzayan kuluçka süresi nedeniyle yolcular ülkelerine döndüklerinde, özel tesislerde veya evlerinde karantinaya alınıp test yapıldıklarında önümüzdeki günlerde daha fazla vaka bildirilebilir. Bu, salgının genişlediği anlamına gelmez." ifadelerini kullandı.</p>

<p>Hantavirüse karşı küresel yanıtla ilgili çalışmaların sürdüğüne işaret eden Ghebreyesus, 18 Mayıs'ta Cenevre'de başlayacak Dünya Sağlık Asamblesi'nin 79. Toplantısı'nda bu yanıt gibi birçok konunun ele alınacağını dile getirdi.</p>

<p><strong>HANTAVİRÜS</strong></p>

<p>Hantavirüsün çoğunlukla kemirgenlerden bulaştığı biliniyor. Kemirgenlerin kurumuş dışkı, idrar ve salyalarının karıştığı havanın solunması, bazen de kemirgen tarafından ısırılma ya da tırmalanmayla bulaşan virüs, ateş, yorgunluk ve kas ağrısı gibi semptomlara yol açıyor. Solunum yetmezliğine de sebep olabilen hastalık, bazı durumlarda iç kanama ve böbrek yetmezliği şeklinde seyrediyor.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>AA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.baskentgazete.com.tr/dso-hantavirusun-kuresel-nufus-icin-riskinin-dusuk-oldugunu-tekrarladi</guid>
      <pubDate>Fri, 15 May 2026 19:51:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://baskentgazetecomtr.teimg.com/crop/1280x720/baskentgazete-com-tr/uploads/2026/05/thumbs-b-c-81ec28c5cbbdcec86c10f72da99fde70.jpg" type="image/jpeg" length="89461"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Beyaz yaka hastalığı: İşte başlıyor, evde geçiyor]]></title>
      <link>https://www.baskentgazete.com.tr/beyaz-yaka-hastaligi-iste-basliyor-evde-geciyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.baskentgazete.com.tr/beyaz-yaka-hastaligi-iste-basliyor-evde-geciyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Trakya Üniversitesi’nden Prof. Dr. Galip Ekuklu, kapalı ofis ortamlarının “Hasta Bina Sendromu” nedeniyle astım benzeri şikayetlere yol açabileceği uyarısında bulundu. Uzun süre aynı havaya maruz kalmanın sağlık risklerini artırdığı belirtildi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Galip Ekuklu, 21. yüzyılın önemli sağlık sorunlarından biri haline gelen "Hasta Bina Sendromu"nun kapalı ofis ortamlarında çalışanlarda astım benzeri semptomlara neden olduğu konusunda uyardı.</p>

<p>Ekuklu, modern iş yaşamındaki değişimlerin beraberinde yeni sağlık risklerini de getirdiğini belirterek dışarıdan bakıldığında korunaklı ve şık görünen yüksek binalardaki kapalı çalışma ortamlarının ciddi tehlikeler barındırdığını vurguladı.</p>

<p>Klima ve iklimlendirme sistemleriyle ısıtılıp soğutulan söz konusu binalarda çalışanların yoğun biçimde toz, temizlik maddesi, kimyasal, deodorant ve parfüm gibi maddelere maruz kaldığını anlatan Ekuklu, "Kişide astıma yatkınlık ya da ailesel bir duyarlılık varsa bu ortamlar astım gelişimi için ciddi bir risk oluşturuyor." dedi.</p>

<p><strong>ŞİKAYETLER İŞE GELİNCE BAŞLIYOR, EVE GİDİNCE GEÇİYOR</strong></p>

<p>Yapılan bilimsel çalışmalara da değinen Ekuklu, aynı ortamda çalışan kişilerde gözlemlenen tablonun oldukça çarpıcı olduğunu ifade etti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bilimsel çalışmaların ortamdaki oksijen yetersizliğinin de bu süreci olumsuz etkilediğini ortaya koyduğunu aktaran Ekuklu "Hasta Bina Sendromu' modern ofis çalışanlarında astım benzeri semptomlara yol açıyor . Araştırmalar gösteriyor ki çalışanlar işe geldikten yarım saat ile bir saat sonra astım benzeri semptomlar yaşamaya başlıyor. Bu şikayetler akşama kadar şiddetlenerek devam ediyor, işten çıkıp eve döndükten bir iki saat sonra ise kendiliğinden geriliyor." diye konuştu.</p>

<p>Kapalı ofis binalarının yapısal özelliklerinin de riski artırdığına dikkat çeken Ekuklu, bu tür binalarda pencerelerin açılamadığını ve aynı havanın sürekli içeride dolaştığını hatırlattı.</p>

<p>Çalışma ortamındaki yoğun mobilya, bilgisayar ve dolap gibi toz tutan her türlü malzemenin de astım benzeri hastalıkları tetikleyen etkenler arasında yer aldığını vurgulayan Ekuklu, zemin kaplamalarının da göz ardı edilmemesi gerektiğini sözlerine ekledi.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>AA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.baskentgazete.com.tr/beyaz-yaka-hastaligi-iste-basliyor-evde-geciyor</guid>
      <pubDate>Thu, 14 May 2026 11:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://baskentgazetecomtr.teimg.com/crop/1280x720/baskentgazete-com-tr/uploads/2026/01/depresyon-1.jpg" type="image/jpeg" length="45466"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[TEB Başkanı Demirci: İlacın internet üzerinden teminine karşıyız]]></title>
      <link>https://www.baskentgazete.com.tr/teb-baskani-demirci-ilacin-internet-uzerinden-teminine-karsiyiz</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.baskentgazete.com.tr/teb-baskani-demirci-ilacin-internet-uzerinden-teminine-karsiyiz" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Türk Eczacıları Birliği (TEB) Başkanı Mehmet İrfan Demirci, İnternet üzerinden ilaç satışı düzenlemesine ilişkin, "İlacın internet üzerinden temini meselesine karşı duran bir yapıyız. İlaca erişim diye bir sorun yok Türkiye'de. İnternet üzerinden sağlık hizmeti sunmayı, ilacı hastaya ulaştırmayı doğru bulmuyoruz" dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Türk Eczacıları Birliği Merkez Heyeti tarafından 14 Mayıs Bilimsel Eczacılık Günü'nde basın toplantısı düzenlendi. TEB Başkanı Mehmet İrfan Demirci, 187 yıldan bu yana mesleklerini bilimsellik, etik ilkeler ve halk sağlığının korunması üzerine inşa ettiklerini ifade ederek, "Bugün Türkiye'nin dört bir yanında hizmet veren 30 bini aşkın toplum eczanesi ve kamuda, akademide, sanayide görev yapan 55 bin eczacı; sağlık sistemimizin en yaygın, en erişilebilir ve en güvenilir sağlık noktası olarak hizmet sunmaktadır. Türk Eczacıları Birliği olarak bu yılki 14 Mayıs Bilimsel Eczacılık Günü temamızı; 'Sağlıklı Yaşamda Toplum Eczaneleri-Birinci Basamak Sağlık Hizmetlerinin Gücü: Eczacı' olarak belirledik. Çünkü bugün dünyada sağlık sistemleri yalnızca hastalıkların tedavisi üzerine değil, koruyucu sağlık hizmetleri, bağımlılıkla mücadele, erken tanı, kronik hastalık yönetimi, yaşlı bakımı gibi toplum temelli sağlık hizmetleri üzerinden yeniden şekillenmektedir" dedi.</p>

<p><strong>'ECZACININ SAĞLIK SİSTEMİ İÇİNDEKİ ROLÜ'</strong></p>

<p>Demirci, Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü tarafından geçen yıl yapılan araştırma sonuçlarına göre; 6 milyon kişide obezite, 700 bin kişide kardiyovasküler risk, 150 bin kişide hipertansiyon ve 500 bin kişide diyabet tanısı konulduğunu aktararak, "Her 5 kişiden 3'ünün kronik hastalık riski altında olduğunu görüyoruz. Bu veriler bizlere daha güçlü bir birinci basamak sağlık sistemine, daha yaygın koruyucu sağlık hizmetlerine ve sahadaki sağlık profesyonellerinin daha etkin kullanılmasına ihtiyaç olduğunu göstermektedir. İşte tam da bu nedenle eczacının sağlık sistemi içerisindeki rolünün güçlendirilmesi artık zorunluluktur. Kronik hastalıkların yönetiminde, koruyucu sağlık hizmetlerinde, bağışıklama hizmetlerinde, çoklu ilaç kullanımına bağlı risklerin azaltılması ve ilaç etkileşimlerinin denetlenmesi gibi güvenli ilaç kullanımına ilişkin alanlarda verilecek sağlık hizmet sunumları; gereksiz kamu harcamalarını azaltır, erken risk tespiti sağlar ve ulusal ölçekte veri üretir. Bu hizmetlerle aynı zamanda hasta sağlığı ve memnuniyeti artar, sağlığa güven güçlenir. Hastanelerde önemli ilaç bütçelerini yöneten, ilaç temini, stok yönetimi ve ilaç güvenliği süreçlerini yürüten meslektaşlarımız yüksek bir sorumluluk bilinciyle görevlerini yerine getirmektedir. Buna karşın kamu eczacıları; kadro sayısındaki yetersizlik, özlük haklarının ve ekonomik taleplerin karşılanmaması, elverişsiz çalışma ortamları, eczacının personel tanımında hak ettiği konumda bulunmaması gibi yapısal sorunlar yaşamaktadır. Bu sorunların artık aşılmasını istiyoruz" ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>'KALİTE VE AKREDİTASYON ESAS ALINMALIDIR'</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Plansız açılan fakülteler ve kontenjan artışları nedeniyle, eczacılık alanında ciddi bir istihdam krizi yaşandığına dikkat çeken Demirci, "Sağlık alanındaki bir mesleğin mensuplarının işsiz bırakılması, ülkenin en büyük gücü olan genç insan sermayesinin heba edilmesidir. Yeni eczacılık fakültesi açılışları durdurulmalıdır, kontenjanlar ülke ihtiyaçları doğrultusunda bilimsel verilere dayalı olarak yeniden belirlenmelidir, eczacılık eğitimi başarı sıralaması 50 bin ile sınırlandırılmalı, eğitimde kalite ve akreditasyon esas alınmalıdır. Türk Eczacıları Birliği ve 59 Bölge Eczacı Odamızın ortak yaklaşımı nettir; eczacılık mevzuatında yapılacak düzenlemeler, meslek örgütünün görüşü alınarak, kamu yararı ve toplum sağlığı odağında hazırlanmalıdır. Eczacılık mesleğinin geleceğini, özgür ve bağımsız eczane modelini ve toplum sağlığını riske atacak hiçbir yaklaşımı kabul etmiyoruz. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre yılda yaklaşık 9 milyon insan açlık veya açlıkla ilişkili hastalıklar nedeniyle ölürken, bunun 3 milyonunu çocuklar oluşturmaktadır. Küresel ölçekte ilaç tedarik zincirlerinde yaşanan kırılmalar, ham maddeye erişim sorunları, artan üretim maliyetleri, jeopolitik gelişmeler, yaşlanan nüfus ve kronik hastalık yükündeki artış sağlık sistemlerini doğrudan etkilemektedir" diye konuştu.</p>

<p><strong>'YERLİ İLAÇ ÜRETİMİ ÖNCELİKLENDİRİLMELİ'</strong></p>

<p>Demirci, TÜİK'in sağlık harcamalarıyla ilgili açıkladığı rakamlara değinerek, "2024 yılında toplam sağlık harcaması bir önceki yıla göre yüzde 89,6 artarken vatandaşın cebinden yaptığı sağlık harcamaları da 442,3 milyar TL seviyesine çıkmıştır. Yani toplam sağlık harcamaları içinde vatandaşın cepten ödediği tutar artarak neredeyse yüzde 19'a kadar çıkmıştır. Ülkemizde yerli ilaç üretiminin stratejik bir ulusal hedef olarak önceliklendirilmesi artık bir zorunluluktur. Akademik birikimimiz, yetişmiş insan kaynağımız ve Ar-Ge kapasitemiz, bu üretimi başarıyla gerçekleştirebilecek düzeydedir. Türk Eczacıları Birliği, 70 yılı aşkın geçmişi ve 55 bin üyesinin gücüyle ilaca güvenli erişimin en önemli güvencelerinden bir tanesidir" dedi.</p>

