<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>Başkent - Ankara'nın Gazetesi</title>
    <link>https://www.baskentgazete.com.tr</link>
    <description>başkent, başkent gazetesi, ankaranın gazetesi, ankara, gazete</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.baskentgazete.com.tr/rss/saglik" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2023. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Sat, 04 Jul 2026 10:42:05 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.baskentgazete.com.tr/rss/saglik"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[Takviye gıda pazarı 2030’a kadar 2,5 milyar dolara ulaşacak]]></title>
      <link>https://www.baskentgazete.com.tr/takviye-gida-pazari-2030a-kadar-25-milyar-dolara-ulasacak</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.baskentgazete.com.tr/takviye-gida-pazari-2030a-kadar-25-milyar-dolara-ulasacak" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Gıda Takviyesi ve Beslenme Derneği’nin (GTBD) XSights iş birliğiyle yürüttüğü araştırma, son üç ayda en az bir takviye edici gıda kullandığını belirtenlerin oranının yüzde 49,2’den yüzde 74,8’e yükseldiğini ortaya koydu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye’de takviye edici gıda sektörü hem pazar büyüklüğü hem de tüketici güveni açısından dikkat çekici bir büyüme sürecinden geçiyor. 2024 yılında 1,43 milyar dolara ulaşan pazarın, yıllık ortalama yüzde 10,1 büyümeyle 2030’da 2,5 milyar dolara ulaşması beklenirken; Aynı dönemde kategoriye duyulan genel güven yüzde 60'tan yüzde 77'ye çıkarken, "yeterli denetim yapılıyor" algısı da yüzde 23'ten yüzde 52'ye<u> </u>ulaştı. Araştırma sonuçları, büyüyen pazarla birlikte takviye edici gıda kategorisinin daha geniş bir tüketici kitlesine ulaşırken güven ve denetim algısı bakımından da güç kazandığını ortaya koydu.</p>

<p>Araştırmada ortaya çıkan tablo, takviye edici gıdaların yalnızca büyüyen bir kategori olmadığını; tüketici nezdinde daha görünür, daha güvenilir ve daha kurumsal bir yapıya dönüştüğünü gösteriyor. Kullanımın artması, güvenin yükselmesi ve denetim algısının güçlenmesi; sektörün istikrarlı, bilimsel ve öngörülebilir bir zeminde ilerlediğini gösteriyor. GTBD raporuna göre bu değişimde, son yıllarda güçlenen denetim mekanizmaları ile kurumlar arası görev paylaşımına dayalı mevcut yapı belirleyici rol oynuyor. Türkiye’de takviye edici gıdalar; ürün onayı, üretim, ithalat, ihracat ve piyasa denetimleri açısından Tarım ve Orman Bakanlığı’nın; sağlık beyanları açısından Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu’nun (TİTCK); reklam ve tanıtım denetimleri açısından ise Ticaret Bakanlığı’nın görev alanında yer alıyor. Bu görev paylaşımına dayalı yapı hem gıda güvenliğini hem de tüketici sağlığını birlikte gözeten tamamlayıcı bir denetim modeli oluşturuyor.</p>

<p><img alt="1782124987 Samet Serttas" height="533" src="https://baskentgazetecomtr.teimg.com/baskentgazete-com-tr/uploads/2026/07/1782124987-samet-serttas.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="800" /></p>

<p><strong>TÜKETİCİ GÜVENİNDEKİ ARTIŞ, MEVCUT YAPININ SAHADA KARŞILIK BULDUĞUNU GÖSTERİYOR</strong></p>

<p>Tüketici güvenindeki artışın, sektörün son yıllarda kurduğu yapının sahada karşılık bulduğunu gösterdiğini belirten GTBD Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Samet Serttaş, “Bugün takviye edici gıdalar çok daha geniş bir tüketici kitlesinin düzenli olarak kullandığı bir kategoriye dönüştü. Daha da önemlisi, güven düzeyindeki artış ve denetim algısındaki yükseliş, mevcut sistemin tüketici nezdinde karşılık bulduğunu gösteriyor. Kullanım oranındaki artış, kategorinin daha görünür hale geldiğine işaret ederken; güven düzeyindeki yükseliş de tüketicinin ürün içeriği, denetim ve satın alma kanalları konusunda daha bilinçli hareket ettiğini ortaya koyuyor. Tüketici güvenindeki artışı yalnızca bir pazar göstergesi olarak değil, aynı zamanda bu yapının işlediğine dair önemli bir çıktı olarak görmek gerekiyor” dedi.</p>

<p><strong>GÜVENİ BÜYÜTEN BU İSTİKRARLI ZEMİNİ KORUMAK ÖNEMLİ</strong></p>

<p>Mevzuat tarafındaki güncel tartışmaları değerlendiren Serttaş, sektörün asıl ihtiyacının yeni bir yapı tartışması değil, tüketici güvenini destekleyen istikrarlı zeminin korunması olduğunu vurguladı. Serttaş: “Bugün tüketici güveninde gördüğümüz yükselişin arkasında, kuralların net olduğu ve denetim mekanizmalarının işlediği bir sistem var. Tüketici güveninin yükseldiği, kullanımın yaygınlaştığı ve denetim algısının güçlendiği bir tabloda, öncelik yeni bir belirsizlik alanı yaratmak değil; güveni büyüten bu istikrarlı zemini korumak olmalı” dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Önümüzdeki dönemde sektörün odağında tüketici güvenini destekleyen uygulamaların daha da güçlendirilmesi yer alacağını belirten Dr. Samet Serttaş, “Ürün takip sistemleri, yerli hammadde yatırımları, şeffaf etiketleme yaklaşımı ve bilimsel temelli denetim altyapısı, sektörün gelecek dönem ajandasında öne çıkan başlıklar arasında yer alıyor. Takviye edici gıda sektöründe bugün geldiğimiz noktayı yalnızca pazar büyüklüğüyle değil, tüketicinin güveniyle okumak gerekiyor. Kullanımın artması, güvenin yükselmesi ve denetim algısının güçlenmesi; sektörün istikrarlı, bilimsel ve öngörülebilir bir zeminde ilerlediğini gösteriyor. Bundan sonraki en önemli sorumluluğumuz da bu zemini korumak ve daha da güçlendirmek” diye konuştu.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Nursel DİLEK MANAVBAŞI</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.baskentgazete.com.tr/takviye-gida-pazari-2030a-kadar-25-milyar-dolara-ulasacak</guid>
      <pubDate>Fri, 03 Jul 2026 10:06:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://baskentgazetecomtr.teimg.com/crop/1280x720/baskentgazete-com-tr/uploads/2026/07/68c5e0539d6a4a425549c57a.webp" type="image/jpeg" length="16155"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Prof. Dr. Levent Alpay: "Evre 2 Akciğer Kanserinde Cerrahi Hâlâ En Güçlü Silah"]]></title>
      <link>https://www.baskentgazete.com.tr/prof-dr-levent-alpay-evre-2-akciger-kanserinde-cerrahi-hala-en-guclu-silah</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.baskentgazete.com.tr/prof-dr-levent-alpay-evre-2-akciger-kanserinde-cerrahi-hala-en-guclu-silah" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Göğüs Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Levent Alpay, akciğer kanserinin ikinci evresinde hastalığın nasıl ilerlediğini, cerrahinin bu süreçteki merkezi rolünü ve adjuvan tedavilerin katkısını bilimsel veriler ışığında aktarıyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Akciğer kanseri tanısı konulan her dört hastadan biri, hastalığın lokal yayılım aşamasına karşılık gelen Evre 2'de başvurmaktadır. Bu evrede tümör büyümüş ya da yakın çevresindeki lenf bezlerine sıçramış olmakla birlikte uzak organlara henüz ulaşmamıştır.</p>

<p>Evre 2, cerrahinin belirleyici rol oynadığı ve doğru tedavi planlamasıyla kalıcı iyileşmenin mümkün olduğu kritik bir dönemdir. Göğüs Cerrahisi Uzmanı <strong>Prof. Dr. Levent Alpay</strong>, Evre 2 akciğer kanseri hakkındaki güncel bilgileri kamuoyuyla paylaşıyor.</p>

<p><strong>EVRE 2 AKCİĞER KANSERİ: LOKAL YAYILIMIN EŞİĞİ</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Evre 2 akciğer kanseri, tümörün 4 ila 7 santimetre arasında olduğu ya da tümörün aynı taraftaki bronş lenf bezlerine sınırlı biçimde yayıldığı tabloları kapsamaktadır.</p>

<p>Evre 2A'da tümör 4 ila 5 santimetre arasında seyrederken, Evre 2B'de tümör 5 ila 7 santimetre arasında olabilmekte ya da bronş içi yapılara yakın lenf bezlerini etkileyebilmektedir. Her iki alt grupta da hastalık, akciğer sınırları içinde kalmakta; bu durum cerrahi müdahaleye uygunluğu korumaktadır.</p>

<p><strong>TEDAVİNİN TEMELİ: CERRAHİ VE ADJUVAN YAKLAŞIMLAR</strong></p>

<p>Evre 2 akciğer kanserinde standart tedavi, tümörü içeren akciğer lobunun ve bölgesel lenf bezlerinin cerrahi olarak çıkarılmasıdır. Ameliyat mümkün olan hastalarda lobektomi ile mediastinal lenf bezi disseksiyonu birlikte uygulanmaktadır.</p>

<p>Cerrahinin ardından hastalığın yeniden ortaya çıkma riskini azaltmak amacıyla kemoterapi, radyoterapi ya da günümüzde giderek daha fazla kullanılan hedefe yönelik akıllı ilaçlar adjuvan tedavi olarak planlanabilmektedir.</p>

<blockquote>
<p><em>"Evre 2'de biz cerrahlara en önemli görev, tümörü lenf bezleriyle birlikte eksizsiz çıkarmaktır. Ameliyat sonrası patoloji sonuçlarına göre şekillendirilen adjuvan tedaviler, nüks riskini anlamlı ölçüde düşürmektedir. Bu evrede disiplinlerarası bir yaklaşım; cerrah, onkolog ve radyasyon onkoloğunun birlikte değerlendirmesi, en iyi sonucu vermektedir."</em></p>

<p><strong>— Prof. Dr. Levent Alpay, Göğüs Cerrahisi Uzmanı</strong></p>
</blockquote>

<p><strong>EVRE 2'DE YAŞAM BEKLENTİSİ</strong></p>

<p>Uluslararası veriler, cerrahi uygulanan Evre 2 akciğer kanseri hastalarında 5 yıllık yaşam oranının yüzde elli ile altmış beş arasında seyrettiğini göstermektedir. Adjuvan tedavilerin eklenmesiyle bu oran daha da iyileşebilmektedir. Evre 1 ile kıyaslandığında oranlar düşük görünse de Evre 3 ve Evre 4 ile karşılaştırıldığında Evre 2 hastalarının tedaviden elde ettiği kazanım son derece belirgindir.</p>

<p><strong>BU EVREDE BELİRTİLER BELİRGİNLEŞEBİLİR</strong></p>

<p>Evre 1'in aksine, Evre 2 akciğer kanserinde belirtiler daha sık ve belirgin biçimde kendini gösterebilmektedir. İnatçı öksürük, nefes darlığı, ses kısıklığı, göğüs ağrısı ve kanlı balgam bu evrede daha sık raporlanmaktadır. Bu belirtilerden herhangi birinin iki haftayı aşan bir süre devam etmesi, özellikle sigara içen ya da içmiş bireylerde mutlaka uzman değerlendirmesini gerektirmektedir. Akciğer kanserinin ikinci evresinde toplumun bilgilendirilmesi, belirtilerin tanınması ve uzman değerlendirmesinin geciktirilmemesi; iyileşme sürecinin seyrini doğrudan etkilemektedir.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Haber Merkezi</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.baskentgazete.com.tr/prof-dr-levent-alpay-evre-2-akciger-kanserinde-cerrahi-hala-en-guclu-silah</guid>
      <pubDate>Thu, 02 Jul 2026 16:06:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://baskentgazetecomtr.teimg.com/crop/1280x720/baskentgazete-com-tr/uploads/2026/07/whatsapp-image-2026-07-02-at-155932-1-1.jpeg" type="image/jpeg" length="34450"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Prof. Dr. Levent Alpay: "Evre 3 Akciğer Kanserinde Çok Yönlü Tedavi Umut Veriyor"]]></title>
      <link>https://www.baskentgazete.com.tr/prof-dr-levent-alpay-evre-3-akciger-kanserinde-cok-yonlu-tedavi-umut-veriyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.baskentgazete.com.tr/prof-dr-levent-alpay-evre-3-akciger-kanserinde-cok-yonlu-tedavi-umut-veriyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Göğüs Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Levent Alpay, bölgesel yayılımın söz konusu olduğu Evre 3 akciğer kanserinde uygulanan multimodal tedavi yaklaşımlarını, cerrahinin bu süreçteki değişen rolünü ve modern tıbbın sağladığı kazanımları bilimsel veriler ışığında aktarıyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Akciğer kanseri vakalarının önemli bir bölümü, bölgesel yayılımın başladığı Evre 3'te tanı almaktadır. Bu evrede tümör, göğüs kafesi içindeki mediastinal lenf bezlerine ya da çevre dokulara ulaşmış olmakla birlikte uzak organlarda henüz metastaz saptanmamıştır.</p>

<p>Evre 3, cerrahinin tek başına yeterli olmadığı; kemoterapi, radyoterapi ve immünoterapinin bir arada planlandığı karmaşık bir klinik tablo olarak öne çıkmaktadır. Göğüs Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Levent Alpay, Evre 3 akciğer kanserinde uygulanan güncel tedavi yaklaşımlarını ve bu süreçte hastaların bilmesi gereken kritik noktaları paylaşıyor.</p>

<p><strong>EVRE 3 AKCİĞER KANSERİ: BÖLGESEL YAYILIMIN KARMAŞIK TABLOSU</strong></p>

<p>Evre 3 akciğer kanseri kendi içinde iki ana gruba ayrılmaktadır. Evre 3A'da tümör aynı taraftaki mediastinal lenf bezlerine ulaşmıştır; bu hastalarda dikkatli bir değerlendirme sonrası cerrahi seçeneği gündemde tutulabilmektedir. Evre 3B ve 3C'de ise tümör karşı taraftaki lenf bezlerine ya da boyun bölgesine yayılmış olup cerrahi çoğunlukla uygulanabilir olmaktan çıkmaktadır. Bu nedenle Evre 3, klinikte en heterojen ve tedavi planlamasının en titiz biçimde yapılması gereken evre olarak kabul edilmektedir.</p>

<p><strong>MULTİMODAL TEDAVİ: TEK SİLAH YETMEZ</strong></p>

<p>Evre 3 akciğer kanserinde günümüzdeki altın standart, tek bir tedavi modalitesiyle değil; kemoterapi, radyoterapi ve gerektiğinde cerrahinin birlikte uygulandığı multimodal yaklaşımdır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Eş zamanlı kemoradyoterapi, bölgesel tümör kontrolünü artırırken adjuvan immünoterapi — özellikle PD-L1 inhibitörleri — nüks riskini anlamlı biçimde düşürmektedir. Cerrahinin uygulanabilir olduğu seçilmiş Evre 3A vakalarında ise önce kemoterapi ya da kemoradyoterapi uygulanıp ardından cerrahi planlanan neoadjuvan yaklaşım giderek daha fazla tercih edilmektedir.</p>