<p><strong>'İLACA ERİŞİM SORUNU YOK'</strong></p>

<p>Demirci, basın açıklamasının ardından gazetecilerin sorularını yanıtladı. Demirci, internet üzerinden ilaç satışı düzenlemesine ilişkin soruya, "Bu düzenleme TBMM'de değil, Sağlık Bakanlığı'nda olan bir düzenleme. Bakanlığın hazırladığı düzenleme olarak biliyoruz, bize de sözlü olarak paylaşıldı internet üzerinden ilaç temini meselesi. TEB olarak çok açık ve net bir şekilde söylüyoruz; ilacın internet üzerinden temini meselesine karşı duran bir yapıyız. Türkiye'de bulunan 31 bin eczane bunun karşısındayız ve bunun sağlıklı olmadığını düşünüyoruz. Türkiye'de mesai saatleri dışında 1300 eczane, cumartesi, pazar, bayram günlerinde mesai veren, nöbet hizmeti veren bir yapıyız. İlaca erişim diye bir sorun yok Türkiye'de. Bunu internet üzerine taşımanın çok doğru olmadığını düşünüyoruz. İnternet üzerinden sağlık hizmeti sunmayı, ilacı hastaya ulaştırmayı doğru bulmuyoruz. İnternetin, sahte ilacın en çok pazarlandığı alan olduğunu hatırlatıyorum. Sağlık Bakanlığı'nın böyle bir çalışması varsa Meclis gündemine gelmeden vazgeçileceği umudunu taşıyoruz. Çünkü reçeteli ilaçların da bu kapsamın içerisine alınacağına ilişkin bir sözlü bilgi var. Reçeteli ilaçlar yoksa, gıda takviyeleri varsa bile biz bu takviyelerin de internet üzerinden satışını doğru bulmuyoruz. Çünkü kontrol edilebilir olmuyor, nerde nasıl üretildiği konusunda şüphelerimiz var. Çok sayıda sahte ürün çıktığını da biliyoruz. İnsan sağlığını ilgilendiren her ürünün mutlaka eczanelerden, Sağlık Bakanlığı tarafından ruhsatlandırılmış eczacılar tarafından hastalara sunulması noktasında kararlılığımızı ifade etmek istiyorum" yanıtını verdi.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.baskentgazete.com.tr/teb-baskani-demirci-ilacin-internet-uzerinden-teminine-karsiyiz</guid>
      <pubDate>Wed, 13 May 2026 16:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://baskentgazetecomtr.teimg.com/crop/1280x720/baskentgazete-com-tr/uploads/2026/05/6a046fa9ab7ede844bb5a2d5.webp" type="image/jpeg" length="87894"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[DoktorTakvimi, hekimler için yapay zekâ destekli Noa Evidence’ı duyurdu]]></title>
      <link>https://www.baskentgazete.com.tr/doktortakvimi-hekimler-icin-yapay-zeka-destekli-noa-evidencei-duyurdu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.baskentgazete.com.tr/doktortakvimi-hekimler-icin-yapay-zeka-destekli-noa-evidencei-duyurdu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Dijital sağlık hizmeti sağlayıcısı DoktorTakvimi, sağlık profesyonellerinin güncel klinik kanıtlara saniyeler içinde erişmesini sağlayan yapay zekâ destekli tıbbi literatür araştırma asistanı Noa Evidence’ı kullanıma sundu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Karmaşık tıbbi bilgileri özetleyerek karar süreçlerine katkı sağlayan yeni araç, özellikle pratisyen hekimler, karmaşık vakalarla çalışan uzmanlar ve meslektaş danışmanlığına her zaman hızlı erişimi olmayan bağımsız çalışan doktorlar için önemli bir destek sunuyor.<br />
<br />
Hastalar, hasta yakınları ve sağlık araştırması yapan kullanıcılar ile sağlık profesyonellerini bir araya getiren DoktorTakvimi, sağlık profesyonellerine yönelik geliştirdiği yapay zekâ destekli tıbbi literatür araştırma asistanı Noa Evidence’ı duyurdu. Noa Evidence, hekimlerin klinik sorularına yanıt ararken binlerce hakemli makale ve güncel klinik kılavuzu saniyeler içinde tarıyor; elde ettiği bulguları doğrulanabilir ve yapılandırılmış özetler halinde sunuyor.<br />
<br />
<strong>Artan literatür yüküne karşı hızlı ve güvenilir erişim</strong><br />
<br />
Tıbbi bilgi üretimi her geçen gün artarken hekimlerin zamanı aynı hızda artmıyor. Başlıca veri tabanlarında 2,6 milyondan fazla makale indeksleniyor ve her gün binlerce yeni yayın ekleniyor. Bu yoğunluk içinde ilgili ve güvenilir bilgiye hızlıca ulaşmak ve bunu günlük pratiğe entegre etmek giderek zorlaşıyor. Noa Evidence, literatür tarama sürecini saniyelere indiriyor ve klinik karar süreçlerini güncel kanıtlarla destekliyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><img alt="" height="1600" src="https://baskentgazetecomtr.teimg.com/baskentgazete-com-tr/uploads/2026/05/1000604830.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="1066" /><br />
<br />
<strong>Klinik kullanım için özel olarak geliştirildi</strong><br />
<br />
Noa Evidence, genel amaçlı yapay zekâ araçlarından farklı olarak özellikle klinik kullanım için geliştirildi. Doktorlarla birlikte tasarlandı ve yanıtlarını doğrulanabilir tıbbi kaynaklara dayandırıyor. Bu yaklaşım, klinik araştırmaya pratikte nasıl erişildiği ve kullanıldığı açısından önemli bir değişime işaret ediyor.<br />
<br />
Veri tabanları, dergiler ve arama motorları arasında geçiş gerektiren geleneksel araştırma yöntemleri yerine Noa Evidence, doğrudan DoktorTakvimi ortamına entegre çalışıyor. Hekimler hakemli kaynaklardan sentezlenmiş bilgilere saniyeler içinde ulaşıyor, güncel klinik kılavuzları hızla inceleyebiliyor ve sunulan yanıtların kaynaklarına doğrudan erişerek bilgiyi kendileri doğrulayabiliyor. Tedavi yaklaşımlarını hastalarına açıklarken güncel kanıtlara referans verebiliyor.<br />
<br />
Araç, özellikle pratisyen hekimler, karmaşık vakalarla çalışan uzmanlar ve meslektaş danışmanlığına her zaman hızlı erişimi olmayan bağımsız çalışan doktorlar için önemli bir destek sunuyor. İlk geri bildirimler, literatüre erişim süresinin kısaldığını ve uzun kılavuzları incelemek için harcanan zamanın azaldığını gösteriyor.<br />
<br />
Noa Evidence, tıbbi literatür araştırma asistanı olarak konumlanıyor; tıbbi tavsiye, teşhis ya da hastaya özel öneri sunmuyor. Hasta verisi işlemiyor ve tüm klinik kararlar sağlık profesyonelinin sorumluluğunda kalıyor. Yaklaşımın temelinde, klinik düşünceyi desteklemek ancak onun yerini almamak anlayışı yer alıyor.<br />
<br />
DoktorTakvimi Türkiye Ülke Müdürü Hakan Türkoğlu konuyla ilgili değerlendirmesinde, “Hekimler yoğun bir tempo içinde çalışıyor ve çoğu zaman güncel literatürü detaylı şekilde tarayacak zamanı bulamıyor. Noa Evidence, kanıta dayalı tıbbi bilgiye saniyeler içinde erişim imkânı sunuyor. Böylece hekimler hem zamandan tasarruf ediyor hem de klinik kararlarını güncel verilerle destekleyebiliyor” dedi.<br />
<br />
DocPlanner AI Solutions Başkan Yardımcısı Karol Traczykowski ise, “Doktorlar, güncel kalmak ile hastalarına zaman ayırmak arasında seçim yapmak zorunda kalmamalı. Noa Evidence, saatler süren literatür taramasını saniyelere indirir ve sağlık profesyonellerinin ihtiyaç duydukları anda güncel tıbbi bilgiye erişmelerini sağlar, üstelik iş akışlarını kesintiye uğratmadan” ifadelerini kullandı.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Nursel Dilek Manavbaşı</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.baskentgazete.com.tr/doktortakvimi-hekimler-icin-yapay-zeka-destekli-noa-evidencei-duyurdu</guid>
      <pubDate>Wed, 13 May 2026 10:16:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://baskentgazetecomtr.teimg.com/crop/1280x720/baskentgazete-com-tr/uploads/2026/05/whatsapp-image-2026-05-13-at-101303.jpeg" type="image/jpeg" length="32229"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Pfizer Türkiye ve Ankara Bilkent Şehir Hastanesi'nden iş birliği protokolü]]></title>
      <link>https://www.baskentgazete.com.tr/pfizer-turkiye-ve-ankara-bilkent-sehir-hastanesinden-is-birligi-protokolu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.baskentgazete.com.tr/pfizer-turkiye-ve-ankara-bilkent-sehir-hastanesinden-is-birligi-protokolu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Pfizer Türkiye ile Ankara Bilkent Şehir Hastanesi arasında imzalanan iş birliği protokolü, Türkiye’nin klinik araştırmalar alanındaki uluslararası görünürlüğünü artırmayı ve küresel araştırma ekosistemindeki konumunu güçlendirmeyi hedefliyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Ankara Bilkent Şehir Hastanesi ile imzalanan yeni protokol, klinik araştırmalarda iş birliğini derinleştirerek Türkiye’nin uluslararası araştırmalardaki konumunu güçlendirmeyi amaçlıyor.<br />
<br />
Pfizer Türkiye ile Ankara Bilkent Şehir Hastanesi arasında imzalanan iş birliği protokolü, Türkiye’nin klinik araştırmalar alanındaki uluslararası görünürlüğünü artırmayı ve küresel araştırma ekosistemindeki konumunu güçlendirmeyi hedefliyor. Bu iş birliği kapsamında, yürürlükteki mevzuat çerçevesinde, farklı terapötik alanlarda bilimsel paylaşım, eğitim ve ortak çalışmalar desteklenerek klinik araştırma süreçlerinin daha etkin, kaliteli ve sürdürülebilir şekilde yürütülmesine katkı sağlanması amaçlanıyor. Aynı zamanda hasta erişimini artırmaya ve toplum sağlığının geliştirilmesine katkı sunacak ortak bilimsel projelerin desteklenmesi de iş birliğinin hedefleri arasında yer alıyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><img alt="" height="1152" src="https://baskentgazetecomtr.teimg.com/baskentgazete-com-tr/uploads/2026/05/whatsapp-image-2026-05-13-at-100530-1.jpeg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="2048" /><br />
<br />
<strong>Klinik araştırmalar ve yerel üretimle küresel hedeflere katkı</strong></p>

<p>Pfizer Türkiye Ülke Başkanı Metin Hullu, iş birliğine ilişkin yaptığı açıklamada şunları söyledi: “Hastaların hayatını değiştiren çığır açan yenilikler misyonu ve ‘bilim kazanacak’ anlayışımızla, 1957’den bu yana küresel bilimsel birikimimiz ile Türkiye’nin araştırma ekosistemi arasında güçlü bir köprü kuruyoruz. Sadece 2025 yılında ilaçlarımız ve aşılarımızla dünya genelinde 448 milyondan fazla hastaya ulaşarak bu misyonumuz doğrultusunda önemli bir ilerleme kaydettik. Türkiye’de toplam hacmimizin yaklaşık yüzde 77’sini yerel olarak üreterek hem yerli üretimi destekliyor hem de ülkemizin ileri teknoloji üretim kapasitesine katkı sağlıyoruz. Amacımız, Türkiye’nin küresel bilim ve bilgi ekosistemiyle bağlarını güçlendirmek ve bilimsel birikimini uluslararası alanda daha görünür kılmak. Sağlığın ekonomik kalkınma ve sürdürülebilir bir gelecek için temel bir unsur olduğuna inanıyoruz. Yenilikçi ve bilim temelli çözümlerin ekonomik, sosyal ve çevresel alanlarda önemli katkılar sağlayacağına inanıyor, bu alandaki çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Klinik araştırmaların ülkeler için stratejik bir alan olduğunu ve çok uluslu çalışmalara katılımın önemli fırsatlar sunduğunu düşünüyoruz. Sağlık alanında kamu paydaşlarıyla iş birliği içinde çalışmaya devam edeceğiz. Ankara Bilkent Şehir Hastanesi ile hayata geçirilen bu iş birliğini son derece değerli buluyor, katkıları ve iş birliği için Ankara Bilkent Şehir Hastanesi’ne teşekkür ediyoruz.”<br />
<br />
Pfizer Klinik Araştırmalar Türkiye, Rusya, Kuzey Afrika ve Orta Doğu Klinik Araştırmalar Bölge Kıdemli Direktörü Dr. Gökhan Duman ise klinik araştırmaların hastaların yenilikçi tedavilere erişimini sağlarken aynı zamanda Türkiye’de bilimsel araştırma ortamının gelişmesine ve araştırmacıların küresel Ar-Ge süreçlerinde daha etkin rol almasına önemli katkı sunduğunu belirtti. Duman sözlerine şöyle devam etti: "Küresel ilaç Ar-Ge yatırımlarının ağırlıklı olarak ABD ve Avrupa’da yoğunlaştığı bir ortamda, Türkiye’nin endüstri sponsorlu aktif klinik araştırma sayısında dünyada ilk 20 ülke arasında yer alması ve son yıllarda kaydettiği hızlı yükseliş, ülkemizin bu alandaki güçlü potansiyelini açıkça ortaya koyuyor. Pfizer Türkiye olarak 2025 yılında klinik araştırmalara yönelik yatırımlarımız 1,7 milyar TL seviyesine ulaştı. Türkiye’de ilaç Ar Ge’sinin gelişimini ve yüksek kalite standartlarında klinik araştırmalar yürütülmesini desteklemek amacıyla, 2000 yılından bu yana farklı illerde üniversiteler ve akademisyenlerle iş birliği içinde, T.C. Sağlık Bakanlığı onayıyla 39 eğitim programı hayata geçirdik ve 3.500’ün üzerinde araştırmacıya klinik araştırma eğitimi sunduk. Önümüzdeki dönemde de Türkiye’de bilimsel araştırma ortamının güçlenmesine ve yüksek nitelikli klinik araştırmaların sürdürülmesine katkı sağlamaya devam edeceğiz. "<br />
<br />
Ankara Bilkent Şehir Hastanesi Koordinatör Başhekim Yardımcısı Doç. Dr. Mehmet Köş: “Türkiye, sahip olduğu güçlü sağlık altyapısı, geniş hasta erişimi ve klinik araştırmalardaki artan başarısıyla önemli bir potansiyele sahip. Özellikle pandemi döneminde ortaya koyduğumuz başarı hem sağlık sistemimizin kapasitesini hem de insan kaynağımızın özverisini net şekilde gösterdi. Ankara Bilkent Şehir Hastanesi olarak yaklaşık 1,2 milyon metrekarelik alanımız, 4.100 yatak kapasitemiz, 20 bine yakın çalışanımız ve günlük on binlerce hasta başvurumuzla Türkiye’nin en büyük sağlık merkezlerinden biri olarak hizmet veriyoruz. Bu güçlü altyapının, klinik araştırmalar alanında da önemli fırsatlar sunduğuna inanıyoruz. Hastalarımızın yenilikçi tedavilere erişimini desteklemek, araştırma süreçlerini kolaylaştırmak ve bu alanda çalışmak isteyen tüm paydaşlara gerekli desteği sağlamak önceliklerimiz arasında yer alıyor. Bu iş birliğinin hem ülkemiz hem de hastalarımız adına değerli sonuçlar doğuracağına inanıyor, emeği geçen herkese teşekkür ediyoruz” dedi.</p>

<p><img alt="" height="1152" src="https://baskentgazetecomtr.teimg.com/baskentgazete-com-tr/uploads/2026/05/whatsapp-image-2026-05-13-at-100530-2.jpeg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="2048" /><br />
<br />
Ankara Bilkent Şehir Hastanesi Tıbbi Onkoloji İdari ve Eğitim Sorumlusu Prof. Dr. Mehmet Ali Nahit Şendur: “Bu iş birliği toplantısıyla bir kez daha gördük ki klinik araştırmalarda güçlü iş birlikleri, hastalar için önemli fırsatlar yaratıyor. Türkiye, son yıllarda klinik araştırmalar alanında artan başarısıyla öne çıkarken, Ankara Bilkent Şehir Hastanesi de açıldığı ilk günden bu yana hem altyapısı hem de süreçlerde sağladığı kolaylıklarla bu alanda öncü bir rol üstleniyor. Pfizer Türkiye ve Ankara Bilkent Şehir Hastanesi arasındaki bu iş birliği sayesinde hastaların yenilikçi tedavilere daha erken erişebilmesi adına önemli bir adım atıyoruz. Özellikle onkoloji başta olmak üzere birçok terapötik alanda klinik araştırmaların, hastalara daha konforlu ve yenilikçi tedavi seçenekleri sunduğunu görüyoruz. Çünkü biliyoruz ki bir ilacın ruhsat almasının ardından hastaların o tedaviye erişmesi yıllar sürebiliyor. Klinik araştırmalar ise hastalara bu fırsatlara çok daha erken ulaşabilme imkânı sağlıyor. Amacımız, hekimlerle birlikte hastaların en yeni tedavi seçeneklerine daha hızlı erişebilmesine katkı sunmak” dedi.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Nursel Dilek Manavbaşı</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.baskentgazete.com.tr/pfizer-turkiye-ve-ankara-bilkent-sehir-hastanesinden-is-birligi-protokolu</guid>
      <pubDate>Wed, 13 May 2026 10:10:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://baskentgazetecomtr.teimg.com/crop/1280x720/baskentgazete-com-tr/uploads/2026/05/whatsapp-image-2026-05-13-at-100530.jpeg" type="image/jpeg" length="95152"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Sağlık Bakanı Memişoğlu: Hemşire ve ebe sayımızı 330 binin üzerine çıkardık]]></title>
      <link>https://www.baskentgazete.com.tr/saglik-bakani-memisoglu-hemsire-ve-ebe-sayimizi-330-binin-uzerine-cikardik</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.baskentgazete.com.tr/saglik-bakani-memisoglu-hemsire-ve-ebe-sayimizi-330-binin-uzerine-cikardik" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, "Hemşire ve ebe sayımızı 330 binin üzerine çıkardık. Sağlık ordumuz her geçen gün daha da büyüyor ve güçleniyor. Sahada hep birlikte hizmet veriyoruz." dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Bakan Memişoğlu, Bakanlık Bilkent Yerleşkesi'nde "Ebe ve Hemşireler Günü" dolayısıyla düzenlenen programa katıldı.</p>

<p>Konuşmasına hemşirelik mesleğinin tarihine vurgu yaparak başlayan Memişoğlu, "Bizim medeniyetimizde hastaya bakmak sadece tedavi etmek değil onun ruhuna dokunmak, yüreğini ısıtmak, ona moral olmaktır. Modern hemşirelik tarihimizin temelinde de büyük bir fedakarlık yatar." ifadelerini kullandı.</p>

<p>Memişoğlu, ebe ve hemşirelerin sağlık sistemi açısından büyük bir öneme sahip olduğunu belirterek, "Anadolu irfanında ebe, tecrübenin, bilgeliğin, güvenin ve rehberliğin sembolü olarak görülmüştür. Hemşirelik de özünde kardeşliği, yakınlığı ve samimiyeti taşımaktadır. Hastayı bir yakını, kardeşi gibi gören bu anlayış asırları aşan şifa kültürümüzün ayrılmaz bir parçasıdır. Tarih boyunca hemşireliğin ve ebeliğin köklerinde bu içtenlik ve samimiyet var olmuştur." diye konuştu.</p>

<p><img height="800" src="https://web-cdnprod.aa.com.tr/uploads/Contents/2026/05/12/2cefcce4d75981d27df540cf5d634d69.jpg" width="1200" /></p>

<h2>"1 milyon anne adayımıza destek olduk"</h2>

<p>Ebe ve hemşirelerin sağlığın korunmasından tedavi ve bakım süreçlerinin yönetilmesine kadar fedakarca çalışan kahramanlar olduğunu dile getiren Memişoğlu, insanlara şifa olmak için büyük bir özveriyle görev yaptıklarını söyledi.</p>

<p>Memişoğlu, ebelerin mesleki mevzuatlarını güncelleyerek proaktif bir yaklaşımla sahanın merkezine konumlandırdıklarını aktararak, "Doğumhanelerde daha etkin hale getirdik. Bugün yaklaşık 62 bin ebeyle çok güçlü bir hizmet ağına sahibiz. Gebe okullarımızda düzenlediğimiz eğitimlerle son bir yılda yaklaşık 1 milyon anne adayımıza destek olduk." şeklinde konuştu.</p>

<p>Hemşirelerin, bakım hizmetleriyle birlikte yenilikçi fikir geliştiren, proje üreten, teknolojiyi sağlık hizmetine dönüştüren ve Türkiye'nin "Üreten Sağlık" vizyonuna yön veren önemli bir aktör haline geldiğine işaret eden Memişoğlu, şöyle devam etti:</p>

<p>"Ebe ve hemşirelerimiz sahadaki tecrübe ve birikimleriyle sağlık hizmetlerinde birçok pratik çözüm geliştiriyorlar. Geçtiğimiz yıl hemşirelerimiz tarafından geliştirilen 76 inovatif ürün için patent başvurusu yapılmıştır. TÜSEB aracılığıyla düzenlenen Sağlıkta İnovatif Fikir Yarışması'na sağlık profesyonellerimizin 1500'ü aşkın projeyle katılması, 'Üreten Sağlık' vizyonumuzun sahada ne kadar güçlü karşılık bulduğunu göstermektedir. Bu yarışmada en fazla proje üreten sağlık profesyoneli ödülünü 77 projeyle bir hemşiremizin alması da bizleri ayrıca gururlandırmıştır."</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bakan Memişoğlu, "Yeni bir fikrim var, bir projem var" diyen tüm hemşireleri, ebeleri ve sağlık çalışanlarını Üreten Sağlık Portalı'na kayıt olmaya davet etti.</p>

<p><strong>"SON BİR YILDA HEMŞİRELİK ALANINDA 700'Ü AŞKIN SERTİFİKASYON EĞİTİMİ DÜZENLEDİK"</strong></p>

<p>Türkiye'nin tedavi hemşireliğinden acil bakım hemşireliğine, koruyucu hemşirelikten ameliyathane ve yoğun bakım hemşireliğine kadar bu alanda dünyada yeni ufuklar açabilecek altyapıya ve insan gücüne sahip olduğunu belirten Memişoğlu, "Son bir yılda hemşirelik alanında 700'ü aşkın sertifikasyon eğitimi düzenledik. Sertifikasına uygun alanda çalışan ve iş yükü fazla olan hemşirelerimizi daha güçlü şekilde teşvik edecek, destekleyecek bir sisteme geçmek için çalışmalarımızı sürdürüyoruz." değerlendirmesinde bulundu.</p>

<p>Türk hemşiresinin adanmışlık ruhuna millet olarak bizzat şahit olduklarını dile getiren Memişoğlu, şunları kaydetti:</p>