<blockquote>
<p><em>"Evre 3 bizi en çok zorlayan evredir; ancak aynı zamanda son yıllarda en fazla ilerleme kaydettiğimiz evre de budur. İmmünoterapi ajanlarının tedaviye eklenmesiyle yaşam sürelerinde kayda değer uzamalar elde ettik. Her hasta için tedavi kararını toraks onkoloji kurulunda, tüm branşların katılımıyla almak bu evrede tartışmasız bir zorunluluktur."</em></p>

<p><strong>— Prof. Dr. Levent Alpay, Göğüs Cerrahisi Uzmanı</strong></p>
</blockquote>

<p></p>

<p><strong>İMMÜNOTERAPİNİN YÜKSELEN ROLÜ</strong></p>

<p>Son on yılda akciğer kanseri tedavisinde gerçekleşen en köklü dönüşüm immünoterapi alanında yaşanmıştır. Kemoradyoterapi sonrası uygulanan idame immünoterapi protokolleri, Evre 3 hastalarında hastalıksız sağkalım süresini anlamlı düzeyde uzatmaktadır. Tümör dokusundaki PD-L1 ekspresyon düzeyi ve EGFR, ALK gibi genetik mutasyon profili, tedavi seçiminde giderek daha belirleyici bir rol üstlenmektedir.</p>

<p><strong>EVRE 3'TE YAŞAM BEKLENTİSİ VE GÜNCEL VERİLER</strong></p>

<p>Evre 3A akciğer kanserinde multimodal tedavi ile 5 yıllık yaşam oranı yüzde yirmi beş ile otuz beş arasında seyretmektedir. Evre 3B ve 3C'de bu oran daha düşük kalmakla birlikte immünoterapinin katkısıyla geçmiş on yıla kıyasla belirgin iyileşmeler kaydedilmiştir. Evre 3'teki her hastanın biyolojisi ve tümörün özelliği birbirinden farklı olduğundan, yaşam beklentisi tahminleri daima bireysel değerlendirme temelinde ele alınmalıdır.</p>

<p>Evre 3 akciğer kanseri, artık yalnızca palyatif bir süreç olarak değil; dikkatli bir planlama ve çok disiplinli bir yaklaşımla kalıcı kontrol ya da uzun süreli remisyonun hedeflendiği tedavi edilebilir bir hastalık olarak değerlendirilmektedir.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Haber Merkezi</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.baskentgazete.com.tr/prof-dr-levent-alpay-evre-3-akciger-kanserinde-cok-yonlu-tedavi-umut-veriyor</guid>
      <pubDate>Thu, 02 Jul 2026 15:37:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://baskentgazetecomtr.teimg.com/crop/1280x720/baskentgazete-com-tr/uploads/2026/07/whatsapp-image-2026-07-02-at-155932.jpeg" type="image/jpeg" length="59003"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Aromaterapi ürünlerine eczane zorunluluğu]]></title>
      <link>https://www.baskentgazete.com.tr/aromaterapi-urunlerine-eczane-zorunlulugu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.baskentgazete.com.tr/aromaterapi-urunlerine-eczane-zorunlulugu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Resmi Gazete’de yayımlanan yeni yönetmelikle aromaterapi ürünlerinin satışından üretimine kadar birçok alanda yeni kurallar getirildi. Ürünler artık sadece eczanelerde satılabilecek.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu, uçucu yağ ve karışımlarından oluşan aromaterapötik ürünlerin ruhsatlandırılması, üretimi, ambalajlanması ve piyasaya sunulmasına ilişkin usul ve esasları belirleyen yeni bir yönetmelik yayımladı. Düzenleme, bu ürünlerin sadece eczanelerde satılabileceğini ve elektronik takip sistemine kayıt zorunluluğu bulunduğunu hükme bağlıyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ürünlerin ruhsat, üretim, devir ve tanıtım işlemlerine de sıkı kurallar getirildi. Bitkilerden elde edilen uçucu yağlar olan tüm aromaterapi ürünler reçeteli veya reçetesiz olmak üzere bundan sonra sadece eczanelerde satılabilecek. İlk kez piyasaya sunulacak olan aromaterapi ürünler için satış izni alınması da zorunlu hale getirildi. Ürünlerin tanıtımı ise yalnızca eczane içerisinde ve sadece kurum tarafından onaylanan yasal kullanım amacına yönelik olarak gerçekleştirilebilecek. Ruhsatı iptal edilen ürünlerin üretimi veya ithalatı derhal durdurulacak.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Nursel DİLEK MANAVBAŞI</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.baskentgazete.com.tr/aromaterapi-urunlerine-eczane-zorunlulugu</guid>
      <pubDate>Thu, 02 Jul 2026 09:45:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://baskentgazetecomtr.teimg.com/crop/1280x720/baskentgazete-com-tr/uploads/2026/07/1728401932748-aromaterapi-nedir-1.webp" type="image/jpeg" length="19199"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Uzmandan “Klima Çarpması” uyarısı!]]></title>
      <link>https://www.baskentgazete.com.tr/uzmandan-klima-carpmasi-uyarisi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.baskentgazete.com.tr/uzmandan-klima-carpmasi-uyarisi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Leyla Yağcı Tuncer, halk arasında “klima çarpması” olarak bilinen tablonun özellikle risk gruplarında daha ağır seyredebileceğine dikkat çekti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Yaz sıcaklarıyla birlikte klima kullanımının arttığını belirten Tuncer, yanlış kullanımın çeşitli sağlık sorunlarını beraberinde getirebileceğini ifade etti. Sorunun yalnızca soğuk hava kaynaklı olmadığına işaret eden Tuncer, ani sıcaklık değişimi, doğrudan hava akımı ve yetersiz bakımın da şikâyetleri tetiklediğini söyledi.</p>

<p>Klima çarpmasının boyun ve sırt tutulmaları, baş ağrısı, boğaz ağrısı ve halsizlik gibi belirtilerle ortaya çıkabileceğini aktaran Tuncer, uzun süre temizlenmeyen klima sistemlerinin ise bakteri ve küf oluşumuna bağlı olarak solunum yolu enfeksiyonu riskini artırabileceğini kaydetti.</p>

<p>Özellikle çocuklar, yaşlılar, kronik hastalığı olanlar ve kapalı ortamda uzun süre çalışanların daha dikkatli olması gerektiğini vurgulayan Tuncer, klimanın yanlış kullanımında basit bir konfor aracının sağlık sorununa dönüşebileceğini ifade etti.</p>

<p>İç ve dış ortam arasındaki sıcaklık farkının kontrolsüz şekilde açılmaması gerektiğini belirten Tuncer, klimanın doğrudan vücuda yönlendirilmesinin kas spazmlarını artırabileceğini söyledi.</p>

<p><img alt="Leyla (1)" height="600" src="https://baskentgazetecomtr.teimg.com/baskentgazete-com-tr/uploads/2026/07/leyla-1.png" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="600" /></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>"İÇ VE DIŞ ORTAM SICAKLIĞI DENGELENMELİ"</strong></p>

<p>İç ve dış ortam arasındaki sıcaklık farkının kontrolsüz artmasının sağlık risklerini artırdığını ifade eden Tuncer, “İç ve dış ortam arasındaki sıcaklık farkını 6–8 derecenin üzerine çıkarmayın.” dedi.</p>

<p>Tuncer sağlıklı serinlik için şu önerileri sıraladı:</p>

<p>● İç ortam sıcaklığını 23–26 derece aralığında tutun.</p>

<p>● İç ve dış ortam arasındaki sıcaklık farkını 6–8 derecenin üzerine çıkarmayın.</p>

<p>● Klimanın hava akımını doğrudan yüz ve vücuda yönlendirmeyin.</p>

<p>● Terliyken ani şekilde soğuk ortama girmeyin.</p>

<p>● Klima filtrelerinin düzenli temizliğini ve bakımını ihmal etmeyin.</p>

<p>● Kapalı ortamlarda belirli aralıklarla temiz hava alın ve yeterli sıvı tüketin.</p>

<p><strong>ARAÇ KLİMASINA DA DİKKAT!</strong></p>

<p>Tuncer, araç içinde klima kullanımının da sağlık açısından dikkat gerektirdiğini belirtti. Araç klima filtrelerini üreticinin önerdiği periyotlarda değiştirilmesi ve klima sisteminin bakımının düzenli yaptırılmasının önemini vurgulayan Tuncer, "Temiz filtreler hem hava kalitesini artırır hem de alerjen ve mikroorganizma riskini azaltır." dedi.</p>

<p>Tuncer, araç içinde sağlıklı serinleme için şu önerilerde bulundu:</p>

<p>● Araca binildiğinde klimayı en düşük dereceye almak yerine önce camlar kısa süre açılarak sıcak havanın dışarı atılması sağlanmalı.</p>

<p>● Klima hava akımı doğrudan yüz veya göğüs bölgesine yönlendirilmemeli, ön cam ya da ayak bölgesine verilmelidir.</p>

<p>● Uzun yolculuklarda araç içi sıcaklık 23–26 derece aralığında tutulmalı, dış ortamla aşırı sıcaklık farkı oluşturulmamalıdır.</p>

<p>● Klima filtreleri üretici tavsiyelerine göre düzenli değiştirilmeli ve sistem bakımı aksatılmamalıdır.</p>

<p>● Temiz filtrelerin hava kalitesini artırdığı ve alerjen ile mikroorganizma riskini azalttığı belirtilmektedir.</p>

<p>● Uzun yolculuklarda belirli aralıklarla mola verilerek temiz hava alınmalı ve yeterli su tüketilmelidir.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Muhammed Ali YAHŞİ</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.baskentgazete.com.tr/uzmandan-klima-carpmasi-uyarisi</guid>
      <pubDate>Wed, 01 Jul 2026 09:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://baskentgazetecomtr.teimg.com/crop/1280x720/baskentgazete-com-tr/uploads/2026/07/klima-carpmasi-nedir-belirtileri-nelerdir.jpg" type="image/jpeg" length="98263"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[“Meme Kanseri Erken Tanı Farkındalık Eğitimleri” projesinin dördüncü buluşması Van'da gerçekleşti]]></title>
      <link>https://www.baskentgazete.com.tr/meme-kanseri-erken-tani-farkindalik-egitimleri-projesinin-dorduncu-bulusmasi-vanda-gerceklesti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.baskentgazete.com.tr/meme-kanseri-erken-tani-farkindalik-egitimleri-projesinin-dorduncu-bulusmasi-vanda-gerceklesti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Meme kanserinde erken tanının önemine dikkat çekmek ve toplumda tarama farkındalığını artırmak amacıyla, Roche İlaç Türkiye'nin sponsorluğuyla Türk Cerrahi Derneği tarafından düzenlenen “Meme Kanseri Erken Tanı Farkındalık Eğitimleri Projesi”nin dördüncü halk farkındalığı eğitimi, Van'da gerçekleştirildi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Meme kanseri, dünya genelinde kadınlarda en sık görülen kanser türleri arasında yer almaya devam ediyor. Dünya Sağlık Örgütü'ne göre meme kanserine bağlı ölümlerin azaltılmasında erken tanı ve zamanında tedavi kritik öneme sahip. Toplumun doğru bilgiye erişiminin artırılması, belirtiler konusunda farkındalık oluşturulması ve tarama programlarına düzenli ve erken katılımın desteklenmesi, meme kanserinin erken evrede tespit edilmesinde önemli bir rol oynuyor. Bu nedenle toplum temelli eğitim çalışmaları, meme kanseriyle mücadelede önemli araçlardan biri olarak öne çıkıyor.</p>

<p>Bu doğrultuda, Roche İlaç Türkiye'nin sponsorluğuyla Türk Cerrahi Derneği tarafından düzenlenen “Meme Kanseri Erken Tanı Farkındalık Eğitim Programı”nın dördüncü halk farkındalığı etkinliği, Van İl Sağlık Müdürlüğünün katkılarıyla 26 Haziran'da Van Uygulama Oteli'nde gerçekleştirildi. Program kapsamında meme kanseri hakkında temel bilgiler, risk faktörleri, erken belirtiler, korunma yaklaşımları, Van'daki tarama çalışmaları ve farkındalığın artırılmasına yönelik öneriler katılımcılarla paylaşıldı.</p>

<p>Etkinliğe Türk Cerrahi Derneği Yönetim Kurulu Üyesi, Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Güldeniz Karadeniz Çakmak, Van İl Sağlık Müdürü Op. Dr. Muhammed Tosun, Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı Başkanı ve Öğretim Üyesi Dr. Remzi Kızıltan, Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Dr. Serhat Binici, Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Dr. Yasin Sezgin, Van İl Sağlık Müdürlüğü Halk Sağlığı Hizmetleri Başkan Yardımcısı Dr. Emine Gülçin Ay ve Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tıp Fakültesi Aile Hekimliği Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Dr. Derya Karadeniz Sir katıldı.</p>

<p><strong>“FARKINDALIĞIN GÜÇLENMESİ ERKEN TANIYI DESTEKLİYOR”</strong></p>

<p>Açılış konuşmasında değerlendirmelerde bulunan Türk Cerrahi Derneği Yönetim Kurulu Üyesi, Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Güldeniz Karadeniz Çakmak ise meme kanserinde farkındalık çalışmalarının önemine vurgu yaparak: “Meme kanserinde farkındalığın artırılması, kadınların kendi sağlıklarıyla ilgili daha bilinçli adımlar atmasını destekliyor. Erken tanının yaygınlaşmasında yalnızca sağlık hizmetlerine erişim değil, doğru bilgiye zamanında ulaşılması da önemli bir rol oynuyor. Toplumun farklı kesimlerine ulaşan eğitim çalışmaları, meme kanseri konusunda bilinç düzeyinin güçlenmesine ve tarama farkındalığının artırılmasına katkı sağlıyor.” dedi.</p>

<p><img alt="Tcd Van 2" height="533" src="https://baskentgazetecomtr.teimg.com/baskentgazete-com-tr/uploads/2026/06/tcd-van-2.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="800" /></p>

<p><strong>“FARKINDALIK ÇALIŞMALARI KORUYUCU SAĞLIK HİZMETLERİNİ DESTEKLİYOR”</strong></p>

<p>Meme kanseriyle mücadelede koruyucu sağlık hizmetlerinin önemine dikkat çeken Van İl Sağlık Müdürü Op. Dr. Muhammed Tosun şunları söyledi: “Toplum sağlığının korunmasında farkındalık çalışmaları önemli bir yere sahip. Bireylerin meme kanseri belirtileri, tarama programları ve erken tanının önemi konusunda bilinçlenmesi, sağlık hizmetlerinden daha etkin şekilde yararlanmalarını destekleyebiliyor. Bu nedenle toplumun doğru bilgiye erişimini destekleyen ve koruyucu sağlık hizmetlerini güçlendirmeyi hedefleyen çalışmaları son derece değerli buluyoruz.”</p>

<p><strong>“MEME KANSERİ YÜKÜNÜ AZALTMANIN YOLU FARKINDALIKTAN GEÇİYOR”</strong></p>

<p>Meme kanseri risk faktörleri hakkında bilgi veren Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı Başkanı ve Öğretim Üyesi Dr. Remzi Kızıltan, “Meme kanseri dünya genelinde kadınlarda en sık görülen kanserlerden biri olmaya devam ediyor.Hastalık yükünün azaltılmasında tedavi olanakları ile birlikte, erken tanı, risk faktörlerinin bilinmesi ve koruyucu sağlık yaklaşımlarının yaygınlaştırılması da büyük önem taşıyor. Toplumun doğru bilgiyle buluşması bu açıdan kritik bir rol üstleniyor.” şeklinde konuştu.</p>

<p>“<strong>BELİRTİLERİN ERKEN FARK EDİLMESİ TANI SÜRECİNİ HIZLANDIRABİLİYOR”</strong></p>

<p>Meme kanserinin belirti ve bulgularına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Dr. Serhat Binici şunları söyledi: “Meme kanserinde bazı belirtilerin erken dönemde fark edilmesi, kişilerin sağlık kuruluşlarına zamanında başvurmasına katkı sağlayabiliyor. Bu nedenle kadınların kendi bedenlerini tanımaları, olağan dışı değişiklikleri fark etmeleri ve düzenli kontrollerini ihmal etmemeleri büyük önem taşıyor.”</p>

<p><img alt="Tcd Van" height="533" src="https://baskentgazetecomtr.teimg.com/baskentgazete-com-tr/uploads/2026/06/tcd-van.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="800" /></p>

<p><strong>“FARKINDALIK, SAĞLIK SÜREÇLERİNDE AKTİF ROL ALMAYI DESTEKLİYOR”</strong></p>

<p>Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Dr. Yasin Sezgin ise meme kanseri riskini azaltmaya yönelik değerlendirmelerinde şu ifadeleri kullandı: “Risk faktörleri konusunda farkındalık sahibi olmak, bireylerin kendi sağlıklarını daha yakından takip etmelerini destekliyor. Düzenli sağlık kontrolleri, kişinin kendi vücudundaki değişiklikleri fark edebilmesi ve sağlıkla ilgili bilinç düzeyinin artması, sağlık süreçlerine daha proaktif yaklaşılmasına katkı sağlayabiliyor. Toplumda bu bilincin güçlenmesi ise koruyucu sağlık yaklaşımını destekleyen önemli unsurlar arasında yer alıyor.”</p>

<p><strong>“BÖLGESEL İHTİYAÇLARI GÖZETEN ÇALIŞMALAR FARK YARATABİLİYOR”</strong></p>

<p>Van'daki mevcut durum ve bölgesel ihtiyaçlara ilişkin değerlendirmelerde bulunan Van İl Sağlık Müdürlüğü Halk Sağlığı Hizmetleri Başkan Yardımcısı Dr. Emine Gülçin Ay şunları söyledi: “Toplumun ihtiyaçlarını ve bölgesel dinamikleri dikkate alan farkındalık çalışmaları, meme kanseriyle mücadelede önemli bir rol oynuyor. Her bölgenin sağlık hizmetlerine erişim, bilgi düzeyi ve tarama alışkanlıkları açısından farklı ihtiyaçları bulunabiliyor. Bu nedenle yerel ihtiyaçlara uygun şekilde yürütülen bilgilendirme ve bilinçlendirme çalışmaları, tarama farkındalığının güçlenmesine ve daha fazla kişinin tarama hizmetlerine yönelmesine katkı sağlayabiliyor.”</p>

<p><strong>“TARAMA PROGRAMLARINA KATILIMI ARTIRMAK İÇİN ÇOK PAYDAŞLI İŞ BİRLİĞİ GEREKİYOR”</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tıp Fakültesi Aile Hekimliği Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Dr. Derya Karadeniz Sir ise şu açıklamada bulundu: “Tarama programlarının başarısı, sağlık kurumları ile birlikte yerel yönetimlerin, sivil toplum kuruluşlarının, özel sektörün ve sağlık profesyonellerinin ortak çabalarıyla güçleniyor. Özellikle bölgesel ihtiyaçları ve yerel dinamikleri dikkate alan iş birlikleri, tarama programlarının daha geniş kitlelere ulaşmasına katkı sağlayabiliyor. Toplumun ihtiyaçlarını merkeze alan, erişimi kolaylaştıran ve farkındalığı artıran çalışmalar sayesinde daha fazla kişinin tarama programlarına katılımı teşvik edilebilir.”</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Melahat TAŞ</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.baskentgazete.com.tr/meme-kanseri-erken-tani-farkindalik-egitimleri-projesinin-dorduncu-bulusmasi-vanda-gerceklesti</guid>
      <pubDate>Tue, 30 Jun 2026 11:07:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://baskentgazetecomtr.teimg.com/crop/1280x720/baskentgazete-com-tr/uploads/2026/06/tcd-van-guldeniz-karadeniz-cakmak.jpg" type="image/jpeg" length="50298"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yeni yönetmelik Aile Hakimliği’nde dengeleri değiştirebilir]]></title>
      <link>https://www.baskentgazete.com.tr/yeni-yonetmelik-aile-hakimliginde-dengeleri-degistirebilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.baskentgazete.com.tr/yeni-yonetmelik-aile-hakimliginde-dengeleri-degistirebilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Türkiye'de evde sağlık ve palyatif bakım hizmetlerinde yeni bir dönem başladı. Sağlık Bakanlığı tarafından yayımlanan yeni yönetmelikle evde sunulan sağlık hizmetlerinin kapsamı genişletilirken, aile hekimleri ve aile sağlığı çalışanlarının görev alanı da önemli ölçüde artırıldı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Düzenleme, hastaların hizmete erişimini kolaylaştırmayı hedeflerken, sağlık çevrelerinde uygulamanın mevcut iş yükü ve personel kapasitesi üzerindeki etkileri de tartışılmaya başlandı. Sağlık Bakanlığı tarafından yayımlanan Palyatif Bakım Hizmetleri ile Evde Sağlık Hizmetlerinin Uygulama Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelik, evde sağlık hizmetlerinin kapsamını genişletirken, Sağlık Hizmetleri Sendikası (SAHİM-SEN) uygulamanın aile hekimliği sistemi üzerindeki etkilerine ilişkin uyarıda bulundu.</p>

<p>Yönetmeliğin evde sağlık hizmetlerinin güçlendirilmesi açısından olumlu yönleri bulunduğunu söyleyen SAHİM-SEN Genel Başkanı Özlem Akarken, gerekli personel, altyapı ve organizasyon desteği sağlanmadan aile hekimleri ile aile sağlığı çalışanlarına yeni görevler verilmesinin sahada ciddi sorunlara yol açabileceğini söyledi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Yeni yönetmelikle birlikte aile hekimlerine; evde sağlık başvurularının ön değerlendirilmesi, palyatif bakım ihtiyacının bildirilmesi, taburculuk sonrası hasta takibi, reçete sürekliliğinin sağlanması, uzaktan değerlendirme ve elektronik kayıt süreçleri gibi yeni sorumluluklar getirildiğini hatırlatan Akarken, mevcut iş yükünün de göz önünde bulundurulması gerektiğini ifade etti.</p>

<p><img alt="1782721852 G Rsel2" height="450" src="https://baskentgazetecomtr.teimg.com/baskentgazete-com-tr/uploads/2026/06/1782721852-g-rsel2.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="800" /></p>

<p><strong>MEVCUT İŞ YÜKÜ GÖZ ARDI EDİLMEMELİ</strong></p>

<p>Aile hekimliği çalışanlarının hâlihazırda nüfus yoğunluğu, kronik hastalık takipleri, gebe-bebek-çocuk izlemleri, koruyucu sağlık hizmetleri, rapor ve reçete işlemleri ile yoğun bürokratik süreçleri yürüttüğünü belirten Özlem Akarken, yeni görevlerin hangi personelle ve hangi çalışma planıyla yerine getirileceğinin netleştirilmesi gerektiğini dile getirerek, "Evde sağlık hizmetlerinin geliştirilmesini destekliyoruz. Ancak bu hizmetlerin sürdürülebilir olması için gerekli insan kaynağı, ekipman, ulaşım ve koordinasyon desteğinin de aynı anda planlanması gerekiyor. Aksi halde aile hekimliği birimlerinin mevcut yükü daha da artacaktır." dedi.</p>

<p><strong>KORUYUCU SAĞLIK HİZMETLERİ ETKİLENEBİLİR</strong></p>

<p>Artan iş yükünün birinci basamak sağlık hizmetlerinin temelini oluşturan koruyucu sağlık uygulamalarını da olumsuz etkileyebileceğine dikkat çeken Akarken, aşılama, kronik hastalık izlemleri ile anne-çocuk sağlığı hizmetlerinde aksama yaşanmaması için uygulamanın sahadaki ihtiyaçlar dikkate alınarak yürütülmesi gerektiğini söyledi. Evde sağlık hizmetlerinin güçlendirilmesinin önemli olduğunu vurgulayan Alarken, "Hastaların sağlık hizmetlerine daha kolay ulaşmasını elbette destekliyoruz. Ancak aile hekimliği her sorunun çözüm merkezi değildir. Yetki ve sorumluluk artırılırken personel, zaman, altyapı ve kaynak planlaması da aynı ölçüde yapılmalıdır. Sağlık çalışanlarının görüşleri dikkate alınmadan hayata geçirilecek uygulamalar, sahada yeni sorunları beraberinde getirebilir." açıklamasını yaptı.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Nursel DİLEK MANAVBAŞI</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.baskentgazete.com.tr/yeni-yonetmelik-aile-hakimliginde-dengeleri-degistirebilir</guid>
      <pubDate>Tue, 30 Jun 2026 10:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://baskentgazetecomtr.teimg.com/crop/1280x720/baskentgazete-com-tr/uploads/2026/06/1782721954-doktor-muayene-getty-2226770.jpg" type="image/jpeg" length="32930"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Gebeler yaz sıcaklarında sıvı kaybı riskine dikkat etmeli]]></title>
      <link>https://www.baskentgazete.com.tr/gebeler-yaz-sicaklarinda-sivi-kaybi-riskine-dikkat-etmeli</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.baskentgazete.com.tr/gebeler-yaz-sicaklarinda-sivi-kaybi-riskine-dikkat-etmeli" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yaz  aylarında artan sıcaklıkların anne adayları üzerinde ciddi etkiler oluşturabileceğini belirten Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Cengizhan Kolata, “Anne adaylarının gün içinde sık aralıklarla sıvı tüketmesi gerekir. Günde en az 2,5-3 litre sıvı alınmalı. Gebelikte sıvı kaybı tansiyon düşüklüğünden erken doğum riskine kadar birçok soruna yol açabilir. Özellikle son trimesterde sıvı ve mineral dengesi büyük önem taşır” dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Yaz aylarında hava sıcaklıklarının yükselmesi, anne adayları için bazı sağlık risklerini de beraberinde getiriyor. Özellikle gebelik döneminde vücudun sıvı ihtiyacının arttığını belirten Medical Park Ataşehir Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Cengizhan Kolata, sıcak havalarda yaşanan sıvı kaybının hem anne hem de bebek sağlığını olumsuz etkileyebileceğine dikkat çekti.</p>

<p><strong>‘YAZ SICAKLARINDA ANNE ADAYLARI DİKKATLİ OLMALI’</strong></p>

<p>Op. Dr. Kolata, “Yaz aylarında artan sıcaklıklar gebeliği olumsuz etkileyebilir. Dehidratasyon nedeniyle tansiyon düşmesi, halsizlik, bayılma, yorgunluk, baş ağrıları ve kusma gibi şikayetler gelişebilir” diye konuştu.</p>

<p>Gebelikte günlük sıvı tüketiminin önemine değinen Op. Dr. Kolata, “Anne adaylarının gün içinde sık aralıklarla sıvı tüketmesi gerekir. Günde en az 2,5-3 litre sıvı alınmalıdır. Bunun yanında aşırıya kaçmamak şartıyla günlük 2-5 gram tuz alımı da önemlidir. Sıvı ihtiyacı su, ayran, ev yapımı limonata ve kontrollü meyve tüketimiyle karşılanabilir. Ancak enerji içecekleri, gazlı içecekler ve yapay tatlandırıcı içeren ürünlerden uzak durulmalıdır” ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>‘ÖDEM VE TANSİYON YÜKSEKLİĞİ BİRLİKTE GÖRÜLÜRSE GEBELİK ZEHİRLENMESİ RİSKİ ARTABİLİR’</strong></p>

<p>Sıcak havalarda gebelerde ödem artışının sık görüldüğünü belirten Op. Dr. Kolata, bunun çoğu zaman sıcak ve hareketsizlikle ilişkili olduğunu söyledi. Op. Dr. Kolata, “Özellikle sabah erken saatlerde veya akşam serinliğinde, kendini zorlamadan yapılan yürüyüşler oldukça faydalıdır” dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ödemin tansiyon yüksekliği ile birlikte görülmesi durumunda dikkatli olunması gerektiğini vurgulayan Op. Dr. Kolata, “Ödem beraberinde tansiyon yüksekliği ile olursa bu durum gebelik zehirlenmesi olarak bilinen preeklampsinin habercisi olabilir. Böyle bir durumda mutlaka hekim değerlendirmesi gerekir” ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>‘SIVI KAYBI ERKEN DOĞUMU TETİKLEYEBİLİR’</strong></p>

<p>Gebelikte sıvı kaybının yalnızca anne sağlığını değil bebeğin içinde bulunduğu amniyon sıvısını da etkileyebileceğini belirten Op. Dr. Kolata, “Dehidratasyon erken doğumu tetikleyebilir. Aynı zamanda bebeğin içinde bulunduğu ortamdaki sıvının azalmasına da yol açabilir. Bunun sonucunda bebek riskli bir tabloyla karşı karşıya kalabilir” açıklamasında bulundu.</p>

<p>Özellikle gebeliğin son dönemlerinde elektrolit kaybına dikkat edilmesi gerektiğini belirten Op. Dr. Kolata, “Son trimesterdeki anne adaylarının potasyum ve mineral açısından zengin besinleri tüketmesi önemli. Muz, kavun, karpuz ve kayısı gibi meyveler bu açıdan oldukça faydalıdır. Ayrıca cilt sağlığı için mango, şeftali, mor meyveler ve özellikle orman meyvelerini öneriyorum” dedi.</p>

<p><strong>‘KAŞINTIYI HAFİFE ALMAYIN’</strong></p>

<p>Yaz aylarında anne adaylarının bazı belirtileri normal kabul edip göz ardı etmemesi gerektiğini belirten Op. Dr. Kolata, özellikle yaygın kaşıntının önemsenmesi gerektiğini belirtti.</p>