<p>"Pandemide, kendi evladına, ailesine sarılamama pahasına, günlerce evine gitmeden hastalarının nefesi olanlar sizlerdiniz. 6 Şubat depremlerinde gecesini gündüzüne katan enkaz altında hiç tanımadığı yaralılara koşan, deprem anında kendi canını düşünmeden kuvözlere ve hastalarımıza siper olan kahramanlarımızı aziz milletimiz asla unutmayacaktır. Sabahlara kadar nöbet tutan bütün mesai arkadaşlarımı bu ülkenin gurur kaynağı olarak görüyorum. Hemşire ve ebe sayımızı 330 binin üzerine çıkardık. Sağlık ordumuz her geçen gün daha da büyüyor ve güçleniyor. Sahada hep birlikte hizmet veriyoruz. Ebe ve hemşirelerimizin çalışma şartlarını iyileştirmek, mesleki değerlerini daha da yükseltmek için adımlar atmaya devam edeceğiz."</p>

<p>Program kapsamında, Türk hemşireliğinin öncü isimlerinden ve Türkiye'nin ilk savaş hemşiresi olarak kabul edilen Safiye Hüseyin Elbi anısına düzenlenen ödül töreninde, vefa ve özel ödül kategorilerinde dereceye giren ebe ve hemşirelere ödülleri verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>AA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.baskentgazete.com.tr/saglik-bakani-memisoglu-hemsire-ve-ebe-sayimizi-330-binin-uzerine-cikardik</guid>
      <pubDate>Tue, 12 May 2026 22:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://baskentgazetecomtr.teimg.com/crop/1280x720/baskentgazete-com-tr/uploads/2026/05/thumbs-b-c-c7e7fe4cb92ca69ec4c11f683e1787cc.jpg" type="image/jpeg" length="22930"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Bakan Memişoğlu: Hemşire ve ebe sayımızı 330 binin üzerine çıkardık]]></title>
      <link>https://www.baskentgazete.com.tr/bakan-memisoglu-hemsire-ve-ebe-sayimizi-330-binin-uzerine-cikardik</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.baskentgazete.com.tr/bakan-memisoglu-hemsire-ve-ebe-sayimizi-330-binin-uzerine-cikardik" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, "Hemşire ve ebe sayımızı 330 binin üzerine çıkardık. Sağlık ordumuz her geçen gün daha da büyüyor ve güçleniyor" dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Bakan Memişoğlu, ‘İlk Nefeste Siz, Her Umutta Siz’ temasıyla Sağlık Bakanlığı'nda gerçekleştirilen ‘Ebe ve Hemşireler Günü Programı’na katıldı. Memişoğlu, “Ebe ve hemşirelerimiz, sağlık sistemimiz açısından daima büyük öneme sahip olmuştur. Anadolu irfanında ebe; tecrübenin, bilgeliğin, güvenin ve rehberliğin sembolü olarak görülmüştür. Hemşirelik de özünde kardeşliği, yakınlığı ve samimiyeti taşımaktadır. Hastayı bir yakını, kardeşi gibi gören bu anlayış asırları aşan şifa kültürümüzün ayrılmaz bir parçasıdır. Tarih boyunca hemşireliğin ve ebeliğin köklerinde bu içtenlik ve samimiyet var olmuştur. Ebe ve hemşireler, sağlığın korunmasından tedavi ve bakım süreçlerinin yönetilmesine kadar fedakarca çalışan kahramanlarımızdır. Gece gündüz demeden, hiç tanımadıkları insanlara şifa olmak için büyük özveriyle görev yapmaktadırlar. Ebelerin mesleki mevzuatlarını güncelleyerek proaktif bir yaklaşımla sahanın merkezine konumlandırdık. Doğumhanelerde daha etkin hale getirdik. Bugün yaklaşık 62 bin ebeyle çok güçlü bir hizmet ağına sahibiz. Gebe okullarımızda düzenlediğimiz eğitimlerle son bir yılda yaklaşık 1 milyon anne adayımıza destek olduk” ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>‘76 İNOVATİF ÜRÜN İÇİN PATENT BAŞVURUSU YAPILMIŞTIR’</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Memişoğlu, hemşirelerin üreten sağlık vizyonuna yön veren önemli aktörler haline geldiğini vurgulayarak, “Sahadaki tecrübe ve birikimleriyle sağlık hizmetlerinde birçok pratik çözüm geliştiriyorlar. Geçtiğimiz yıl hemşirelerimiz tarafından geliştirilen 76 inovatif ürün için patent başvurusu yapılmıştır. TÜSEB aracılığıyla düzenlenen Sağlıkta İnovatif Fikir Yarışması’na sağlık profesyonellerimizin 1500’ü aşkın projeyle katılması, ‘Üreten sağlık’ vizyonumuzun sahada ne kadar güçlü karşılık bulduğunu göstermektedir. Bu yarışmada en fazla proje üreten sağlık profesyoneli ödülünü 77 projeyle bir hemşiremizin alması da bizleri ayrıca gururlandırmıştır. Buradan ‘yeni bir fikrim var, bir projem var’ diyen tüm hemşirelerimizi, ebelerimizi ve sağlık çalışanlarımızı Üreten Sağlık Portalı’na kaydolmaya davet ediyorum. Gelin, yenilikçi fikirlerinizi birlikte geliştirelim. Türkiye, tedavi hemşireliğinden acil bakım hemşireliğine, koruyucu hemşirelikten ameliyathane ve yoğun bakım hemşireliğine kadar hemşirelik alanında dünyada yeni ufuklar açabilecek altyapıya, insan gücüne sahip bir ülke. Son bir yılda hemşirelik alanında 700’ü aşkın sertifikasyon eğitimi düzenledik. Sertifikasına uygun alanda çalışan ve iş yükü fazla olan hemşirelerimizi daha güçlü şekilde teşvik edecek, destekleyecek bir sisteme geçmek için çalışmalarımızı sürdürüyoruz” diye konuştu.</p>

<p><strong>'SAĞLIK ORDUMUZ HER GEÇEN GÜN BÜYÜYOR'</strong></p>

<p>Türk hemşiresinin adanmışlık ruhuna millet olarak bizzat şahit olduklarını hatırlatan Memişoğlu, “Pandemide, kendi evladına, ailesine sarılamama pahasına, günlerce evine gitmeden hastalarının nefesi olanlar sizlerdiniz. 6 Şubat depremlerinde gecesini gündüzüne katan; enkaz altında hiç tanımadığı yaralılara koşan, deprem anında kendi canını düşünmeden kuvözlere ve hastalarımıza siper olan kahramanlarımızı aziz milletimiz asla unutmayacaktır. Sabahlara kadar nöbet tutan bütün mesai arkadaşlarımı bu ülkenin gurur kaynağı olarak görüyorum. Hemşire ve ebe sayımızı 330 binin üzerine çıkardık. Sağlık ordumuz her geçen gün daha da büyüyor ve güçleniyor. Sahada hep birlikte hizmet veriyoruz. Ebe ve hemşirelerimizin çalışma şartlarını iyileştirmek, mesleki değerlerini daha da yükseltmek için adımlar atmaya devam edeceğiz” dedi.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.baskentgazete.com.tr/bakan-memisoglu-hemsire-ve-ebe-sayimizi-330-binin-uzerine-cikardik</guid>
      <pubDate>Tue, 12 May 2026 16:42:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://baskentgazetecomtr.teimg.com/crop/1280x720/baskentgazete-com-tr/uploads/2026/05/6a03293cab7ede844bb59791.webp" type="image/jpeg" length="17263"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Hareketsizlik ağrıyı artırıyor, duruş bozukluklarını tetikliyor]]></title>
      <link>https://www.baskentgazete.com.tr/hareketsizlik-agriyi-artiriyor-durus-bozukluklarini-tetikliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.baskentgazete.com.tr/hareketsizlik-agriyi-artiriyor-durus-bozukluklarini-tetikliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Masa başında geçirilen uzun saatler ağrılara dönüşüyor. Atabay Medikal Direktörü ve Halk Sağlığı Uzmanı Dr. Murat Yaycı, hareketsiz geçen uzun saatlerin, vücudun dengesini bozarak kas ve eklemlere yük bindirdiğini, bu durumun zamanla ağrıya ve duruş bozukluklarına yol açabildiğini söyledi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Pandemi döneminde evden çalışma alışkanlığı yerleşti ve insanlar günün çoğunu bilgisayar başında geçirir hale geldi. Böylece masa başı çalışma artık hayatın büyük bir parçası oldu.</p>

<p>Dr. Murat Yaycı ise hareketsiz geçen uzun saatlerin, vücudun dengesini bozduğunu söyledi. Dr. Murat Yaycı, “Hareketsizlik sonucunda kas ve eklemlere yük biniyor. Uzun süre aynı pozisyonda kalmak, vücudun doğal hareket ihtiyacını engelliyor. Bu da zamanla ağrıya, sertliğe ve duruş bozukluklarına yol açabiliyor” dedi.</p>

<p>Dr. Murat Yaycı, masa başında çalışırken yaşanan ağrıların en temel nedeninin vücudun aynı pozisyonda uzun süre kalması olduğunu vurguladı. İnsan bedeninin sürekli hareket etmeye programlandığına dikkat çeken Dr. Murat Yaycı, “Fakat bilgisayar başında geçirilen saatler boyunca baş öne eğilir, omuzlar düşer, sırt kamburlaşır. Bu duruş biçimi, boyun ve sırt kaslarının sürekli kasılı kalmasına yol açar. Gün boyunca kaslara binen bu yük zamanla artar; önce hafif bir gerginlik hissedilir, ardından ağrılar belirginleşir. Sandalyenin yüksekliği uygun değilse ya da bel desteği yetersizse, bu baskı daha da fazlalaşır. Ağrılar bir anda ortaya çıkmaz. Vücut önce küçük sinyaller verir, fark edilmezse bu sinyaller kalıcı ağrılara dönüşür” diye konuştu.</p>

<p><strong>“VÜCUDUN VERDİĞİ SİNYALLERE DİKKAT”</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Günlük yaşam temposunda özellikle masa başı çalışanların çoğunun bu ağrıları geçici bir yorgunluk olarak gördüğüne işaret eden Dr. Murat Yaycı sözlerini şöyle sürdürdü: “Ancak vücudun verdiği bu sinyalleri görmezden gelmek, ileride daha ciddi sorunlara yol açabilir. Sürekli tekrarlayan ağrılar, zamanla duruş bozukluklarına ve hareket kısıtlılığına neden olabilir. Vücudumuzun düzenli harekete ihtiyacı vardır. Uzun süre aynı pozisyonda kalmak kasları yorar, omurgayı zorlar. Gün içinde küçük aralar vermek bile ağrının önüne geçebilir.”</p>

<p><strong>KÜÇÜK DEĞİŞİKLİKLER BÜYÜK FARK YARATABİLİR</strong></p>

<p>Dr. Murat Yaycı, masa başında çalışanların küçük alışkanlık değişiklikleriyle büyük fark yaratabileceğini vurgulayarak şu önerilerde bulundu:</p>

<p>“Her 30–45 dakikada bir kısa bir mola verin. Molalarda birkaç dakika yürüyün veya basit esneme hareketleri yapın. Ekranın göz hizasında olmasına ve oturulan sandalyenin bel boşluğunu desteklemesine dikkat edin. Oturma pozisyonunuzu sık sık değiştirin, dirseklerinizi gövdenize yakın tutun. Çalışma süresince birkaç dakikalık omuz, boyun ve bel esnemeleri yapın.”</p>

<p>Dr. Murat Yaycı, bu adımların kan akışını artırarak kasların gevşemesini sağladığını belirterek, “Çalışma süresince birkaç dakikalık yapılan esnemeler, günün sonunda hissedilen yorgunluğu azaltır, dikkati ve odaklanmayı artırır. Düzenli hareket, ağrısız bir yaşam için en etkili çözümlerden biridir” diye konuştu.</p>