<p>Op. Dr. Kolata, “Özellikle tüm vücudu kapsayan kaşıntılar son trimesterde cilt kuruluğu ya da böcek ısırığı sanılarak ihmal edilmemelidir. Bu durum, ciddi bir tablo olan gebelik kolestazının habercisi olabilir. Böyle durumlarda mutlaka kadın doğum uzmanına başvurulmalıdır” dedi.</p>

<p>Anne adaylarının yaz aylarında güneşin en yoğun olduğu saatlerde dışarı çıkmaktan kaçınması, hafif kıyafetler tercih etmesi ve sıvı tüketimini aksatmaması gerektiğini hatırlatan Kolata, gebelikte sıcak havaların dikkatli yönetilmesinin hem anne hem de bebek sağlığı açısından kritik olduğunu söyledi.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.baskentgazete.com.tr/gebeler-yaz-sicaklarinda-sivi-kaybi-riskine-dikkat-etmeli</guid>
      <pubDate>Mon, 29 Jun 2026 10:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://baskentgazetecomtr.teimg.com/crop/1280x720/baskentgazete-com-tr/uploads/2025/09/hamileeeee.jpg" type="image/jpeg" length="93399"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İzmir’de bir ilk : Robotik kalça protezi operasyonuyla eski sağlığına kavuştu]]></title>
      <link>https://www.baskentgazete.com.tr/izmirde-bir-ilk-robotik-kalca-protezi-operasyonuyla-eski-sagligina-kavustu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.baskentgazete.com.tr/izmirde-bir-ilk-robotik-kalca-protezi-operasyonuyla-eski-sagligina-kavustu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İzmir Mordoğan'da yaşayan Sadun Çizer (73) İzmir'de ilk kez Özel Sağlık Hastanesi'nde gerçekleştirilen robotik kalça protezi operasyonuyla sağlığına kavuştu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Kalça ekleminde yaşa bağlı gelişen kireçlenme nedeniyle son 3 yıldır yürümekte, oturup kalkmakta ve hatta giyinmekte zorlanan Sadun Çizer, robotik cerrahi operasyonuyla eski yaşamına geri döndü.</p>

<p>Başarılı bir operasyona daha imza attıklarını belirten Özel Sağlık Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Op. Dr. Ömer Selçuk Öçmen ve Prof. Dr. Devrim Akseki, robotik cerrahiyle yapılan bu operasyonda kas kesisi olmadığını ve protezin de tam istenen açıyla yerleştirildiğini söyledi.</p>

<p><strong>PROTEZ EN DOĞRU AÇIYLA YERLEŞTİRİLİYOR</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Robotik kalça protezi operasyonu hakkında bilgi veren Op. Dr. Ömer Selçuk Öçmen, “Kalça kireçlenmesi tedavisi için gerçekleştirdiğimiz bu operasyon, robot yardımıyla yapılıyor. Ameliyat öncesi bir ön hazırlık süreci oluyor ve şablon belirleniyor. Röntgen üstünden hangi boyda protez koyacağımızı belirliyoruz. Ameliyat esnasında da çektiğimiz röntgenleri robota yükleyerek kalçayı robota tanıtıyoruz. Ameliyat öncesi planlamamızla, bu esnada robotun verdiği ölçüleri kontrol ederek protezimizi en doğru pozisyonda yerleştirebiliyoruz. Eğer iki eklemde birden kireçlenme sorunu varsa tek operasyonda iki protezi de yerleştirmek mümkün. Robotun hassasiyeti oldukça yüksek, mesafe anlamında 0.5 mm, açısal anlamda ise 0.5 derece hassasiyete sahip. Bu nedenle protezi milimetrik bir planlamayla, en doğru açıyla yerleştirdiğimiz için uzun süre sorun yaşanmadan kullanılıyor. Protez doğru konumlandığı için iki bacağın uzunluğu da eşitleniyor. Böylece herhangi bir denge kaybı da yaşanmıyor. Robotik cerrahi sayesinde hastanın problemine en uygun şekilde tedavi sürecini gerçekleştiriyoruz” ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>HASTA KISA SÜREDE TABURCU OLUYOR</strong></p>

<p>Operasyonun birçok avantaj sunduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Devrim Akseki de şu bilgileri verdi: “İki parçadan oluşan kalça protezini, robot yardımıyla belirlediğimiz şablona göre en doğru açı ve şekilde uyluk ile leğen kemiğine yerleştiriyoruz. Burada iki kemik arasındaki kıkırdak yapıya benzer bir polietilen malzeme de bulunuyor. Böylece hasta sağlıklı hareket kabiliyetine kavuşuyor. Ağrılarından da kurtuluyor. Robotik cerrahi hem hasta, hem de hekim için bir çok avantaj sunuyor. Kas kesisi olmadığı ve kanama da az olduğu için iyileşme süresi hızlanıyor. Hastayı ertesi gün ayağa kaldırıyoruz; genellikle 2-3 gün içinde taburcu ediyoruz. 3 hafta süre içinde ise araba kullanıyor, işine gidip gelebiliyor. Bu sadece hasta için değil, ona bakmak durumunda olan hasta yakınları için de olumlu bir süreç. Ortopedi alanında robotik cerrahi yeni bir teknoloji ve her geçen gün kullanımı artıyor. Robotik kalça protezi ise tüm dünyada kısa bir süredir yapılıyor. Türkiye’de kalça protezinde robot kullanan sınırlı sayıda kurum bulunuyor. Ekip olarak, bu ameliyatımızla İzmir’de ilk kez robotik kalça protezi ameliyatını gerçekleştirmiş olduk. Türkiye'de de robotik cerrahi alanında sayılı merkezler arasındayız”</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Melahat TAŞ</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.baskentgazete.com.tr/izmirde-bir-ilk-robotik-kalca-protezi-operasyonuyla-eski-sagligina-kavustu</guid>
      <pubDate>Mon, 29 Jun 2026 10:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://baskentgazetecomtr.teimg.com/crop/1280x720/baskentgazete-com-tr/uploads/2026/06/prof-dr-devrim-akseki-sadun-cizer-ve-op-dr-omer-selcuk-ocmen-093650001.jpg" type="image/jpeg" length="81847"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Hacettepe Üniversitesi sağlık sisteminin geleceğini masaya yatırdı]]></title>
      <link>https://www.baskentgazete.com.tr/hacettepe-universitesi-saglik-sisteminin-gelecegini-masaya-yatirdi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.baskentgazete.com.tr/hacettepe-universitesi-saglik-sisteminin-gelecegini-masaya-yatirdi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Hacettepe Üniversitesi Rektörlüğü ile Sağlık Ekonomisi ve Sağlık Politikaları Araştırma ve Uygulama Merkezi (HÜ-SESPAM) tarafından, AstraZeneca Türkiye'nin desteğiyle “Bugünün Sorunlarını Yarının Fırsatına Dönüştürmek: Türkiye Sağlık Sisteminin Yönetişim, İşgücü, Finansman ve Halk Sağlığı Perspektifleriyle Değerlendirilmesi” başlıklı bilgilendirme ve istişare toplantısı gerçekleştirildi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Hacettepe Üniversitesi'nde kamudaki paydaşların da katılımıyla düzenlenen toplantıda, sağlık sistemlerinin önemli bir dönüşüm aşamasında olduğu, bu dönemde sağlık hizmetlerinin daha etkin, erişilebilir, öngörülebilir ve kişiselleştirilmiş şekilde sunulmasına yönelik fırsatlar değerlendirildi. Dönüşüm sürecinin; veri güvenliği, dijital eşitsizlikler, sağlık iş gücünün yeniden yapılanması, sürdürülebilir finansman ve düzenleyici kapasite gibi alanlarda yeni politika gereksinimlerini de beraberinde getirdiği ifade edildi.<br />
<br />
Hacettepe Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Cahit Güran, Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Necla Özer'in açılış konuşmasıyla başlayan toplantıda; Prof. Dr. Zafer Çalışkan, Prof. Dr. Selcen Öztürk ve Prof. Dr. Dilek Başar Türkiye sağlık sisteminin mevcut ihtiyaçlarını ve geleceğe yönelik politika alanlarını yönetişim, finansman, insan kaynağı, halk sağlığı ve sağlık hizmetlerinin sürdürülebilirliği perspektifleriyle değerlendirdi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><img alt="" height="533" src="https://baskentgazetecomtr.teimg.com/baskentgazete-com-tr/uploads/2026/06/az-phssr-2.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="800" /><br />
<br />
<strong>“FARKLI PAYDAŞLARI BULUŞTURAN BU İSTİŞARE SÜRECİ GERÇEK BİR FIRSAT”</strong></p>

<p>Prof. Dr. Necla Özer konuşmasında, “Hacettepe Üniversitesi, tıp eğitiminde ülkemizin öncü kurumlarından biri olmasının yanı sıra sağlık hizmetlerinin sunumunda yenilikçi teknolojiyi ve hasta odaklı yaklaşımı benimsemiş bir kurum olarak bu buluşmaya doğal bir ev sahipliği zemini sunmaktadır. Farklı paydaşları ortak bir masada buluşturan bu istişare sürecinin, Türkiye'nin sağlık alanındaki birikimini ve güçlü yönlerini görünür kılması açısından gerçek bir fırsat olduğunu düşünüyorum. Bugün burada başlattığımız diyaloğun, ülkemiz sağlık sisteminin güçlenmesine ve küresel sağlık politikalarına anlamlı katkılar sunacağına içtenlikle inanıyorum.” dedi.<br />
<br />
<strong>“SÜRDÜRÜLEBİLİR SAĞLIK POLİTİKALARININ TEMEL TAŞI, KANITA DAYALI ANALİZLERDİR”</strong></p>

<p>Prof. Dr. Zafer Çalışkan ise sağlık alanında finansman konusunun önemine dikkat çektiği konuşmasında şunları söyledi: “Sağlık sistemlerinin kanıta dayalı verilerle analiz edilmesi ve bu analizlerin paydaşlar arasında açık bir diyalog çerçevesinde tartışılması, sürdürülebilir sağlık politikalarının temel taşıdır. Merkez olarak bu çalışmalara katkı sunmaktan büyük memnuniyet duyuyoruz. Özellikle sağlığın finansmanı alanında, sağlık teknolojisi değerlendirme yöntemlerinin daha da geliştirilmesi ülkemiz için önemli bir ihtiyaç olarak öne çıkmaktadır; kaynakların etkin dağılımını sağlayacak ve kanıta dayalı geri ödeme kararlarını destekleyecek güçlü bir değerlendirme altyapısı, sağlık sistemimizin sürdürülebilirliğinin temel güvencelerinden biri olacaktır.”<br />
<br />
AstraZeneca Türkiye, sağlık sistemlerinin sürdürülebilirliğini ve dayanıklılığını güçlendirmeyi amaçlayan küresel iş birliği girişimi Sağlık Sisteminin Sürdürülebilirliği ve Dayanıklılığı Ortaklığı (PHSSR) üyesi olarak toplantıya destek verdi. PHSSR, sağlık sistemlerinin güçlendirilmesine yönelik ihtiyaçların analiz edilmesini, kanıta dayalı araştırmaların yürütülmesini ve farklı ülkelerden politika deneyimlerinin paylaşılmasını hedefleyen uluslararası bir platform olarak faaliyet gösteriyor.<br />
<br />
<strong>“ORTAK AKILLA, BUGÜNÜN ZORLUKLARINI YARININ FIRSATLARINA DÖNÜŞTÜREBİLİRİZ”</strong></p>

<p>Toplantıya ilişkin değerlendirmede bulunan <strong>AstraZeneca Türkiye Kurumsal İlişkiler Direktörü Erdal Kiraz,</strong> “AstraZeneca Türkiye olarak, sağlık sistemlerinin sürdürülebilirliğinin ve dayanıklılığının güçlendirilmesinin ancak sağlık ekosistemindeki tüm paydaşların etkin iş birliğiyle mümkün olduğuna inanıyoruz. Ortak akılla, bugünün zorluklarını yarının fırsatlarına dönüştürebiliriz. Bu anlayışla, sağlık sistemlerinin geleceğini şekillendirmeyi amaçlayan küresel bir girişimin bir paydaşı olmaktan ve Türkiye sağlık sistemini bütüncül bir bakış açısıyla analiz eden bu değerli araştırma ve istişare sürecine katkı sunmaktan memnuniyet duyuyoruz. Araştırmanın 2026 yıl sonuna kadar tamamlanmasını ve yayımlanmasını bekliyoruz. Türkiye'nin sağlık sisteminin güçlü yönlerini küresel sağlık ekosistemine aktarmak, aynı zamanda sistemin daha da güçlenmesine katkıda bulunmak için tüm paydaşlarla iş birliğimizi sürdürmeye hazırız. Bilimsel kanıta dayalı politika geliştirme süreçlerinin desteklenmesi, hasta odaklı yaklaşımların yaygınlaştırılması ve sağlık sisteminin sürdürülebilirliğinin sağlanması için sorumluluk almaya devam edeceğiz.” dedi.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Nursel Dilek Manavbaşı</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.baskentgazete.com.tr/hacettepe-universitesi-saglik-sisteminin-gelecegini-masaya-yatirdi</guid>
      <pubDate>Mon, 29 Jun 2026 09:38:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://baskentgazetecomtr.teimg.com/crop/1280x720/baskentgazete-com-tr/uploads/2026/06/az-phssr.jpeg" type="image/jpeg" length="27114"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[DSÖ: Avrupa'da yüksek sıcaklıklar nedeniyle 1300 kişi hayatını kaybetti]]></title>
      <link>https://www.baskentgazete.com.tr/dso-avrupada-yuksek-sicakliklar-nedeniyle-1300-kisi-hayatini-kaybetti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.baskentgazete.com.tr/dso-avrupada-yuksek-sicakliklar-nedeniyle-1300-kisi-hayatini-kaybetti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[DÜNYA Sağlık Örgütü Genel Direktörü Tedros Adhanom Ghebreyesus, Avrupa'da etkili olan sıcak hava dalgası nedeniyle 21 Haziran'dan itibaren 1300'den fazla kişinin hayatını kaybettiğini bildirdi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Genel Direktörü Tedros Adhanom Ghebreyesus, Avrupa'da etkili olan sıcak hava dalgasına ilişkin sanal medya hesabından açıklamada bulundu. Avrupa'nın küresel ortalamanın iki katı hızla, dünyanın en hızlı ısınan kıtası olduğunu kaydeden Ghebreyesus, “Şu anda 150 milyon insan aşırı sıcaklara maruz kalıyor, yüzlerce kişi hayatını kaybetti, okullar kapatıldı, elektrik şebekeleri çökmeye başladı. İklim krizi ve küresel ısınmanın etkisiyle daha önce ‘nesilde bir kez görülen’ sıcak hava dalgaları artık neredeyse her yıl yaşanıyor. Bu konuda daha önce de uyarılar yaptık” ifadelerini kullandı.</p>

<p>Ghebreyesus, DSÖ'nün, üye devletleri ve ortaklarıyla, hazırlık, önleme ve daha güçlü sağlık sistemi yanıtlarına odaklanarak aşırı sıcaklığın oluşturduğu sağlık tehditlerini ele almak için çalıştığını belirtti. Avrupa ülkelerini sıcaklık sağlığı eylem planlarını uygulamaya teşvik ettiklerini vurgulayan Ghebreyesus, “Avrupa'da 21 Haziran'dan bu yana yüksek sıcaklıklara bağlı 1300'den fazla ölüm kayıtlara geçti. Sıcaklık stresi, genellikle 'sessiz katil' olarak adlandırılır ve Avrupa'daki evler, iş yerleri ve okullar, bu sıcaklıklara göre inşa edilmemiştir” değerlendirmesinde bulundu.</p>

<p></p>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p>

</p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.baskentgazete.com.tr/dso-avrupada-yuksek-sicakliklar-nedeniyle-1300-kisi-hayatini-kaybetti</guid>
      <pubDate>Sun, 28 Jun 2026 20:13:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://baskentgazetecomtr.teimg.com/crop/1280x720/baskentgazete-com-tr/uploads/2026/06/d-s-o-a-v-r-u-p-a-d-a-y-u-k-s-e-k-s-i-c-a-k-l-i-k-l-a-r-n-e-d-e-n-i-1386019-411624.jpg" type="image/jpeg" length="10091"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Bitki koruma ürünlerine yönelik B-Reçete, 1 Temmuz'dan itibaren 81 ilde uygulanacak]]></title>
      <link>https://www.baskentgazete.com.tr/bitki-koruma-urunlerine-yonelik-b-recete-1-temmuzdan-itibaren-81-ilde-uygulanacak</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.baskentgazete.com.tr/bitki-koruma-urunlerine-yonelik-b-recete-1-temmuzdan-itibaren-81-ilde-uygulanacak" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, bitki koruma ürünlerine yönelik B-Reçete Sistemi'nin, 1 Temmuz'dan itibaren ülke genelinde eş zamanlı uygulanacağını ifade etti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Bakanlıktan yapılan açıklamaya göre, bitki koruma ürünlerine yönelik B-Reçete uygulamasına ilişkin 81 ilin tarım ve orman il müdürlerinin katılımıyla çevrim içi toplantı yapıldı.</p>

<p>Toplantıda il müdürlerine hitap eden Bakan Yumaklı, bitkisel üretimin çevre ve insan sağlığı açısından sürdürülebilir şekilde yapılabilmesi ile pestisit kaynaklı risklerin azaltılması amacıyla bitki koruma ürünlerinin B-Reçete üzerinden izlenebilirliğine ilişkin sistemi uygulamaya aldıklarını belirtti.</p>

<p>Söz konusu sistemle sadece bitkisel üretim yapan üreticilerin bitki koruma ürünlerine erişebileceğini aktaran Yumaklı, böylece, sadece üretim yapılan alan için satış ve kullanımın mümkün olacağını ve önerilen doz kadar zirai ilaç alınabileceğini anlattı.</p>

<p>Yumaklı, uygulamayla, bitki koruma ürünlerinin hatalı ve gereğinden fazla kullanımının önleneceğine işaret etti.</p>

<p>B-Reçete Sistemi'nde pestisitlerin hem reçetelendirilmesi hem satış ve uygulama aşamalarının elektronik ortamda kaydedildiğini aktaran Yumaklı, "Üreticilerin, bizim sistemlerimizde kayıtlı olan tarım alanı ve ürününe göre, bilimsel kriterler doğrultusunda belirlenmiş, Bakanlığımızın da onayladığı dozlar dikkate alınarak pestisit kullanmaları sağlanacak." değerlendirmesinde bulundu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Yumaklı, sistemin Mersin, Samsun, Ankara ve Kırklareli'nde 12 Ocak'tan beri pilot olarak uygulandığını anımsatarak, şöyle devam etti:</p>

<p>"1 Temmuz itibarıyla da inşallah 81 ilde eş zamanlı başlayacak. Ocak ayından bugüne kadar hakikaten çok yoğun çalıştık. Sistem, hızlıca müdahil olunabilir, düzeltilebilir, revize edilebilir ya da geliştirilebilir şekilde dizayn edilmiş durumda. Bu bir devrim. Bu, Türkiye'de pestisit anlamında bütün duvarları yıkacak, bütün problemleri çözmeye aday bir sistem."</p>

<p>Sistemin ülke genelinde uygulanmasıyla, haksız kazanç elde etmek isteyen ya da sistemden menfaatleri zedelenen bazı kesimler olabileceğine dikkati çeken Yumaklı, Bakanlık olarak bunlara hiçbir zaman prim vermeyeceklerini bildirdi.</p>

<p>Yumaklı, sistemin kesintisiz çalışması ve mağduriyetlerin önlenmesi için her türlü önlemin alınması, bilgilendirmenin yapılması ve güncellemelerin gerçekleştirilmesi konusunda il müdürlerine talimat vererek, "Bitki koruma ürünlerinde beşeri ilaçlarda olduğu gibi kullananın ve ilacı yazanın belli olduğu, hangi ürün için ne kadarlık bir alanda hangi dozda kullanılacağını düzenleyen bir sistem olacak." ifadesini kullandı.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>AA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.baskentgazete.com.tr/bitki-koruma-urunlerine-yonelik-b-recete-1-temmuzdan-itibaren-81-ilde-uygulanacak</guid>
      <pubDate>Fri, 26 Jun 2026 14:35:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://baskentgazetecomtr.teimg.com/crop/1280x720/baskentgazete-com-tr/uploads/2026/06/images-65.jpg" type="image/jpeg" length="62138"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Geçen yıl gün içinde en fazla zaman 8 saat 55 dakikayla uykuya ayrıldı]]></title>
      <link>https://www.baskentgazete.com.tr/gecen-yil-gun-icinde-en-fazla-zaman-8-saat-55-dakikayla-uykuya-ayrildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.baskentgazete.com.tr/gecen-yil-gun-icinde-en-fazla-zaman-8-saat-55-dakikayla-uykuya-ayrildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Türkiye'de geçen yıl 10 yaş ve üzeri bireyler, günde ortalama en fazla zamanı 8 saat 55 dakikayla uykuya ayırırken kadınların günde ortalama 9 saat, erkeklerin de 8 saat 49 dakika uyudukları hesaplandı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), 2025 yılına ilişkin "Zaman Kullanım Araştırması"nın sonuçlarını açıkladı.</p>

<p>Daha önce 2006 ve 2015 yıllarında yapılan araştırmada bireylerin yaş, cinsiyet ve çalışma durumu gibi değişkenlere göre, bir günlerini hangi faaliyetlere ne kadar süre ayırarak geçirdikleriyle ilgili bilgiler yer alıyor.</p>

<p>Buna göre, uykuya ayrılan zaman geçen yıl 10 yaş ve üzeri fertler için günde ortalama 8 saat 55 dakika oldu. Kadınlar, günde ortalama 9 saat uyurken erkeklerde bu süre 8 saat 49 dakika olarak gerçekleşti.</p>

<p>Uykuya ayrılan süre, hafta içi günde ortalama 8 saat 41 dakika iken hafta sonu 9 saat 28 dakika olarak ölçüldü.</p>

<p>Uykudan sonra bu süreyi 3 saat 15 dakikayla yemek ve diğer kişisel bakım, 2 saat 25 dakikayla istihdam faaliyetleri (işte geçirilen zaman, iş arama vb.), 2 saat 22 dakikayla hane halkı ve aile bakımı takip etti.</p>

<h2>Evde çalışan kadınlar 2 saat 38 dakika, erkekler 47 dakika ayırıyor</h2>

<p>Yaşı 15 ve üzeri bireylerin, 24 saatte yaptıklarına bakıldığında, istihdamla ilgili faaliyetlere ayrılan toplam süre, kişi başına ortalama 2 saat 39 dakika olarak hesaplandı.</p>

<p>Çalışan fertlerin, günde ortalama 5 saat 41 dakikalarını istihdamla ilgili faaliyetlere ayırdıkları belirlendi. Çalışan erkeklerin günde ortalama 6 saatlerini, çalışan kadınların ise 4 saat 58 dakikalarını istihdamla ilgili faaliyetlere ayırdıkları tespit edildi.</p>

<p>Yaşı 15 ve üzeri bireylerin hane halkı ve aile bakımına ayırdıkları zaman cinsiyetlere göre incelendiğinde, kadınların bu faaliyete günde ortalama 4 saat 3 dakika, erkeklerin ise 58 dakika ayırdığı görüldü.</p>

<p>Çalışma durumuna göre değerlendirildiğinde, çalışan kadınların hane halkı ve aile bakımına günde ortalama 2 saat 38 dakika, çalışan erkeklerin 47 dakika ayırdıkları tespit edildi.</p>

<p>Çalışmayan kadınların bu faaliyete günde ortalama 4 saat 33 dakika, çalışmayan erkeklerin ise 1 saat 17 dakika ayırdığı hesaplandı.</p>

<h2>Sosyal yaşama ve eğlenceye en fazla zamanı 15-24 yaş grubundakiler harcadı</h2>

<p>Bireylerin gün içinde en az zaman ayırdıkları faaliyet, ortalama 12 dakikayla spor ve doğa sporları oldu. Kadınlar, bu faaliyetlere günde ortalama 9 dakika, erkekler ise 16 dakika ayırdı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Spor ve doğa sporlarının ardından fertlerin en az zaman ayırdığı faaliyetler, sırasıyla 26 dakikayla hobiler ve oyunlar, 37 dakikayla gönüllü işler ve toplantılar oldu.</p>

<p>Yaş gruplarına göre ortalama faaliyet süreleri incelendiğinde, uyku, eğitim, hobiler ve oyunlar ile spor ve doğa sporları faaliyetlerine en fazla zamanı 10-14 yaş grubundaki bireylerin ayırdığı belirlendi.</p>

<p>Bu yaş grubundaki fertlerin, hobi ve oyun faaliyetlerine ayırdıkları süre 1 saat 9 dakika, spor ve doğa sporlarına ayırdıkları süre ise 27 dakika oldu.</p>

<p>Sosyal yaşama ve eğlence faaliyetlerine en fazla zamanı 15-24 yaş grubundakiler ayırdı. Televizyon izleme, radyo ve müzik dinleme ile gönüllü işler ve toplantılara en fazla zamanı, 55 yaş ve üzeri yaş grubundaki bireylerin ayırdığı tespit edildi.</p>

<h2>Futbol oynayanlar azaldı, voleybol oynayanlar arttı</h2>

<p>Son 4 hafta içinde 10 yaş ve üzeri fertlerin gerçekleştirdikleri sportif faaliyetler incelendiğinde, yüzde 11,7 ile yürüyüş veya koşu, yüzde 4,1 ile futbol ve yüzde 2,5 ile aletli spor faaliyetleri dikkati çekti.</p>

<p>2015 ile 2025 yılları karşılaştırıldığında futbol oynadıklarını belirten bireylerin oranının yüzde 5,2'den yüzde 4,1'e gerilediği, voleybol oynadıklarını ifade eden fertlerin oranının ise yüzde 0,9'dan yüzde 1,4'e çıktığı belirlendi.</p>

<p>10 yaş ve üzeri bireylerin son 4 hafta içindeki eğlence ve kültür faaliyetleri incelendiğinde, en fazla yapılan faaliyetlerin yüzde 88,8 ile televizyon izlemek, yüzde 71,7 ile sosyal medyada vakit geçirmek ve yüzde 67,5 ile akraba ziyaretinde bulunmak olduğu görüldü. Sosyal medyada vakit geçirenlerin oranı, erkeklerde yüzde 77 iken kadınlarda yüzde 66,6 olarak gerçekleşti.</p>

<p>2015 yılının sonuçlarıyla karşılaştırıldığında 2025'te en yüksek artış, sosyal medyada vakit geçiren bireylerin oranında oldu. Sosyal medyada vakit geçirenlerin oranı, 2015'te yüzde 33,9 iken 2025'te yüzde 71,7'ye yükseldi.</p>

<p>2015 yılına göre en belirgin azalış ise gazete, dergi ve benzeri yayınları okuma faaliyetinde gerçekleşti. Bu faaliyeti gerçekleştirenlerin oranı yüzde 39,4'ten yüzde 20,1'e düştü.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>AA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.baskentgazete.com.tr/gecen-yil-gun-icinde-en-fazla-zaman-8-saat-55-dakikayla-uykuya-ayrildi</guid>
      <pubDate>Fri, 26 Jun 2026 11:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://baskentgazetecomtr.teimg.com/crop/1280x720/baskentgazete-com-tr/uploads/2026/06/thumbs-b-c-0d6cbf266485699c8ff39b4ee373de22-3.jpg" type="image/jpeg" length="23012"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kalp, diyabet ve böbrek hastalarına "El Nino" uyarısı]]></title>
      <link>https://www.baskentgazete.com.tr/kalp-diyabet-ve-bobrek-hastalarina-el-nino-uyarisi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.baskentgazete.com.tr/kalp-diyabet-ve-bobrek-hastalarina-el-nino-uyarisi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Prof. Dr. Yavuz, Türkiye genelinde bu yaz mevsim normallerinin üzerinde seyretmesi beklenen hava sıcaklıkları nedeniyle özellikle kalp, diyabet ve böbrek hastalarında acil servis başvurularının artabileceği uyarısında bulundu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Cavit Işık Yavuz, AA muhabirine, El Nino'nun etkisiyle dünyanın birçok bölgesinde aşırı sıcaklıkların görüldüğünü, Avrupa'da etkili olan sıcak hava dalgaları nedeniyle çeşitli önlemlerin hayata geçirildiğini, bazı bölgelerde ise kırmızı alarm verildiğini söyledi.</p>

<p>Meteoroloji Genel Müdürlüğünce hava sıcaklıklarının artacağı yönünde yapılan uyarılara dikkati çeken Yavuz, sıcaklığın yanı sıra nem oranındaki artışın sağlık açısından kritik olduğunu belirtti.</p>

<p>Prof. Dr. Yavuz, sıcaklık ve nemin birlikte yükselmesinin vücudun çevresel koşullara uyum mekanizmalarını zorladığını, bu durumun ise "ısı stresi" olarak adlandırılan sürecin başlamasına yol açtığını ifade etti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Isı stresinin, hafif belirtilerden sıcak çarpması ve komaya kadar uzanabilen ciddi sağlık tablolarına yol açabileceğine dikkati çeken Yavuz, vücudun sıcaklığa uyum sağlamak için terleme yoluyla ısı dengesini korumaya çalıştığını ancak bu süreçte su ve mineral kaybının da yaşandığını dile getirdi.</p>

<p>Sıcaklıkların yükselmesiyle görülebilecek sağlık sorunlarına işaret eden Yavuz, "Aşırı sıcakların yol açtığı sağlık sorunları, güneş yanıkları, isilik ve el-ayaklarda şişlik gibi hafif belirtilerden sıcak çarpması gibi hayati risk oluşturabilen tablolara kadar uzanabiliyor. Bacaklarımızda ve kollarımızda oluşan sıcak krampları, sıcaklığın bizi etkilemeye başladığını gösteren erken bir uyarı niteliği taşıyor." dedi.</p>