<p><strong>BİRKAÇ HAFTADAN UZUN SÜREN BELİRTİLERE DİKKAT</strong></p>

<p>Dr. Murat Yaycı, birkaç haftadan uzun süren, hareketle artan ağrı, uyuşma, karıncalanma gibi belirtilere dikkat çekti. Bu durumda bir uzmandan destek alınması gerektiğini vurgulayan Dr. Murat Yaycı, “Erken dönemde yapılacak değerlendirmeler, ilerleyen dönemde oluşabilecek kalıcı kas-iskelet sistemi sorunlarının önüne geçebilir. Vücudumuzun sesini duymak, sağlıklı bir geleceğe atılan ilk adımdır” ifadelerini kullandı.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Cemil Cahit Saraçoğlu</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.baskentgazete.com.tr/hareketsizlik-agriyi-artiriyor-durus-bozukluklarini-tetikliyor</guid>
      <pubDate>Tue, 12 May 2026 09:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://baskentgazetecomtr.teimg.com/crop/1280x720/baskentgazete-com-tr/uploads/2026/05/hareketsizlik-agriyi-artiriyor.jpg" type="image/jpeg" length="65083"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Sağlık Bakanlığı: Üç vatandaşımızın Hantavirüs sonuçlarının negatif olduğu saptandı]]></title>
      <link>https://www.baskentgazete.com.tr/saglik-bakanligi-uc-vatandasimizin-hantavirus-sonuclarinin-negatif-oldugu-saptandi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.baskentgazete.com.tr/saglik-bakanligi-uc-vatandasimizin-hantavirus-sonuclarinin-negatif-oldugu-saptandi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sağlık Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada "(Hantavirüs) Üç vatandaşımızın sonuçlarının negatif olduğu saptanmış olup, önerilen süre boyunca karantinada tutulacaklardır." denildi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Bakanlıktan yapılan açıklamada, uluslararası bir seyahat gemisinde bulunan vatandaşların tahliye ve takip sürecine ilişkin güncel bilgiler paylaşıldı.</p>

<p>Sürecin titizlikle yürütüldüğü belirtilen açıklamada, gemideki son 3 vatandaşın da ambulans uçakla ülkeye ulaştırıldığı, yakın takip ve izolasyon süreçlerinin derhal başlatıldığı kaydedildi.</p>

<p><strong>5 vatandaşın sağlık durumu yakından izleniyor</strong></p>

<p>Daha önce Türkiye'ye giriş yapan 2 kişiyle birlikte toplam 5 kişiden numune alındığı ifade edilen açıklamada, şu bilgilere yer verildi;</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Söz konusu vatandaşlarımızdan alınan numunelerin sonuçlarının negatif olduğu saptanmıştır. Vatandaşlarımız, uzmanlarca önerilen süre boyunca <a href="https://www.trthaber.com/etiket/karantina/" rel="nofollow" target="_blank">karantina</a> altında tutulmaya devam edilecektir. Sağlık Bakanlığı ekipleri tarafından klinik durumları sürekli değerlendirilmekte ve sağlık durumları yakından takip edilmektedir.</p>

<p><strong>Herhangi bir semptoma rastlanmadı</strong></p>

<p>Yapılan izlemlerde şu ana kadar söz konusu 5 kişide herhangi bir klinik belirti veya semptoma rastlanmadığı vurgulanan açıklamada, sürecin Bakanlık tarafından büyük bir hassasiyetle ve yakından takip edildiği bildirildi.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>AA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.baskentgazete.com.tr/saglik-bakanligi-uc-vatandasimizin-hantavirus-sonuclarinin-negatif-oldugu-saptandi</guid>
      <pubDate>Mon, 11 May 2026 17:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://baskentgazetecomtr.teimg.com/crop/1280x720/baskentgazete-com-tr/uploads/2024/04/saglik-bakanligi-stok-1753234.jpg" type="image/jpeg" length="30506"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Türkiye'de tuz tüketimi dünya ortalamasının 3 katı!]]></title>
      <link>https://www.baskentgazete.com.tr/turkiyede-tuz-tuketimi-dunya-ortalamasinin-3-kati</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.baskentgazete.com.tr/turkiyede-tuz-tuketimi-dunya-ortalamasinin-3-kati" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Dünya Sağlık Örgütü'nün günlük 5 gram sınırına karşın, Türkiye'de kişi başı tuz tüketimi 15 grama kadar ulaşarak hayati risk oluşturuyor. Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Murat Sünbül, aşırı tuzun sadece tansiyonu değil; kalp, böbrek ve mide sağlığını da doğrudan tehdit ettiğini belirterek "sinsi tuz" kaynaklarına karşı uyardı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>AŞIRI tuz tüketiminin vücutta birçok sistemi olumsuz etkilediğini belirten Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Murat Sünbül, “Tuz tüketimi arttıkça vücutta sodyum ve su tutulumu artar. Bu durum damar içi hacmi yükselterek kan basıncının artmasına neden olur. Uzun vadede kalp kasında kalınlaşma, koroner arter hastalığı, kalp yetersizliği, inme ve kronik böbrek hastalığı gibi ciddi tablolar ortaya çıkabilir. Ülkemizde yapılan çalışmalar günlük ortalama tuz tüketiminin 10-15 gram civarında olduğunu gösteriyor. Bu da önerilen sınırın yaklaşık 2-3 katı anlamına geliyor” dedi.</p>

<p>Dünyada olduğu gibi Türkiye’de de tuz tüketiminin önerilen sınırların üzerinde seyrettiğine dikkat çeken İstinye Üniversitesi Liv Hospital Topkapı Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Murat Sünbül, aşırı tuz alımının özellikle kalp ve damar sağlığı üzerinde ciddi riskler oluşturduğunu belirtti.</p>

<p>Dünya Sağlık Örgütü’nün erişkinler için günlük tuz tüketimini 5 gramın altında önerdiğini hatırlatan Prof. Dr. Sünbül, Türkiye’de bu miktarın oldukça aşıldığını vurgulayarak, “Ülkemizde yapılan çalışmalar günlük ortalama tuz tüketiminin 10-15 gram civarında olduğunu gösteriyor. Bu da önerilen sınırın yaklaşık 2-3 katı anlamına geliyor ve önemli bir halk sağlığı sorunu oluşturuyor” diye konuştu.</p>

<p><strong>‘KALP VE BÖBREK SAĞLIĞINI DOĞRUDAN ETKİLİYOR’</strong></p>

<p>Aşırı tuz tüketiminin vücutta birçok sistemi olumsuz etkilediğini ifade eden Prof. Dr. Sünbül, özellikle hipertansiyonun en önemli nedenlerinden biri olduğuna dikkat çekti. Prof. Dr. Sünbül, “Tuz tüketimi arttıkça vücutta sodyum ve su tutulumu artar. Bu durum damar içi hacmi yükselterek kan basıncının artmasına neden olur. Uzun vadede kalp kasında kalınlaşma, koroner arter hastalığı, kalp yetersizliği, inme ve kronik böbrek hastalığı gibi ciddi tablolar ortaya çıkabilir” dedi.</p>

<p>Prof. Dr. Sünbül, yüksek tuz tüketiminin yalnızca kalp-damar hastalıklarıyla sınırlı kalmadığını; osteoporoz ve mide kanseri ile de ilişkili olabileceğini belirtti.</p>

<p><strong>‘GIDA TERCİHLERİ GÖZDEN GEÇİRİLMELİDİR’</strong></p>

<p>Toplumda tuz tüketiminin genellikle sofrada eklenen tuzla ilişkilendirildiğini ancak asıl riskin işlenmiş gıdalardan geldiğini belirten Prof. Dr. Sünbül, “Toplam tuz alımının yaklaşık yüzde 70-80’i işlenmiş ve paketli gıdalardan sağlanıyor. Ekmek, peynir, zeytin, şarküteri ürünleri, hazır çorbalar, soslar ve fast-food ürünler en önemli gizli tuz kaynaklarıdır. Sofrada eklenen tuzun payı ise oldukça düşüktür. Bu nedenle yalnızca tuzluğu kaldırmak yeterli değildir. Gıda tercihlerinin de gözden geçirilmesi gerekir” dedi.</p>

<p><strong>‘ÇOCUKLUKTA BAŞLAYAN ALIŞKANLIKLAR GELECEĞİ ETKİLİYOR’</strong></p>

<p>Çocukluk döneminde yüksek tuz tüketiminin uzun vadeli sağlık risklerini artırdığına dikkat çeken Prof. Dr. Sünbül, “Erken yaşta fazla tuz tüketimi kan basıncını yükseltir ve erişkin dönemde hipertansiyon gelişme riskini artırır. Aynı zamanda çocuklarda tuzlu ve işlenmiş gıdalara yönelik tat alışkanlığı oluşur. Bu durum obezite, damar sertliği ve böbrek hastalıklarına zemin hazırlayabilir” ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>‘TAT ALGISI KISA SÜREDE DEĞİŞİYOR’</strong></p>

<p>Tuz tüketimini azaltmanın zor olmadığını belirten Prof. Dr. Sünbül, vücudun bu değişime hızla uyum sağladığını söyledi. Prof. Dr. Sünbül, “Bilimsel çalışmalar, tuz alımı azaltıldığında 2-4 hafta içinde tat algısının değiştiğini gösteriyor. Bu süreçte bireyler daha az tuzlu yiyecekleri yeterli bulmaya başlar ve eski alışkanlıklar fazla tuzlu gelir” diye konuştu.</p>

<p><strong>‘TUZUN TÜRÜ DEĞİL, MİKTARI ÖNEMLİ’</strong></p>

<p>Kaya tuzu, deniz tuzu ya da Himalaya tuzu gibi alternatiflerin daha sağlıklı olduğu yönündeki yaygın inanışa da değinen Prof. Dr. Sünbül, “Bu tuzların tamamı büyük oranda sodyum klorür içerir. Kardiyovasküler açıdan belirleyici olan tuzun türü değil, miktarıdır. Ancak iyotlu tuz kullanımı, iyot eksikliğini önlemek açısından önemlidir” dedi.</p>

<p><strong>‘GÜNLÜK HAYATTA ALINABİLECEK ÖNLEMLER’</strong></p>

<p>Tuz tüketimini azaltmanın sanıldığı kadar zor olmadığını belirten Prof. Dr. Sünbül, günlük yaşamda uygulanabilecek pratik önerileri şöyle sıraladı:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>“İşlenmiş gıdaları azaltmak, alışverişte etiketleri okuyarak düşük sodyumlu ürünleri tercih etmek, yemeklerde tuzu kademeli olarak azaltmak, lezzeti baharatlar ve doğal aromalarla artırmak, tuzluk kullanmamak ve dışarıda yemek yerken ‘az tuzlu’ tercih etmek tuz alımını önemli ölçüde düşürür.”</p>

<p>Prof. Dr. Sünbül, kalp ve böbrek sağlığını korumak için en etkili adımın tuz tüketimini azaltmak olduğunu belirterek, “Küçük değişiklikler, uzun vadede büyük sağlık kazanımları sağlar. Önemli olan sürdürülebilir bir alışkanlık geliştirmektir” diye konuştu.</p>

<p></p>

<p></p>

</p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.baskentgazete.com.tr/turkiyede-tuz-tuketimi-dunya-ortalamasinin-3-kati</guid>
      <pubDate>Mon, 11 May 2026 10:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://baskentgazetecomtr.teimg.com/crop/1280x720/baskentgazete-com-tr/uploads/2026/05/d9917f18-f13f-4458-88fb-53d184366acc.jpg" type="image/jpeg" length="36132"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Araştırma: Egzersiz, depresyon için terapi ya da ilaçtan daha etkili olabilir]]></title>
      <link>https://www.baskentgazete.com.tr/arastirma-egzersiz-depresyon-icin-terapi-ya-da-ilactan-daha-etkili-olabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.baskentgazete.com.tr/arastirma-egzersiz-depresyon-icin-terapi-ya-da-ilactan-daha-etkili-olabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İngiltere'de yapılan bir araştırma, düzenli egzersizin depresyon belirtilerini azaltmada terapiyle benzer etki gösterebildiğini ortaya koydu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>İngiltere'deki Lancashire Üniversitesi araştırmacıları tarafından yapılan çalışma, düzenli egzersizin depresif belirtiler üzerinde terapiye yakın bir etki gösterebildiğini ortaya koydu. Araştırmada, yaklaşık 5 bin hastayı kapsayan 73 randomize kontrollü araştırma mercek altına alındı. Uzmanlar, özellikle orta yoğunlukta yapılan egzersizlerin depresyon belirtilerini hafifletmede daha etkili göründüğünü bildirdi. Egzersizin süresi ve şiddetinin kişilerin fiziksel kapasitesine göre değişmesi gerektiğini kaydeden bilim insanları, “Her birey için tek tip bir program yerine, sürdürülebilir alışkanlıkların esas alınması gerek” açıklamasında bulundu.</p>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Çalışmada, egzersizin antidepresanlarla karşılaştırıldığında da benzer etkiler gösterebildiği aktarıldı. Buna karşın, bu etkinin uzun vadede devam edip etmediğini ortaya koyacak yeterli verinin henüz bulunmadığı vurgulandı. Araştırmada, egzersizin herhangi bir tedavi uygulanmayan ya da kontrol grubundaki bireylere kıyasla depresyon belirtilerini en az orta düzeyde azalttığı ifade edildi. Ayrıca terapi ya da ilaç kullanmayı tercih etmeyen kişiler için düzenli fiziksel aktivitenin, göz ardı edilmemesi gereken bir seçenek olduğu da belirtildi.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.baskentgazete.com.tr/arastirma-egzersiz-depresyon-icin-terapi-ya-da-ilactan-daha-etkili-olabilir</guid>
      <pubDate>Sun, 10 May 2026 22:49:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://baskentgazetecomtr.teimg.com/crop/1280x720/baskentgazete-com-tr/uploads/2026/05/a-r-a-s-t-i-r-m-a-e-g-z-e-r-s-i-z-d-e-p-r-e-s-y-o-n-i-c-i-n-t-e-r-a-1303352-387497.jpg" type="image/jpeg" length="17493"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[‘Gece geç saatlerde yemek yemek metabolizmayı olumsuz etkiliyor’]]></title>
      <link>https://www.baskentgazete.com.tr/gece-gec-saatlerde-yemek-yemek-metabolizmayi-olumsuz-etkiliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.baskentgazete.com.tr/gece-gec-saatlerde-yemek-yemek-metabolizmayi-olumsuz-etkiliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Diyetisyen Zeliha Perçin, kilo verme sürecini sekteye uğratan yaygın hatalara dikkat çekti. Perçin, “Paketli gıdalar, hazır içecekler ve soslar düşündüğünüzden çok daha fazla şeker içerebilir. Bu durum sık acıkmaya ve fazla kalori alımına yol açar. Etiket okuma alışkanlığı kazanmak bu noktada oldukça önemlidir. Gece geç saatlerde yemek yemek metabolizmayı olumsuz etkiliyor. Bu saatlerde metabolizma yavaşladığı için alınan enerjinin yakılması zorlaşır” dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Fazla kilolardan kurtulmak isteyenler için doğru beslenme kadar yapılan hataların fark edilmesi de büyük önem taşıyor. Günlük hayatta fark edilmeden yapılan bazı alışkanlıklar, kilo verme sürecini zorlaştırabiliyor ve motivasyonu düşürebiliyor. Medipol Üniversitesi Sefaköy Hastanesi’nden Diyetisyen Zeliha Perçin, kilo vermeyi güçleştiren 5 önemli beslenme hatasını anlattı.</p>

<p><strong>‘DÜZENLİ VE DENGELİ ÖĞÜNLER İŞTAH KONTROLÜ AÇISINDAN ÖNEMLİ’</strong></p>

<p>Öğün atlamanın kilo verme sürecini olumsuz etkilediğini belirten Perçin, “Uzun süre aç kalmak vücudu koruma moduna geçirir ve metabolizma hızını düşürür. Bu durum kan şekerinde dalgalanmalara neden olarak bir sonraki öğünde kontrolsüz yeme isteğini artırır” dedi. Düzenli ve dengeli öğünlerin iştah kontrolü açısından önemli olduğunu ifade etti.</p>

<p></p>

<p><strong><img alt="‘ G E C E G E C S A A T L E R D E Y E M E K Y E M E K M E T A B O L I 1300925 386927" height="1999" src="https://baskentgazetecomtr.teimg.com/baskentgazete-com-tr/uploads/2026/05/g-e-c-e-g-e-c-s-a-a-t-l-e-r-d-e-y-e-m-e-k-y-e-m-e-k-m-e-t-a-b-o-l-i-1300925-386927.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="2999" /></strong></p>

<p><strong>GİZLİ ŞEKER TÜKETİMİ</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Günlük hayatta fark edilmeden tüketilen şekerli ürünlere dikkat çeken Perçin, “Paketli gıdalar, hazır içecekler ve soslar düşündüğünüzden çok daha fazla şeker içerebilir. Bu durum sık acıkmaya ve fazla kalori alımına yol açar. Etiket okuma alışkanlığı kazanmak bu noktada oldukça önemlidir. Gece geç saatlerde yemek yemek metabolizmayı olumsuz etkiliyor. Bu saatlerde metabolizma yavaşladığı için alınan enerjinin yakılması zorlaşır ve yağ depolanma eğilimi artar. Akşam öğünlerinin dengeli planlanması gerekir” dedi.</p>

<p><strong>‘DUYGUSAL YEME FARK EDİLMELİ’</strong></p>

<p>Stres, kaygı ve üzüntü gibi duyguların yeme davranışını tetikleyebileceğini ifade eden Perçin, “Duygusal açlık çoğu zaman yüksek kalorili yiyeceklere yönelmeye neden olur. Bu nedenle fiziksel açlık ile duygusal açlık ayrımını yapmak ve alternatif yöntemler geliştirmek önemlidir. Yetersiz su tüketimi de kilo kontrolünü zorlaştırıyor. Susuzluk hissi çoğu zaman açlıkla karıştırılır. Bu da gereksiz kalori alımına yol açabilir. Günlük yeterli su tüketimi hem metabolizmayı destekler hem de iştah kontrolüne yardımcı olur. Bu yaygın hataların fark edilmesi ve kişiye özel beslenme planlarının uygulanmasıyla kilo verme süreci daha sağlıklı ve sürdürülebilir hale gelebilir. Doğru yaklaşım küçük ama etkili adımlarla başlar” diye konuştu.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.baskentgazete.com.tr/gece-gec-saatlerde-yemek-yemek-metabolizmayi-olumsuz-etkiliyor</guid>
      <pubDate>Sat, 09 May 2026 22:17:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://baskentgazetecomtr.teimg.com/crop/1280x720/baskentgazete-com-tr/uploads/2026/05/g-e-c-e-g-e-c-s-a-a-t-l-e-r-d-e-y-e-m-e-k-y-e-m-e-k-m-e-t-a-b-o-l-i-1300926-386927.jpg" type="image/jpeg" length="69233"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA['Sanal medya platformları, sosyalleşme amacından uzaklaştı']]></title>
      <link>https://www.baskentgazete.com.tr/sanal-medya-platformlari-sosyallesme-amacindan-uzaklasti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.baskentgazete.com.tr/sanal-medya-platformlari-sosyallesme-amacindan-uzaklasti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[TÜRK Psikologlar Derneği Genel Başkan Yardımcısı Uzm. Psikolog Ali Demirel, sanal medya platformlarının başlangıçtaki 'sosyalleşme' amacından uzaklaşıp, yapay bir ortama dönüştüğünü belirterek, kullanıcıları uyardı. Etkileşim ve ticaret odaklı yapıya dikkat çeken Demirel, "Bağımlılık riski taşıyan sanal dünyanın bilinçsiz kullanımı, bireylerin gerçeklik algısını ve duygusal tepkilerini köreltebilir. Empati duygusunda da azalma görülebilir" dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Türk Psikologlar Derneği Bursa Şube Başkanı Uzm. Psikolog Ali Demirel, internetin yaygınlaşmaya başladığı dönemde sosyalleşme amacıyla kullanılan sanal medya platformlarının, bugün etkileşim ve ticaret odaklı bir yapıya dönüştüğünü belirtti. Demirel, "Sanal medya ilk ortaya çıktığında 'sosyal medya’ olarak adlandırılıyordu. Zamanla bu kavram, 'sanal medya'ya dönüştü ve bu yeni ismin daha gerçekçi ve açıklayıcı olduğu söylenebilir. Başlangıçta insanlar sosyalleşmek, birbirlerini bulmak ve iletişim kurmak amacıyla bu mecrayı kullanıyordu. Ancak günümüzde gerçeklikten uzaklaşan ve adeta ayrı bir dünya oluşturan bir yapıya evrildi. Bu nedenle 'sanal medya’ ifadesi, bugünkü durumu daha doğru şekilde tanımlamaktadır. Eskiden sahip olduğu sosyal amaç ve içerikten uzaklaşarak daha yapay bir ortama dönüştüğünü söylemek mümkündür" diye konuştu.</p>

<p><strong>‘KİŞİ FARKINDA OLMADAN BAĞIMLI HALE GELİR’</strong></p>

<p>Sanal medyada yer alan beğeni, yorum ve paylaşım gibi unsurlarla kullanıcıya bir ödül hissi sunulduğunu belirten Ali Demirel, "İnsanlar takdir edilme duygusunu elde etmek için içerik üretmeye yönelir. Bu durum, kumar bağımlılığındaki değişken ödül sistemine benzetilebilir. Örneğin, bir oyunda her zaman kazanamazsınız ama zaman zaman kazanç elde edersiniz. Sanal medyada da beğeni ve yorumlar düzensiz aralıklarla gelir. Bu belirsizlik, kullanıcıyı sürekli içerik üretmeye ve ödül beklemeye iter. Bu süreç zamanla beynin dopamin dengesini etkileyebilir. Dopamin, haz duygusuyla ilişkili bir hormondur. Dengesinin bozulması, kişiyi sürekli haz arayışına yönlendirir. Beyin bu döngüyü tekrar etmek ister ve kişi farkında olmadan ekran ve sanal medya kullanımına bağımlı hale gelebilir" dedi.</p>

<p></p>

<p><strong><img alt="Sanal Medya Platformlari Sosyallesme A 1300687 386851 (2)-1" height="959" src="https://baskentgazetecomtr.teimg.com/baskentgazete-com-tr/uploads/2026/05/sanal-medya-platformlari-sosyallesme-a-1300687-386851-2-1.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="1706" /></strong></p>

<p><strong>‘RUH SAĞLIĞINI KORUMAK ADINA DİJİTAL DETOKS YAPILABİLİR'</strong></p>

<p>Yetişkinlerin sanal medyadaki olumsuz içeriklerden etkilenmemek için alabileceği önlemlerden de bahseden Ali Demirel, "Ruh sağlığını korumak adına dijital detoks uygulamak bunlardan biridir. Aslında sanal medyayı zararlı hale getiren unsur, kullanım şekli ve süresidir. Bu nedenle kullanım dozunu ve içerik tercihlerini kontrol etmek büyük önem taşır. Kişilerin takip ettikleri hesapları ve maruz kaldıkları içerikleri bilinçli şekilde seçmeleri, kendilerine ait bir filtre oluşturmaları gerekir. Bunun yanı sıra farkındalık geliştirmek de oldukça önemlidir. Çünkü çoğu zaman içerik akışı içinde maruz kalınan içerikler fark edilmeden tüketilebilir. Örneğin, yoğun şiddet içeren bir içerikle karşılaşıldığında, bunun kişide ne hissettirdiğini ve nasıl bir etki bıraktığını birkaç dakika düşünmek bile farkındalık kazandırabilir. Bu tür küçük farkındalık çalışmaları, ilerleyen süreçte benzer içeriklerle etkileşime girmeyi azaltabilir. Sonuç olarak, kullanım sıklığı, içerik seçimi ve farkındalık düzeyi, sağlıklı bir sanal medya deneyimi için belirleyici unsurlardır" diye konuştu.</p>