<h2>"Sıcak hava dalgalarında 2,5-3 litre su içilmeli"</h2>

<p>Prof. Dr. Yavuz, bu tür belirtilerin ortaya çıkması halinde yeterli sıvı alınmasının büyük önem taşıdığını vurgulayarak, "Sağlıklı bir yetişkinin sıcak hava dalgalarında özellikle 2,5-3 litre su içmesi lazım. Dünya Sağlık Örgütü de her saat başı en az bir bardak su içilmesini ve su tüketiminin gün içine yayılmasını öneriyor. Kafeinli içecekler, şekerli ve alkollü içeceklerden kesinlikle uzak durmak gerekiyor. Çünkü kafeinli içecekler idrarı artırdığı için daha fazla su kaybına yol açabiliyor." uyarısında bulundu.</p>

<p>Sıcak hava dalgalarının acil servis başvurularında artışa neden olabildiğini belirten Yavuz, şöyle devam etti:</p>

<p>"Sıcak krampları her zaman insanları acil servise ya da hastaneye başvurmaya yönlendirmeyebilir ancak sıcak bitkinliği dediğimiz bir üst tablo var. Burada sıcaklık, kişiyi bitkin ve yerinden kalkamayacak duruma getirebiliyor. Bu iyiye işaret değil çünkü tablonun ilerlediğini gösteriyor. Artan sıcak havalarla, özellikle kalp, diyabet ve böbrek hastalarında acil servis başvuruları artabiliyor. Doğrudan sıcak çarpması gibi komaya kadar gidebilen ağır tablolar var. Bu durumda vücudun ısı düzenleme mekanizmaları bozuluyor ve hayati tehlike başlıyor. Bilinç kaybının ortaya çıkabildiği bu tablo, gerçek anlamda acil servis gerektiren bir durum."</p>

<p>Yavuz, sıcak hava dalgalarının hava kalitesini de olumsuz etkilediğini, bu durumun solunum yolu şikayetlerinde artışa neden olabildiğini ve solunum yolu hastalığı bulunanların da sağlık kuruluşlarına başvurmak zorunda kalabildiğini söyledi.</p>

<h2>"Sıcak havalarda çocukları, yaşlıları ve evcil hayvanları araçta bırakmayın"</h2>

<p>Sıcak hava dalgalarının bazı gruplar üzerinde daha ciddi sağlık riskleri oluşturduğunu belirten Yavuz, "Vücudun sıcaklığa uyum kapasitesi herkeste aynı değil. Örneğin 65 yaş üstü bireylerde bu kapasite azalıyor. Çocuklarda ise henüz tam gelişmemiş oluyor. Gebelerde de vücudun geçirdiği değişiklikler nedeniyle sıcakların etkileri daha belirgin hissedilebiliyor. Bunun yanında böbrek, karaciğer ve kalp hastalığı bulunan kişiler de aşırı sıcaklardan çok daha hızlı ve daha fazla etkilenebiliyor." ifadelerini kullandı.</p>

<p>Vatandaşlara sıcak hava dalgaları sırasında bireysel önlemler almaları çağrısında bulunan Yavuz, güneşin etkisinin en yoğun hissedildiği saatlerde dışarı çıkılmaması gerektiğini dile getirdi.</p>

<p>Prof. Dr. Yavuz, sıcak havalarda bulunulan ortamın serin tutulmasının önemine işaret ederek, ev ve iş yerlerinde klima kullanımında 20 ile 25 derece arasındaki sıcaklıkların önerildiğini, bu açıdan evler için 22-23 derecelik oda sıcaklığının uygun olduğunu bildirdi.</p>

<p>El Nino'nun etkisiyle Türkiye'de de hava sıcaklıklarında artış olabileceğine dikkati çeken Yavuz, "Sıcak havalarda çocukları, yaşlıları ve evcil hayvanları klima açık olsa bile araç içerisinde bırakmamak gerekiyor. Dışarıda hava sıcaklığı 27 dereceyken araç içi sıcaklığı kısa sürede çok daha yüksek seviyelere çıkabiliyor." dedi.</p>

<p>Sıcak çarpmasına işaret edebilecek belirtilerin hafife alınmaması gerektiğini belirten Yavuz, bitkinlik, halsizlik, bulantı, kusma ve baş ağrısının sıcaklığın vücudu etkilemeye başladığını gösterebileceğini, bilinç bulanıklığı, bayılma veya nöbet görülmesi halinde ise vakit kaybetmeden 112 Acil Çağrı Merkezinin aranması gerektiğini sözlerine ekledi.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>AA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.baskentgazete.com.tr/kalp-diyabet-ve-bobrek-hastalarina-el-nino-uyarisi</guid>
      <pubDate>Thu, 25 Jun 2026 13:35:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://baskentgazetecomtr.teimg.com/crop/1280x720/baskentgazete-com-tr/uploads/2026/06/thumbs-b-c-ce757fdb31e7accaf064d3882f1e0b76-1.jpg" type="image/jpeg" length="35076"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Memede ağrı ve şişliği hafife almayın]]></title>
      <link>https://www.baskentgazete.com.tr/memede-agri-ve-sisligi-hafife-almayin</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.baskentgazete.com.tr/memede-agri-ve-sisligi-hafife-almayin" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Memede başlayan ağrı ve şişlik nedeniyle zorlu bir süreç yaşayan 35 yaşındaki Meltem Çetin Arıkan, aylar süren tedavilere rağmen sonuç alamadı. Son olarak Meme Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Pelin Basım’a başvuran Arıkan, kişiye özel planlanan tedaviyle sağlığına kavuştu.” dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>MEMEDE başlayan ağrı ve şişlik nedeniyle zorlu bir süreç yaşayan 35 yaşındaki Meltem Çetin Arıkan, aylar süren tedavilere rağmen sonuç alamadı. Son olarak Meme Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Pelin Basım’a başvuran Arıkan, kişiye özel planlanan tedaviyle sağlığına kavuştu. Granulomatöz mastitin memede iltihaplı bir tabloya yol açtığını belirten Doç. Dr. Basım, “Granulomatöz mastit, memede iltihaplı ve enflamatuar bir hastalıktır. Kanserle ilişkili değildir ancak memede ağrı, şişlik ve apse gibi belirtilerle ortaya çıktığı için hastalarda ciddi kaygıya neden olabilir” dedi.</p>

<p>Mememde ağrı ve şişlik nedeniyle Medipol Mega Üniversite Hastanesi’ne başvuran 35 yaşındaki Meltem Çetin Arıkan, Meme Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Pelin Basım tarafından uygulanan doğru tanı ve kişiye özel tedaviyle sağlığına kavuştu. Doç. Dr. Pelin Basım, “Granulomatöz mastit, memede ağrı, şişlik ve iltihapla seyreden, kanserle karıştırılabilen ancak farklı bir hastalık olarak öne çıkıyor. Uzun süren ve tekrarlama riski yüksek olan bu rahatsızlık, doğru tanı konulmadığında hastalar için oldukça yıpratıcı bir sürece dönüşebiliyor” diye konuştu.</p>

<p><strong>‘KANSERLE KARIŞABİLİYOR, HASTALARI KORKUTUYOR’</strong></p>

<p>Granulomatöz mastitin memede iltihaplı bir tabloya yol açtığını belirten Doç. Dr. Basım, “Granulomatöz mastit, memede iltihaplı ve enflamatuar bir hastalıktır. Kanserle ilişkili değildir ancak memede ağrı, şişlik ve apse gibi belirtilerle ortaya çıktığı için hastalarda ciddi kaygıya neden olabilir. Uzun süren ve tekrarlama riski yüksek olan bir hastalık olduğu için hastalar açısından oldukça yıpratıcı bir tabloya dönüşebilmektedir” dedi.</p>

<p><strong>‘UZUN SÜREN TEDAVİ SÜRECİ HASTAYI YIPRATIYOR’</strong></p>

<p>Hastanın uzun süre farklı tedavilerden sonuç alamadığını ifade eden Doç. Dr. Basım, “Hastamız yaklaşık bir yıl önce memede ağrı ve şişlik şikâyetleriyle başvurdu. Daha önce farklı antibiyotik tedavileri uygulanmış ancak hiçbirine yanıt alınamamıştı. Yaptığımız tetkikler sonucunda nedeni tam olarak bilinmeyen idiopatik granulomatöz mastit tanısı koyduk. İlk aşamada yaygın enflamasyonu kontrol altına almak için kısa süreli steroid tedavisi uyguladık” diye konuştu.</p>

<p><strong>‘KİŞİYE ÖZEL TEDAVİYLE SAĞLIĞINA KAVUŞTU’</strong></p>

<p>Tedavi sürecinin kişiye özel planlandığını vurgulayan Doç. Dr. Pelin Basım, “Enflamasyonun ilk fazını kontrol altına aldıktan sonra hastamız için kişiye özel ozon tedavisi planladık. Tamamen fizyolojik olan ve hiçbir yan etkisi olmayan hem sistemik hem de lokal ozon uygulamaları ile hastalığın gerilemesini sağladık. Yaklaşık 4-5 ay süren yoğun tedavi sonrasında hastamız sağlığına kavuştu. Hastamız bu hastalığın diğer tedavi metodlarında olduğu gibi yan etki profillerinin hiçbirini yaşamadan hayatını konforla devam ettirdi. Bu hastalıkta tekrarlama riski yüksek olsa da doğru tedavi ve düzenli takip ile bu risk önemli ölçüde azaltılabilmektedir” ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>‘AYLARCA YANLIŞ TEDAVİ GÖRDÜM’</strong></p>

<p>Meltem Çetin Arıkan, yaklaşık 10 ay önce granulomatözmastit tanısı aldığını belirterek sürecin oldukça zorlu geçtiğini söyledi. Arıkan, “Mememde ağrı ve şişlik başladığında başka bir hastaneye başvurdum ve antibiyotik tedavisi uygulandı ancak hiçbir fayda görmedim. Daha sonra Pelin Hocam’ageldim ve yapılan detaylı incelemeler sonucunda hastalığıma doğru tanı konuldu. Tedavi sürecim bu noktadan sonra başladı ve olumlu ilerledi” dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>‘EN ZORU KAYGI VE BELİRSİZLİKTİ’</strong></p>

<p>Hastalığın en zor yanının belirsizlik ve kaygı olduğunu ifade eden Arıkan, “Bu süreçte sürekli ‘tekrarlar mı’ endişesi yaşadım. Yaklaşık 8-9 ay boyunca farklı tedaviler, drenaj işlemleri ve ilaç kullanımlarıyla oldukça yıprandım. Ozon tedavisi ile ise yan etkisiz şekilde sağlığıma kavuştum. Bu hastalıkta en önemli şeyin doğru tanı ve doğru tedavi olduğunu düşünüyorum. Aynı zamanda psikolojik olarak güçlü kalmak, doktora güvenmek ve tedaviye düzenli devam etmek süreci daha sağlıklı atlatmayı sağlıyor” diye konuştu.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.baskentgazete.com.tr/memede-agri-ve-sisligi-hafife-almayin</guid>
      <pubDate>Thu, 25 Jun 2026 11:41:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://baskentgazetecomtr.teimg.com/crop/1280x720/baskentgazete-com-tr/uploads/2023/10/her-8-kadindan-1i-meme-kanserine-yakalaniyor-8532-dhaphoto1.jpg" type="image/jpeg" length="14638"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Zayıflama iğneleri kilo verdiriyor ama duygusal açlığı durduramıyor]]></title>
      <link>https://www.baskentgazete.com.tr/zayiflama-igneleri-kilo-verdiriyor-ama-duygusal-acligi-durduramiyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.baskentgazete.com.tr/zayiflama-igneleri-kilo-verdiriyor-ama-duygusal-acligi-durduramiyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Klinik Psikolog Aleyna Damla Özcan: “Zayıflama iğneleri iştahı kesiyor ama tek başına duygusal yemeyi tedavi etmiyor. Dünya genelinde milyonlarca kişinin kullandığı zayıflama iğneleri kilo vermeyi kolaylaştırıyor ancak sorun sadece açlık değilse, çözüm de sadece iştahı azaltmak olmayabiliyor.”]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Son yıllarda hızla yaygınlaşan zayıflama enjeksiyonları, fazla kilolarıyla mücadele eden milyonlarca kişi için yeni bir umut kapısı oldu. Açlık hissini azaltan ve kişinin daha uzun süre tok kalmasını sağlayan bu ilaçlar, kısa sürede önemli kilo kayıpları sağlayabiliyor. Ancak tartıdaki rakamların değişmesi, her zaman yeme davranışının temelindeki sorunun çözüldüğü anlamına gelmiyor.</p>

<p>Moodist Hastanesi Klinik Psikoloğu Aleyna Damla Özcan, kilo verme sürecinin yalnızca biyolojik değil, aynı zamanda psikolojik bir yolculuk olduğuna dikkat çekerek, zayıflama iğnelerinin fiziksel açlığı azaltabildiğini ancak duygusal açlığı ortadan kaldırmadığını belirtiyor. Zayıflama enjeksiyonları, beynin iştah ve ödül mekanizmaları üzerinde etkili olarak açlık hissini azaltıyor, kişinin yiyecekle ilgili düşüncelerini hafifletiyor ve kilo kaybını destekliyor. Klinik Psikolog Aleyna Damla Özcan'a göre yeme davranışı yalnızca midenin değil, duyguların da yönettiği karmaşık bir süreç. Özcan, “Birçok kişi yemek yemeyi sadece fiziksel açlığı gidermek için kullanmıyor. Stres, yalnızlık, can sıkıntısı, kaygı, mutsuzluk ya da ödüllendirilme ihtiyacı da yemek yeme davranışını tetikleyebiliyor. Bu nedenle açlık hissi azalsa bile kişi kendini mutfakta ya da buzdolabının önünde bulabiliyor” diyor.</p>

<p><img alt="" height="1200" src="https://baskentgazetecomtr.teimg.com/baskentgazete-com-tr/uploads/2026/06/aleyna-damla-ozcan-172923880.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="800" /></p>

<p><strong>ZAYIFLAMA İĞNESİ BAZI PSİKOLOJİK SORUNLARI GÖRÜNÜR HALE GETİREBİLİR</strong></p>

<p>Birçok insan için yemek, sadece beslenme aracı değil aynı zamanda duygusal bir baş etme yöntemi olarak işlev görüyor. Klinik Psikolog Aleyna Damla Özcan, "Bazı kişiler stresli olduklarında yemek yer, bazıları yalnızlık hissini bastırmak için atıştırır, bazıları ise kendini ödüllendirmek amacıyla yiyeceğe yönelir. Zayıflama enjeksiyonları bu davranışların önüne biyolojik olarak bir engel koyduğunda, daha önce yeme davranışıyla örtülen bazı psikolojik ihtiyaçlar ve duygusal zorluklar görünür hale gelebilir" ifadelerini kullanıyor.</p>

<p>Bu nedenle kilo verme sürecinde yalnızca fiziksel değişimlere değil, kişinin duygusal dünyasına da odaklanılması gerektiği vurgulanıyor. Özcan, kilo vermekte zorlanan bazı kişilerin aslında açlıkla değil, duygusal ihtiyaçlarla mücadele ettiğini belirtiyor. Özcan'a göre fiziksel açlık ile duygusal açlığı birbirinden ayırabilmek, sağlıklı kilo yönetiminin en kritik aşamalarından biri. "İlaçlar açlık hissini azaltabilir, ancak kişinin stresle nasıl başa çıktığını, kendini nasıl yatıştırdığını ya da duygusal ihtiyaçlarını nasıl karşıladığını değiştirmez. Kalıcı değişim için kişinin yemek yeme davranışının hangi duygusal ihtiyaca hizmet ettiğini fark etmesi gerekir."</p>

<p>Klinik Psikolog Aleyna Damla Özcan, zayıflama enjeksiyonlarının önemli bir destek aracı olduğunu ancak tek başına mucizevi bir çözüm olarak görülmemesi gerektiğini belirtiyor. Sürdürülebilir kilo kaybı için kişinin yeme alışkanlıklarını gözden geçirmesi, duygusal tetikleyicilerini tanıması ve stresle baş etmenin alternatif yollarını geliştirmesi gerekiyor. Aksi halde kilo kaybı sağlansa bile eski davranış kalıplarının geri dönmesi mümkün olabiliyor.</p>

<p><strong>ZAYIFLAMA İĞNESİ KULLANANLARIN BİLMESİ GEREKEN 5 PSİKOLOJİK GERÇEK</strong></p>

<p>Açlık azalabilir, duygusal yeme devam edebilir. İştahın azalması her yeme isteğinin ortadan kalkacağı anlamına gelmez. Görünmeyen yeme alışkanlıkları ortaya çıkabilir. İlaçlar fiziksel açlığı baskıladığında, duygusal yeme davranışları daha net fark edilebilir. Yemekle örtülen psikolojik ihtiyaçlar görünür hale gelebilir. Yeme davranışının altında yatan stres, yalnızlık veya kaygı daha belirgin hissedilebilir. Kalıcı değişim için psikolojik destek önemlidir. Sadece kilo vermek değil, o kiloyu koruyabilmek de davranış değişikliği gerektirir. Her yeme isteği gerçek açlık değildir. Bazen beden değil, duygular beslenmek ister.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>KİLO VERMEK SADECE BEDENİN DEĞİL, ZİHNİN DE YOLCULUĞUDUR</strong></p>

<p>Moodist Hastanesi Klinik Psikoloğu Aleyna Damla Özcan, kilo verme sürecinin yalnızca kalori hesabından ibaret olmadığını belirterek şu değerlendirmede bulunuyor:</p>

<p>“Zayıflama enjeksiyonları açlık hissini azaltmada ve kilo kaybını desteklemede etkili olabilir. Ancak yeme davranışı sadece biyolojik ihtiyaçlarla açıklanamaz. Duygularımız, alışkanlıklarımız ve yaşamla baş etme biçimlerimiz de yeme davranışını şekillendirir. Bu nedenle kalıcı ve sürdürülebilir sonuçlar için beden kadar zihnin ve duyguların da bu sürece dahil edilmesi gerekir.”</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Melahat TAŞ</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.baskentgazete.com.tr/zayiflama-igneleri-kilo-verdiriyor-ama-duygusal-acligi-durduramiyor</guid>
      <pubDate>Thu, 25 Jun 2026 10:10:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://baskentgazetecomtr.teimg.com/crop/1280x720/baskentgazete-com-tr/uploads/2026/06/pexels-andres-ayrton-6551059.jpg" type="image/jpeg" length="58034"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Türk beyin cerrahı dünyanın ilk 10'unda]]></title>
      <link>https://www.baskentgazete.com.tr/turk-beyin-cerrahi-dunyanin-ilk-10unda</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.baskentgazete.com.tr/turk-beyin-cerrahi-dunyanin-ilk-10unda" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Türkiye, beyin cerrahisi ve radyocerrahi alanında uluslararası düzeyde dikkat çeken bir başarıya imza attı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Bilim insanlarının akademik üretkenliğini, bilimsel etkisini ve çalışmalarının kalitesini, bilimsel yayınlar, atıflar ile h-index gibi objektif kriterlerle değerlendiren “uluslararası akademik sıralama platformu” ScholarGPS verileri açıklandı.<br />
Buna göre, son 5 yılda radyocerrahi alanında yayın yapan 20 bin 743 bilim insanı arasında dünya 8.incisi olan Prof. Dr. Selçuk Peker, nöroşirurji alanında ise 47 bin 905 akademisyen arasında 563’üncü sırada yer aldı.</p>

<p><strong>“TÜRKİYE HEM HASTA TEDAVİ EDEN HEM DE BİLİM ÜRETEN BİR MERKEZ”</strong></p>

<p>ScholarGPS sıralamasında ilk 10’a girerek tarihi bir başarıya imza atan Prof. Dr. Selçuk Peker, elde edilen sonucun Türkiye’de yürütülen bilimsel çalışmaların dünya ölçeğinde karşılık bulduğunu gösterdiğini ve Türkiye’nin uluslararası literatüre katkı sağlayan bir ülke konumuna geldiğini söyledi.<br />
Radyocerrahi gibi ileri teknoloji ve yüksek uzmanlık gerektiren bir alanda dünyada 8’inci sırada yer almaktan büyük onur duyduğunu ifade eden Peker, “Yalnızca kişisel bir başarı olarak görmediğim bu sonuç, klinik altyapıyı, bilimsel sürekliliği ve ekip kültürünü de ortaya koyuyor. Türkiye’de yapılan bilimsel çalışmaların doğru ekip çalışması ve uzun yıllara dayanan emekle dünya çapında görünür olabileceğini de kanıtlıyor. Ayrıca, ülkemizin hem hasta tedavi eden hem de bilim üreten bir merkez olabileceğini gösteriyor” dedi.</p>

<p>Prof. Dr. Selçuk Peker, genç hekimlere de önemli bir mesaj verdi: “Dünya biliminre katkı sunmak için mutlaka dünyanın en büyük merkezlerinde bulunmak gerekmiyor. Doğru vizyon, disiplinli çalışma ve uluslararası iş birlikleriyle Türkiye’den de dünya çapında başarı elde edilebilir.”</p>

<p><strong>RADYOCERRAHİ ALANINDA TÜRKİYE’DEN EĞİTİM ALMAYA GELEN HEKİM SAYISINDA BELİRGİN BİR ARTIŞ VAR</strong></p>

<p>Türkiye’nin özellikle Gamma Knife ve stereotaktik radyocerrahi teknolojilerindeki deneyiminin tüm dünyada dikkat çektiğini belirten Peker, son yıllarda yurt dışından Türkiye’ye tedavi ve eğitim amacıyla gelen hasta ve hekim sayısında belirgin artış yaşandığını söyledi. “Özellikle radyocerrahi uygulamalarında Türkiye önemli bir çekim merkezi haline geliyor. Hekimler yalnızca cihazları görmek için değil, hasta seçimi ve tedavi planlama süreçlerini öğrenmek için de ülkemize geliyor” dedi.</p>

<p><strong>“TÜRKİYE KÜRESEL RADYOCERRAHİ MERKEZİ OLABİLECEK ÖLÇEKTE”</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Prof. Dr. Peker Türkiye’nin küresel bir radyocerrahi merkezi olabilecek potansiyelde olduğunu kaydederek, bunun için bilimsel üretimin artırılması gerektiğine işaret etti. Peker, “Bölgesel merkez olmak yalnızca hasta kabul etmek anlamına gelmez. Aynı zamanda bilgi üretmek, eğitim vermek, uluslararası araştırmalar yürütmek ve genç hekimler için çekim merkezi haline gelmek demektir. Türkiye bunu başarabilecek kapasiteye sahiptir” dedi.</p>

<p><strong>YAPAY ZEKA BEYİN CERRAHİSİNİ DE DEĞİŞTİRECEK</strong></p>

<p>Önümüzdeki yıllarda beyin cerrahisinin daha kişiselleştirilmiş bir yapıya kavuşacağını belirten Prof. Dr. Peker, yapay zekâ destekli planlama sistemlerinin tedavi süreçlerinde daha fazla yer alacağını söyledi. “Yakın gelecekte yalnızca MR görüntülerine bakarak karar vermeyeceğiz. Hastanın genetik özellikleri, tümörün biyolojik yapısı ve yapay zekâ destekli risk analizleri tedavi kararlarında çok daha belirleyici olacak” ifadelerini kullanan Peker, teknolojinin gelişmesine rağmen hekimlik sanatının merkezde kalacağını vurguladı.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Nursel Dilek Manavbaşı</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.baskentgazete.com.tr/turk-beyin-cerrahi-dunyanin-ilk-10unda</guid>
      <pubDate>Thu, 25 Jun 2026 09:46:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://baskentgazetecomtr.teimg.com/crop/1280x720/baskentgazete-com-tr/uploads/2026/06/prof-dr-selcuk-peker-radyocerrahide-dunyanin-en-etkili-akademisyenleri-arasinda-ilk-10a-girdi-sczx.jpg" type="image/jpeg" length="86718"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yeşilay'dan alkol raporu: Alkole 18 yaştan önce başlanıyor]]></title>
      <link>https://www.baskentgazete.com.tr/yesilaydan-alkol-raporu-alkole-18-yastan-once-baslaniyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.baskentgazete.com.tr/yesilaydan-alkol-raporu-alkole-18-yastan-once-baslaniyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yeşilay Türkiye Alkol Araştırma Raporu'nu kamuoyuyla paylaştı. Rapor, alkol kullanımının bireysel, toplumsal ve ekonomik etkilerini ortaya koyarken, gençlerin korunmasına yönelik politika önerilerine de dikkat çekiyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye Yeşilay Cemiyeti, bağımlılıklarla mücadele alanında yürüttüğü bilimsel çalışmalara bir yenisini daha ekledi. Bağımlılıkların Ekonomiye Maliyeti Raporu, Türkiye Kumar Raporu ve Türkiye Tütün Raporu'nun ardından hazırlanan Türkiye Alkol Araştırma Raporu'nu kamuoyuyla paylaştı. Rapor, alkol kullanımının bireysel, toplumsal ve ekonomik etkilerini ortaya koyarken, gençlerin korunmasına yönelik politika önerilerine de dikkat çekiyor.<br />
<br />
<strong>TÜRKİYE’DE HER 5 KİŞİDEN 1’İ EN AZ BİR KEZ ALKOL KULLANDI</strong><br />
<br />
Araştırmaya göre Türkiye'de 15 yaş ve üzerindeki nüfusun yüzde 20,8'i hayatında en az bir kez alkol kullandığını belirtirken, yüzde 79,2'si hiç alkol kullanmadığını ifade etti. Son 12 ay içerisinde alkol kullandığını belirtenlerin oranı yüzde 11,4, son 30 gün içerisinde kullandığını belirtenlerin oranı ise yüzde 7,1 olarak tespit edildi.<br />
<br />
Dünya genelinde yaklaşık 400 milyon kişinin alkol kullanım bozukluğu bulunduğu belirtilirken, Türkiye'de alkol kullanım bozukluğu yaygınlığı yüzde 4,8 olarak ölçüldü.<br />
<br />
<strong>ALKOLE BAŞLAMA YAŞI ORTALAMA 19,4</strong><br />
<br />
Rapora göre alkol kullanmaya başlama yaşı ortalama 19,4 olarak belirlendi. Alkol kullandığını belirten katılımcıların yarısının ilk alkol deneyimini 18 yaşında veya daha önce yaşadığı görüldü. Erkeklerin alkol kullanmaya başlama yaşının kadınlara göre daha düşük olduğu tespit edildi.<br />
<br />
Araştırmada alkol kullanımına başlamada arkadaş çevresinin etkisi yüzde 48,8 ile ilk sırada yer alırken, bunu yüzde 45,4 ile eğlence amacı ve yüzde 43,6 ile merak duygusu izledi.<br />
<br />
<strong>ALKOL DÜNYADA HER YIL 2,5 MİLYONDAN FAZLA ÖLÜME NEDEN OLUYOR</strong><br />
<br />
Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre alkol kullanımı, bireysel ve toplumsal sonuçları nedeniyle önemli bir halk sağlığı sorunu olmaya devam ediyor. Alkol; karaciğer hastalıkları, kanser, kalp ve damar hastalıkları, beyin işlevlerinde bozulma ve psikolojik sorunlar başta olmak üzere 200'den fazla hastalık ve sağlık sorunuyla ilişkilendiriliyor. Dünyada her yıl 2,5 milyondan fazla ölümün alkolle ilişkili nedenlerden kaynaklandığı belirtiliyor.<br />
<br />
<strong>KORUYUCU POLİTİKALARA TOPLUM DESTEĞİ YÜKSEK DÜZEYDE</strong><br />
<br />
Araştırma sonuçları, toplumun alkolle mücadelede koruyucu politikalara yüksek düzeyde destek verdiğini ortaya koydu. Katılımcılar; öğrenci yurtları, spor kulüpleri ve kafelerde alkol satışının yasaklanması, reklam ve promosyon faaliyetlerinin sınırlandırılması, benzin istasyonlarında satış yapılmaması ve satış saatlerine yönelik düzenlemeler gibi uygulamalara önemli ölçüde destek verdi.<br />
<br />
<strong>"YAKLAŞIK 2 MİLYON 600 BİN İNSAN ALKOLDEN HAYATINI KAYBEDİYOR”</strong><br />
<br />
Programda konuşan Türkiye Yeşilay Cemiyeti Genel Başkanı Doç. Dr. Mehmet Dinç, sözlerine bağımlılıkların günümüzün en büyük toplumsal risklerinden biri olduğunu belirterek başladı. Alkolün sosyalleşmenin vazgeçilmez bir parçası, eğlenmenin bir gerekliliği gibi sunulduğuna dikkat çeken Dinç, sözlerini şöyle sürdürdü:<br />
<br />
“Bağımlılık endüstrileri ürünlerini çoğu zaman cazip, normal ve hatta gerekli göstererek yaygınlaştırmaya çalışıyor. Oysa biz hiçbir insanımızın zarar görmesini, sağlığını, geleceğini ve sevdiklerini kaybetmesini istemiyoruz. Araştırmalarımız, alkolün bireysel ve toplumsal sorunları çözmekten çok derinleştirdiğini ortaya koyuyor. Buna rağmen özellikle gençler üzerinde farklı bir algı oluşturulmaya çalışılması bizleri endişelendiriyor. Dünya Sağlık Örgütü, alkol kullanımında güvenli bir alt sınır bulunmadığını ifade ediyor. Dünyada her yıl yaklaşık 2 milyon 600 bin insan alkol nedeniyle hayatını kaybediyor. Bu ölümler savaşlar, afetler ya da salgın hastalıklar nedeniyle değil; önlenebilir bir risk faktörü olan alkol nedeniyle gerçekleşiyor.”<br />
<br />
Alkolün yalnızca bireysel değil, toplumsal bir mesele olduğuna dikkat çeken Dinç, “Alkol yalnızca bir sağlık meselesi değildir. Trafik kazaları, şiddet olayları, suç davranışları ve aile içi sorunlarla da yakından ilişkilidir. Bu nedenle toplum olarak daha dikkatli ve daha koruyucu bir yaklaşım benimsememiz gerekiyor. Nitekim araştırmamızda toplumun büyük çoğunluğunun alkolle ilgili koruyucu düzenlemeleri desteklediğini görüyoruz.<br />
<br />
Öte yandan alkol kullanım sorunu yaşayan insanlarımızı etiketlemeden, dışlamadan ve suçlamadan yaklaşmamız büyük önem taşıyor. Türkiye'nin 81 ilinde hizmet veren YEDAM'larımızla ücretsiz ve gizlilik esasına dayalı destek sunuyoruz. Geçtiğimiz yıl alkol nedeniyle 1.500'ün üzerinde başvuru aldık. Sonuçlar bize gösteriyor ki bağımlılıkta tedavi mümkündür, rehabilitasyon mümkündür ve umut her zaman vardır. Yeşilay olarak bu süreçte insanımızın yanında olmaya devam edeceğiz.” dedi.<br />
<br />
Alkol kullanımına başlama yaşının geciktirilmesinin bağımlılıkla mücadelede kritik öneme sahip olduğunu belirten Yeşilay Bilim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Rabia Bilici, Türkiye'nin alkol kullanımına başlama yaşı açısından birçok ülkeye kıyasla daha koruyucu bir konumda bulunduğunu ifade etti. Bilici, “Araştırmamızda Türkiye’de alkol kullanımına başlama yaşının ortalama 19,4 olduğunu görüyoruz. Alkol kullanımına ne kadar erken yaşta başlanırsa bağımlılık geliştirme riski de o kadar artıyor. Bu nedenle önleme çalışmalarıyla birlikte gençlerde farkındalık oluşturmak büyük önem taşıyor.” dedi.<br />
<br />
Beynin karar verme ve dürtü kontrolünden sorumlu bölgelerinin gelişiminin genç yetişkinlik dönemine kadar devam ettiğine dikkat çeken Bilici, yaş sınırlamalarının önemli bir koruyucu işlev gördüğünü vurguladı.</p>