<p><strong>ÇOCUK VE ERGENLERDE RİSKLER VE EBEVEYN ROLÜ</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Yetişkinlerin, davranışlarını kontrol edebilme ve bilinçli filtreler oluşturabilme açısından daha avantajlı olduğunu ancak çocuk ve ergenlerde durumunun daha riskli olduğunu belirten Demirel, "Yetişkinler farkındalıkla içerikten uzaklaşabilirken, çocuklar bunu yapmakta zorlanır. Ayrıca beyin gelişiminin henüz tamamlanmamış olması, bu etkilerin daha yoğun yaşanmasına neden olabilir. Bu nedenle çocukların ve ergenlerin ekran ve sanal medya kullanımı yakından takip edilmelidir. Burada en büyük sorumluluk, ebeveynlere düşer. Çocuklar ve ergenler açısından önemli risklerden biri de oyunlarda, sanal medyada ve televizyon içeriklerinde yer alan şiddet unsurlarıdır. Günümüzde yalnızca çocuklar değil, yetişkinler de bu tür içeriklere yoğun şekilde maruz kalmaktadır. Ancak özellikle gelişim çağındaki bireyler, bu içeriklerden çok daha fazla etkilenmektedir. Şiddet içeren oyunlar ve yayınlar, zamanla şiddetin normal bir davranış biçimi olarak algılanmasına yol açabilir. Çocuklar, bu tür eylemleri sıradan ve kabul edilebilir davranışlar olarak görmeye başlayabilir. Bu durum, şiddetin algılanış biçimini kökten değiştirebilir" dedi.</p>

<p><strong>'EMPATİ YOKSUNU DAVRANIŞLARA ZEMİN HAZIRLAR'</strong></p>

<p>Sanal medyada kontrolsüz içeriklerin ‘çözüm yöntemi’ olarak sunulduğuna da dikkat çeken Demirel, "Oyunlarda, dizilerde ve sanal medya içeriklerinde şiddetin çoğu zaman sorun çözen bir araç gibi gösterildiği görülür. Bu tür içeriklere maruz kalan çocuk ve ergenler, şiddetin etkili ve geçerli bir yöntem olduğu düşüncesini benimseyebilir. Bu durum zamanla pekişerek gerçek hayata da yansıyabilir. Benzer etkiler zaman zaman yetişkinlerde de görülebilir ve şiddetin çözüm olarak sunulması, bu davranışın taklit edilmesine de yol açabilir. Şiddet içerikli oyunlarda ölüm kavramının ele alınış biçimi de çocuklar için ayrı bir risk oluşturur. Oyunlarda ve çizgi filmlerde karakterlerin ölüp, yeniden hayata dönmesi, çocukların ölüm kavramını yanlış anlamasına yol açabilir. Psikolojik gelişim açısından, ölümün geri dönüşü olmayan bir durum olduğu gerçeği genellikle 10 yaş civarında tam olarak kavranır. Daha küçük yaşlarda çocuklar olayları somut şekilde değerlendirdiği için, bu tür içerikler onların zihninde karmaşa yaratabilir. Bu durum, zarar algısının da yanlış gelişmesine neden olur. Çocuk, şiddetin sonuçlarını hafife alabilir veya gerçek hayatta da benzer durumların telafi edilebilir olduğunu düşünebilir. Bu da kontrolsüz, empati yoksunu ve riskli davranışlara zemin hazırlayabilir" diye konuştu.</p>

<p><strong>'ZARAR ALGISI SOMUT VE ANLAŞILIR ŞEKİLDE ANLATILMALI'</strong></p>

<p>Yetişkinlerin kendi dijital kullanım alışkanlıklarında uyguladıkları filtreyi, çocuklar için de geçerli kılmaları gerektiğini söyleyen Ali Demirel, "Çocukların en çok zorlandığı konulardan biri, zarar algısıdır. Bu nedenle maruz kaldıkları içeriklerin neden ve nasıl zararlı olabileceği, somut ve anlaşılır örneklerle anlatılmalıdır. Bu açıklamalar, çocuğun gerçeklik algısını güçlendirmeye yardımcı olur. Her ne kadar filtreleme yapılmış olsa da çocukların zaman zaman uygun olmayan içeriklere maruz kalması mümkündür. Çocuğun içerikten ne kadar etkilendiği ve hangi içeriklere maruz kaldığı hızlıca değerlendirilmelidir. Zedelenen duygular tespit edilerek onarılmasına destek olunmalı, özellikle empati duygusu güçlendirilmelidir. Sonuç olarak, çocukları korumanın temelinde iki önemli adım vardır. Sağlıklı bir dijital filtre oluşturmak ve bu filtrenin yetersiz kaldığı durumlarda çocuğun duygusal gelişimini ve gerçeklik algısını yeniden güçlendirmek" dedi.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.baskentgazete.com.tr/sanal-medya-platformlari-sosyallesme-amacindan-uzaklasti</guid>
      <pubDate>Sat, 09 May 2026 18:55:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://baskentgazetecomtr.teimg.com/crop/1280x720/baskentgazete-com-tr/uploads/2026/05/getty-images-1585619138-d4fa957c29704ff0a89615917433ad99-1200x798.jpg" type="image/jpeg" length="82097"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[DSÖ: Hantavirüsün küresel nüfus için oluşturduğu riski düşük olarak değerlendiriyoruz]]></title>
      <link>https://www.baskentgazete.com.tr/dso-hantavirusun-kuresel-nufus-icin-olusturdugu-riski-dusuk-olarak-degerlendiriyoruz</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.baskentgazete.com.tr/dso-hantavirusun-kuresel-nufus-icin-olusturdugu-riski-dusuk-olarak-degerlendiriyoruz" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), hantavirüsün küresel nüfus için oluşturduğu riski düşük olarak değerlendirdiğini, bu nedenle epidemiyolojik durumu izlemeyi ve risk değerlendirmesini güncellemeyi sürdüreceğini bildirdi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>DSÖ, Arjantin'den Afrika'nın batısındaki Cabo Verde'ye (Yeşil Burun Adaları) giden Hollanda bandıralı "MV Hondius" isimli geminin yolcularında hantavirüs tespit edilmesi sonrasında yaşanan gelişmelere ilişkin yeni bir yazılı açıklama yaptı.</p>

<p>Açıklamada, 2 Mayıs'ta bir yolcu gemisinde ciddi solunum yolu hastalığı olan bir grup yolcunun DSÖ'ye bildirildiği kaydedilerek, "O sırada, gemi işletmecisine göre, gemide 147 yolcu ve mürettebat bulunuyordu ve 34 yolcu ve mürettebat daha önce gemiden inmişti." denildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Daha sonra 8 Mayıs itibarıyla 3 ölüm de dahil toplam 8 şüpheli hantavirüs vakasının bildirildiği kaydedilen açıklamada, 6 şüpheli vakada hantavirüs enfeksiyonu olduğunun doğrulandığı ve tümünün "Andes" virüsü olarak tanımlandığı aktarıldı.</p>

<p>Açıklamada, DSÖ'nün uluslararası temas takibini desteklediğine değinilerek, "DSÖ, bu olayın küresel nüfus için oluşturduğu riski düşük olarak değerlendiriyor. DSÖ, epidemiyolojik durumu izlemeye ve risk değerlendirmesini güncellemeye devam edecek. Gemideki yolcular ve mürettebat için risk orta düzeyde kabul ediliyor." denildi.</p>

<p>Şu anda 4 hastanın hastanede tedavi gördüğü belirtilen açıklamada, bunlardan birinin Güney Afrika'nın Johannesburg kentinde yoğun bakımda olduğuna, ikisinin Hollanda'daki farklı hastanelerde ve diğerinin de İsviçre'nin Zürih kentinde bulunduğuna işaret edildi.</p>

<h3><strong>Hantavirüs</strong></h3>

<p>Hantavirüs, çoğunlukla kemirgenlerden bulaşan bir hastalık olarak biliniyor. Kemirgenlerin kurumuş dışkı, idrar ve salyalarının karıştığı havanın solunması, bazen de kemirgen tarafından ısırılma ya da tırmalanmayla bulaşan virüs, ateş, yorgunluk ve kas ağrısı gibi semptomlara yol açıyor.</p>

<p>Solunum yetmezliğine de sebep olabilen virüs, bazı durumlarda iç kanama ve böbrek yetmezliği şeklinde seyrediyor.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>AA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.baskentgazete.com.tr/dso-hantavirusun-kuresel-nufus-icin-olusturdugu-riski-dusuk-olarak-degerlendiriyoruz</guid>
      <pubDate>Sat, 09 May 2026 16:07:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://baskentgazetecomtr.teimg.com/crop/1280x720/baskentgazete-com-tr/uploads/2026/05/thumbs-b-c-c65d81ef5a59e2277eec5a8cc629ea3a.jpg" type="image/jpeg" length="56627"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Prof. Dr. Ayhan: Menopozun ilk 5 yılında kemiklerin yüzde 10’u kaybediliyor]]></title>
      <link>https://www.baskentgazete.com.tr/prof-dr-ayhan-menopozun-ilk-5-yilinda-kemiklerin-yuzde-10u-kaybediliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.baskentgazete.com.tr/prof-dr-ayhan-menopozun-ilk-5-yilinda-kemiklerin-yuzde-10u-kaybediliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. Figen Ayhan, menopoz döneminin yalnızca hormonal değişimlerle sınırlı kalmadığını, kas-iskelet sistemi üzerinde önemli etkiler oluşturduğunu söyleyerek, “Menopozun ilk 5 yılında kemik kitlemizin yüzde 10 kadarını kaybediyoruz. 40 yaşından sonra her yıl kaslarımızın yüzde 8 kadarı eriyor ve menopozla birlikte kaslarda protein yıkımı hızlanıyor. Kemik ve kas sağlığı için büyük kas gruplarını çalıştırmalıyız, aktif bir yaşam tarzı benimsemeliyiz” dedi]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Medicana International Ankara Hastanesi Menopoz Wellness Komitesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon uzmanı Prof. Dr. Figen Ayhan, menopozla birlikte yumurtalık fonksiyonlarının azalmasına bağlı olarak östrojen, progesteron ve testosteron seviyelerinde belirgin düşüş yaşandığını belirterek, bu değişimlerin kas, kemik ve eklem sağlığını etkilediğini söyledi. Prof. Dr. Ayhan, “Ateş basmaları ve gece terlemeleri ile kendini gösteren hormonal eksikliklerimiz nedeniyle menopozun ilk 5 yılında kemik kitlemizin yüzde 10 kadarını kaybediyoruz. 40 yaşından sonra her yıl kaslarımızın yüzde 8 kadarı eriyor ve menopozla birlikte kaslarda protein yıkımı hızlanıyor. Benzer şekilde eklemlerimiz de değişiyor, tutulmaya, aşınmaya ve ağrımaya başlıyor. Sonuç olarak kas- iskelet sağlığımız gittikçe bozuluyor ve yaşlanma süreciyle gittikçe daha hareketsiz ve şişman bireylere dönüşüyoruz. Sıcak basmaları ve gece terlemeleri aynı zamanda uykuyu bozuyor, kilo alma, karında yağ birikmesi ve fiziksel aktivitede azalma nedeniyle eklemlerde ağrı ve yangılar gittikçe daha fazla artırıyor” diye konuştu.</p>

<p><strong>‘AKTİF YAŞAM TARZI KRİTİK ROL OYNUYOR’</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu süreçte hareket ve egzersizin temel rol oynadığını ifade eden Prof. Dr. Ayhan, şu önerilerde bulundu; “Kemik ve kas sağlığı için büyük kas gruplarını çalıştırmalıyız, aktif bir yaşam tarzı benimseyerek, her gün düzenli bir şekilde spor eğitmenleri desteğiyle denge egzersizleri, Tai Chi, Qi Gong ve yürüyüş egzersizleri yaparak bu süreci başarıyla yönetebiliriz. Eklem sağlığımız için de haftada 3-4 gün dirençli kas kuvvetlendirme egzersizleri yapılmalı. Östrojen azalması kas protein yıkımını ve kemiklerde incelmeyi beraberinde getirdiği için direnç egzersizleriyle birlikte günlük protein alımımız kilo başına 1-1,2 gram olmalı. Diyetisyen kontrolünde kalsiyum, magnezyum ve D vitamininden zengin bir diyet seçilmeli. Diyette protein içeriği kadar lif içeriği de yeterli yükseklikte olmalı. Direnç egzersizleri ile birlikte günde 3-5 g kreatin de tüketilebilir. Kalsiyum, magnezyum, vitamin D3K2, omega-3, protein ve kreatin gibi gıda takviyeleri doktor reçetesiyle birlikte kontrollü ve belli sürede olacak şekilde planlanmalı.”</p>

<p><strong>‘BU DÖNEM KRİTİK BİR FIRSAT PENCERESİDİR’</strong></p>

<p>Prof. Dr. Ayhan, bu süreçte fiziksel tıp ve rehabilitasyon uzman desteğinin önemine dikkat çekerek, “Osteopeni, osteoporoz, sarkopeni ve eklem hastalıkları başta olmak üzere tüm kas-iskelet ağrılarında fiziksel tıp ve rehabilitasyon uzmanlarına başvurulmalıdır. Menopozun ilk yıllarında kas-iskelet yıkım süreci daha hızlı seyrettiği için, menopozun ilk 5 yılında ilgili tanı, tedavi ve takipleriniz ileri dönemde oluşacak kemik kırıkları ve kas kayıplarını önlemek açısından bir fırsat penceresidir, lütfen bu kıymetli zamanı kaçırmayın” dedi.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.baskentgazete.com.tr/prof-dr-ayhan-menopozun-ilk-5-yilinda-kemiklerin-yuzde-10u-kaybediliyor</guid>
      <pubDate>Fri, 08 May 2026 16:05:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://baskentgazetecomtr.teimg.com/crop/1280x720/baskentgazete-com-tr/uploads/2026/05/b-c-f-l-w-g-ey-k-r-qu-y-g-uq-snr-s-shgqi-rg50w-t-am-rq-v-wmce-1.jpeg" type="image/jpeg" length="25482"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[‘Hantavirüs ağır enfeksiyonlara yol açabiliyor’]]></title>
      <link>https://www.baskentgazete.com.tr/hantavirus-agir-enfeksiyonlara-yol-acabiliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.baskentgazete.com.tr/hantavirus-agir-enfeksiyonlara-yol-acabiliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Son günlerde gündeme gelen hantavirüsün ağır enfeksiyonlara yol açabileceğini belirten Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Hüsrev Diktaş, virüsün KOVİD-19 gibi küresel bir pandemiye dönüşmesinin beklenmediğini ancak özellikle kemirgen temasına ve kapalı alan temizliğine karşı önlemler alınması gerektiğini ifade etti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye’de de en son 1997’de görülen hastalığın çıkış noktasını, bulaşma yollarını ve korunma yöntemlerini değerlendiren Medipol Acıbadem Bölge Hastanesi’nden Doç. Dr. Hüsrev Diktaş, paniğe kapılmadan bilinçli hareket edilmesi gerektiğini belirtti.</p>

<p><strong>‘HANTAVİRÜS AĞIR TABLOLARA YOL AÇABİLİYOR’</strong></p>

<p>Hantavirüsün ciddi enfeksiyon tablolarına neden olabildiğini belirten Doç. Dr. Diktaş, “Hastalık ateş, ishal, bulantı ve kusma gibi belirtilerle başlayabiliyor. Ancak ilerleyen süreçte ağır solunum problemleri, kanama ve böbrek yetmezliği gibi ciddi klinik tablolar gelişebiliyor. Virüsün temel bulaş yolu kemirgenlerden oluşuyor. Farelerin dışkı, idrar ve salgılarının ortama karışmasıyla enfekte partiküller oluşuyor. Bu partiküllerin solunması sonucu hastalık bulaşabiliyor. Özellikle garaj, depo, bodrum ve uzun süre kullanılmayan yazlık evler riskli alanlar arasında bulunuyor” diye konuştu.</p>

<p><strong>‘TEMİZLİK YAPARKEN DİKKAT EDİLMELİ’</strong></p>

<p>Riskli alanların temizliği sırasında gerekli önlemlerin alınması gerektiğini belirten Doç. Dr. Diktaş, “Fare dışkısı bulunan alanlar süpürülerek temizlenmemeli. Öncelikle dezenfektanla ıslatılmalı, ardından maske ve eldiven kullanılarak dikkatli şekilde temizlenmeli. Hantavirüsün insandan insana bulaş riski düşük. Dünya Sağlık Örgütü şu an için KOVİD-19 benzeri büyük bir pandemi beklemediğini açıkladı. Ancak nadir de olsa insandan insana bulaş ihtimali göz önünde bulundurulmalı” dedi.</p>

<p><strong>‘ERKEN MÜDAHALE HAYATİ ÖNEM TAŞIYOR’</strong></p>

<p>Virüse karşı özel bir tedavi bulunmadığını belirten Doç. Dr. Diktaş, “Bu nedenle erken tanı, hastaların izole edilmesi ve yoğun bakım desteğinin sağlanması büyük önem taşıyor” ifadelerini kullandı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Doç. Dr. Diktaş, “DSÖ tarafından Türkiye, Kanada, Danimarka, Almanya, Hollanda, Yeni Zelanda, Saint Kitts ve Nevis, Singapur, İsveç, İsviçre, İngiltere, ABD bilgilendirilme geçilen ülkelerin arasında yer alıyor” dedi.</p>

<p></p>

</p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.baskentgazete.com.tr/hantavirus-agir-enfeksiyonlara-yol-acabiliyor</guid>
      <pubDate>Fri, 08 May 2026 13:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://baskentgazetecomtr.teimg.com/crop/1280x720/baskentgazete-com-tr/uploads/2026/05/hantavirusjpg.webp" type="image/jpeg" length="80548"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Türk ilaç sanayisi yerli üretim için masaya oturuyor]]></title>
      <link>https://www.baskentgazete.com.tr/turk-ilac-sanayisi-yerli-uretim-icin-masaya-oturuyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.baskentgazete.com.tr/turk-ilac-sanayisi-yerli-uretim-icin-masaya-oturuyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Türk ilaç sanayisinde yerli üretim kapasitesini artırmaya yönelik önemli bir adım atılıyor. TİYSAT (Teknoloji, İlaç ve Yerli Sanayi Topluluğu Kümelenmesi) tarafından Artkim Global organizatörlüğünde düzenlenecek B2B İş Olanakları Etkinliği, 14 Mayıs’ta İstanbul Rumeli Han’da sektörün paydaşlarını bir araya getirecek.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Osmanlı döneminde eczacılık faaliyetlerine ev sahipliği yapmış olan Rumeli Han’da gerçekleştirilecek etkinlik, sektörel iş birliklerini tarihsel bir zeminde buluşturacak. Yerli ilaç üreticileriyle ile yerli tedarikçiyi buluşturacak etkinlik, Türk ilaç sanayisinin geleceğini yerli üretim odağında yeniden şekillendirmeyi hedefliyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>İLAÇ ÜRETİMİNİN TÜM HALKALARI TEK PLATFORMDA</strong></p>

<p>Sadece TİYSAT üyelerine özel masa katılımıyla gerçekleştirilecek etkinlikte; makine, ham madde, yazılım ve sarf malzeme üreticileri, ilaç sektörünün karar vericileriyle birebir görüşmeler yapma imkânı bulacak. Organizasyonun, yerli tedarik zincirinin güçlendirilmesi ve sürdürülebilir iş birliklerinin geliştirilmesine katkı sağlaması hedefleniyor. Etkinlik, ilaç üretim sürecinin farklı aşamalarında faaliyet gösteren yerli firmalar ile üreticileri doğrudan buluşturarak sektördeki önemli bir ihtiyaca yanıt veriyor. Katılımcılar, üretim süreçlerini iyileştirecek çözümleri yerinde değerlendirme ve yeni iş bağlantıları kurma fırsatı elde edecek.</p>

<p><strong>YERLİ ÜRETİMLE GÜÇLENEN SEKTÖR</strong></p>

<p>TİYSAT’ın, Türkiye’de ilaç sanayisinin tüm bileşenlerini yerli üretim odağında bir araya getiren ve sektörler arası iş birliğini güçlendiren bir kümelenme olduğunu belirten TİYSAT<strong> </strong>Yönetim Kurulu Başkanı Erdinç Yaşrin; “İlaç üreticilerinden ham madde ve ekipman tedarikçilerine, yazılım ve otomasyon çözümlerinden lojistik ve sarf malzemeye kadar sektörün tüm halkalarını kapsayan bu yapıyla, yerli üretim kapasitesini artırmayı ve Türk ilaç sanayisinin küresel rekabet gücünü yükseltmeyi hedefliyoruz. 14 Mayıs’ta Rumeli Han’da gerçekleştireceğimiz etkinliğimiz, Osmanlı döneminde eczacılık faaliyetlerine ev sahipliği yapmış bu tarihi mekânın mirasını modern inovasyon ve stratejik iş birliği vizyonumuzla buluşturacak. Bu özel buluşma ile Türk ilaç sanayisinin geleceğini yerli üretim ekseninde şekillendirecek, sektörde kalıcı ve yüksek katma değerli iş birliklerinin önünü açacak stratejik bir platform oluşturmayı amaçlıyoruz” ifadelerinde bulundu.</p>

<p><strong>“KÜRESEL REKABETTE YENİ DENKLEM”</strong></p>

<p>Artkim Global Kurucusu ve CEO’su Ahmet Güler, etkinliğe ilişkin değerlendirmesinde: “İlaç sanayisi, yalnızca ekonomik büyüklüğüyle değil, aynı zamanda stratejik önemiyle de ülkelerin kalkınmasında belirleyici rol oynayan sektörlerin başında geliyor. Bu ölçekte bir sektörde sürdürülebilir başarı elde edebilmenin temel koşulu ise güçlü, entegre ve yerli bir tedarik zinciri yapısına sahip olmaktan geçiyor. Bu etkinlik ile amacımız; yerli üreticilerimizi yalnızca görünür kılmak değil, onları doğrudan karar vericilerle buluşturarak kalıcı ve yüksek katma değerli iş birliklerinin önünü açmak. Bugün küresel rekabet, yalnızca üretim kapasitesiyle değil; tedarik zinciri yönetimi, teknoloji geliştirme ve iş birliği kabiliyetiyle şekilleniyor. TİYSAT B2B Etkinliği’ni de bu bakış açısıyla, sektörün tüm paydaşlarını aynı zeminde buluşturan stratejik bir platform olarak konumlandırıyoruz. Bu organizasyonun, Türk ilaç sanayisinin yerli üretim ekseninde güçlenmesine ve uluslararası rekabetçiliğinin artmasına önemli katkılar sağlayacağına inanıyoruz.” ifadelerini kullandı</p>

<p><strong>YERLİ TEKNOLOJİYLE KÜRESEL REKABETTE DAHA GÜÇLÜ BİR TÜRKİYE</strong></p>

<p>TİYSAT B2B İş Olanakları Etkinliği, yerli teknoloji ve üretim gücünü merkeze alan yaklaşımıyla, Türk ilaç sanayisinin küresel pazarlarda daha güçlü bir konuma ulaşmasına katkı sunmayı hedefliyor. 14 Mayıs Bilimsel Eczacılık Günü’nde gerçekleşecek bu özel buluşma, sektörün tüm paydaşlarını ortak bir vizyon etrafında bir araya getirecek. Yerli üretim temelli yeni iş birliklerinin doğmasının hedeflendiği buluşma; stratejik kararların şekillendiği ve geleceğin üretim modelinin inşa edildiği güçlü bir platform olarak öne çıkıyor. Bu etkinlikte ziyaretçi olarak yer almak için <a href="http://www.tiysat.org/b2b2026" rel="nofollow"><u>www.tiysat.org/b2b2026</u></a> sayfasını ziyaret edebilirsiniz.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Nursel Dilek Manavbaşı</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.baskentgazete.com.tr/turk-ilac-sanayisi-yerli-uretim-icin-masaya-oturuyor</guid>
      <pubDate>Fri, 08 May 2026 11:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://baskentgazetecomtr.teimg.com/crop/1280x720/baskentgazete-com-tr/uploads/2026/05/1778142354-dsc08931-1.jpg" type="image/jpeg" length="94325"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