<p><img alt="" height="1200" src="https://baskentgazetecomtr.teimg.com/baskentgazete-com-tr/uploads/2026/06/1000643479.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="1600" /><br />
<br />
<strong>“ALKOL BİLİNÇLİ BİR ÇILGINLIKTIR”</strong><br />
<br />
“Alkol bilinçli bir çılgınlıktır” diyen Prof. Dr. Ayşe Nurdan Tözün, “Karaciğer vücudumuzun laboratuvarıdır. Alkol kullanımı karaciğer yağlanmasından siroza kadar uzanan ciddi sağlık sorunlarına neden olabilmektedir. Bu nedenle sağlığımıza zarar verecek hiçbir maddeyi ne bedenimize ne de zihnimize taşımamalıyız. Alkolün zararları konusunda farkındalığın artırılması büyük önem taşımaktadır.” şeklinde konuştu.<br />
<br />
<strong>“ALKOL KANSERİN BAŞLICA RİSK FAKTÖRÜ”</strong><br />
<br />
Türk Tıbbi Onkoloji Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Doç. Dr. Tülay Eren ise toplumda alkolün sağlık üzerindeki zararları ve trafik kazalarıyla ilişkisi konusunda belirli bir farkındalık bulunduğunu, ancak alkolün kanserle olan ilişkisinin yeterince bilinmediğini ifade etti. Eren, alkolün kanserin başlıca risk faktörlerinden biri olduğuna dikkat çekerek, “Birçok kişi düşük veya ara sıra alkol kullanımının herhangi bir zarara yol açmadığını düşünüyor. Oysa bilimsel veriler, alkolün güvenli bir kullanım düzeyi olmadığını ve kanser riskini artırabildiğini gösteriyor. Bu sebeple biz bir kadehten bir şey olmaz diyenlerin aksine bir kadehten bir şey olur diyoruz” ifadelerini kullandı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Nursel Dilek Manavbaşı</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.baskentgazete.com.tr/yesilaydan-alkol-raporu-alkole-18-yastan-once-baslaniyor</guid>
      <pubDate>Thu, 25 Jun 2026 09:38:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://baskentgazetecomtr.teimg.com/crop/1280x720/baskentgazete-com-tr/uploads/2026/06/1000643480.jpg" type="image/jpeg" length="63933"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Sıcak havalarda kalbinizi yormayın]]></title>
      <link>https://www.baskentgazete.com.tr/sicak-havalarda-kalbinizi-yormayin</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.baskentgazete.com.tr/sicak-havalarda-kalbinizi-yormayin" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yaz aylarında etkisini artıran yüksek sıcaklık ve nem, vücudun ısı dengesini korumak için kalbin daha fazla çalışmasına neden oluyor. Central Hospital Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Rifat Eralp Ulusoy, sıcak havaların kalp sağlığı üzerindeki etkilerinden önemli uyarılarda bulundu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Sıcak havalarda yaşanan bu durum sağlıklı bireylerde dahi kalp üzerinde ek yük oluştururken, kalp ve damar hastalığı bulunan kişilerde göğüs ağrısı, çarpıntı, nefes darlığı ve tansiyon dalgalanmaları gibi şikâyetlerin artmasına yol açabiliyor. Central Hospital Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Rifat Eralp Ulusoy, sıcak havaların kalp krizi ve ritim bozukluğu gibi ciddi sağlık sorunları açısından riski yükseltebildiğine dikkat çekiyor.</p>

<p><strong>KALP DAHA FAZLA ÇALIŞIYOR</strong></p>

<p>Aşırı sıcak havalarda kalp atım hızında artış görülebilir. Vücudun sıvı kaybetmesiyle birlikte kan hacmi azalırken, kalp dokulara yeterli oksijen ve besin taşımak için daha yoğun çalışır. Bu durum; yüksek tansiyon, kalp yetmezliği, koroner arter hastalığı ve ritim bozukluğu bulunan bireylerde şikâyetlerin artmasına neden olabilir.</p>

<p><strong>EN RİSKLİ SAATLER 11.00 İLE 16.00 ARASI</strong></p>

<p>Meteorolojik verilere göre güneş ışınlarının en dik açıyla geldiği öğle saatlerinde dış ortam sıcaklığı hissedilir derecede yükseliyor. Uzmanlar, özellikle 11.00 ile 16.00 saatleri arasında mümkün olduğunca açık alanlarda bulunulmamasını öneriyor.</p>

<p>Bu saatlerde yapılan ağır egzersizler, uzun yürüyüşler ve yoğun fiziksel aktiviteler vücut sıcaklığını artırarak kalp üzerindeki yükü daha da yükseltebiliyor. Açık havada çalışmak zorunda olan vatandaşların ise sık sık mola vermeleri, gölge alanlarda dinlenmeleri ve yeterli miktarda sıvı tüketmeleri tavsiye ediliyor.</p>

<p><strong>SU TÜKETİMİ HAYATİ ÖNEM TAŞIYOR</strong></p>

<p>Sıcak havalarda terleme yoluyla önemli miktarda sıvı kaybeden vücudun bu kaybı yerine koyması gerekiyor. Susama hissinin ortaya çıkmasını beklemeden düzenli aralıklarla su tüketmek gerekiyor. Yeterli sıvı tüketilmemesi durumunda baş dönmesi, halsizlik, çarpıntı, tansiyon düşüklüğü ve bilinç bulanıklığı gibi belirtiler görülebiliyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>İLAÇ KULLANAN HASTALAR DİKKATLİ OLMALI</strong></p>

<p>Kalp hastalığı nedeniyle düzenli ilaç kullanan bireylerin yaz aylarında tedavilerini aksatmamaları gerekiyor. Özellikle idrar söktürücü ilaç kullanan hastalarda sıvı kaybı daha belirgin olabileceğinden, ilaç kullanımına ilişkin değişikliklerin mutlaka hekim kontrolünde yapılması gerekiyor.</p>

<p><strong>BU BELİRTİLERİ CİDDİYE ALIN</strong></p>

<p>Sıcak havalarda aşağıdaki belirtilerin görülmesi durumunda vakit kaybetmeden bir sağlık kuruluşuna başvurulması öneriliyor: Göğüs ağrısı veya göğüste baskı hissi, nefes darlığı, çarpıntı veya düzensiz kalp atışı, aşırı halsizlik, bayılma veya bayılacak gibi olma hissi, şiddetli baş dönmesi, bilinç bulanıklığı</p>

<p><strong>KALP SAĞLIĞINI KORUMAK İÇİN ÖNERİLER</strong></p>

<p>Central Hospital Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Rifat Eralp Ulusoy, yaz aylarında kalp sağlığını korumak için şu tavsiyelerde bulunuyor:</p>

<p>Günün sıcak saatlerinde dışarı çıkmaktan kaçının. Bol su için ve sıvı tüketimini ihmal etmeyin.Açık renkli, hafif ve pamuklu kıyafetler tercih edin. Ağır fiziksel aktiviteleri sabah erken veya akşam saatlerinde yapın. Dengeli ve hafif beslenin. Aşırı kafein ve alkol tüketiminden kaçının. Düzenli kullandığınız ilaçları doktor önerisine uygun şekilde almaya devam edin. Kapalı ve serin ortamlarda bulunmaya özen gösterin.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Melahat TAŞ</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.baskentgazete.com.tr/sicak-havalarda-kalbinizi-yormayin</guid>
      <pubDate>Wed, 24 Jun 2026 11:20:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://baskentgazetecomtr.teimg.com/crop/1280x720/baskentgazete-com-tr/uploads/2026/06/pexels-lepta-studio-333887315-13937073.jpg" type="image/jpeg" length="67746"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA['Asya kaplan sivrisineği'ne karşı durgun su uyarısı]]></title>
      <link>https://www.baskentgazete.com.tr/asya-kaplan-sivrisinegine-karsi-durgun-su-uyarisi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.baskentgazete.com.tr/asya-kaplan-sivrisinegine-karsi-durgun-su-uyarisi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Müberra Hraloğlu, Asya kaplan sivrisineğinin bazı viral hastalıkların taşınmasında rol oynayabildiğini belirterek, “Asya kaplan sivrisineği için küçük su birikintileri büyük risk oluşturuyor. Kapının önünde biriken az miktardaki su bile bu türün üremesi için yeterli olabilir” dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Sıcak havalarla birlikte sivrisineklerin üreme alanlarının arttığına dikkat çeken Biruni Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'nden Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Müberra Hraloğlu, halk arasında Asya kaplan sivrisineği olarak bilinen Aedes albopictus türünün özellikle durgun sularda çoğalabildiğini söyledi. Bu türün gündüz saatlerinde de aktif olabildiğini belirten Hraloğlu, ev, bahçe, balkon ve bina çevresinde biriken sulara karşı vatandaşların dikkatli olması gerektiğini ifade etti.</p>

<p><strong>‘HER ISIRIK HASTALIK ANLAMINA GELMEZ ANCAK RİSK GÖZ ARDI EDİLMEMELİ’</strong></p>

<p>Asya kaplan sivrisineğinin yalnızca rahatsız edici bir tür olmadığını belirten Hraloğlu, “Bu sivrisinek türü dang humması, chikungunya ve Zika gibi bazı viral enfeksiyonların taşınmasında rol oynayabilen türler arasında yer alıyor. Ancak her sivrisinek ısırığı hastalık bulaştırır anlamına gelmez. Hastalık gelişebilmesi için sivrisineğin ilgili virüsü taşıması gerekir. Buna rağmen yayılımının önlenmesi halk sağlığı açısından önemlidir” diye konuştu.</p>

<p>Sivrisinek ısırıklarının çoğu zaman kaşıntı, kızarıklık ve şişlik gibi lokal reaksiyonlarla sınırlı kaldığını söyleyen Hraloğlu, bazı kişilerde daha belirgin reaksiyonlar görülebileceğini belirtti. Hraloğlu, “Isırık bölgesinde şişlik, yanma, hassasiyet ve yoğun kaşıntı gelişebilir. Kaşıma nedeniyle cilt bütünlüğü bozulabilir ve ikincil enfeksiyon riski ortaya çıkabilir. Özellikle çocuklar, yaşlılar, kronik hastalığı bulunanlar ve bağışıklık sistemi baskılanmış kişiler daha dikkatli olmalıdır” ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>‘ATEŞ, EKLEM AĞRISI VE DÖKÜNTÜ VARSA DİKKAT’</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Isırık sonrası gelişen belirtilerin takip edilmesi gerektiğini ifade eden Dr. Hraloğlu, “Sivrisinek ısırığından sonra yalnızca bölgesel kızarıklık ve kaşıntı görülebilir. Ancak ateş, baş ağrısı, kas ve eklem ağrısı, halsizlik, döküntü, gözlerde kızarıklık, bulantı ya da genel durum bozukluğu gibi belirtiler ortaya çıkarsa vakit kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır. Özellikle seyahat öyküsü bulunan kişiler bu belirtileri daha dikkatli değerlendirmelidir” dedi.</p>

<p><strong>‘KAPININ ÖNÜNDEKİ SU BİRİKİNTİSİ BİLE ÜREME ALANINA DÖNÜŞEBİLİR’</strong></p>

<p>Asya kaplan sivrisineğiyle mücadelede en etkili yöntemin durgun su birikintilerini ortadan kaldırmak olduğunu belirten Dr. Hraloğlu, “Bu tür, çok küçük miktardaki durgun sularda bile üreyebilir. Saksı altlıkları, kovalar, bidonlar, kullanılmayan kaplar, araç lastikleri, bahçe sulukları, çatı olukları ve gider çevreleri risk oluşturabilir. Kapının önündeki küçük bir su birikintisi bile sivrisineklerin çoğalması için yeterli olabilir. Bu nedenle ev ve çevresindeki su birikintileri düzenli olarak kontrol edilmeli, kullanılmayan kaplar ters çevrilmeli ve su dolan alanlar boşaltılmalıdır” diye konuştu.</p>

<p><strong>‘UZUN KOLLU VE AÇIK RENKLİ KIYAFETLER TERCİH EDİLMELİ’</strong></p>

<p>Sivrisineklerle mücadelenin yalnızca ilaçlama çalışmalarıyla sınırlı olmadığını bireysel önlemlerin de büyük önem taşıdığını söyleyen Dr. Hraloğlu, “Uzun kollu ve açık renkli kıyafetler tercih etmek, sineklik kullanmak, bebek arabası ve çocuk yataklarında koruyucu tüllerden yararlanmak, uygun sivrisinek kovucu ürünleri talimatlara göre kullanmak korunmada yardımcı olabilir. Ancak en temel adım, sivrisineğin üreyebileceği durgun su alanlarını ortadan kaldırmaktır” dedi.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.baskentgazete.com.tr/asya-kaplan-sivrisinegine-karsi-durgun-su-uyarisi</guid>
      <pubDate>Wed, 24 Jun 2026 10:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://baskentgazetecomtr.teimg.com/crop/1280x720/baskentgazete-com-tr/uploads/2026/06/a-s-y-a-k-a-p-l-a-n-s-i-v-r-i-s-i-n-e-g-i-n-e-k-a-r-s-i-d-u-r-g-u-n-1378586-409351.jpg" type="image/jpeg" length="15063"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
