İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Genel

Çankaya'da parklar yenileniyor

Genel

Altındağ'da 3 bin çocuğa ücretsiz yüzme kursu verilecek

Genel

Çankaya'da açık havada sinema keyfi başlıyor

Genel

Mamak'tan Manavgat'a destek

Genel

Anneler ve çocukları iş başında

Genel

Avrupalı gençler Kızılcahamam'da pedal çevirdi

Genel

Okul duvarları tabloya dönüşüyor

Genel

Daha temiz Çankaya için konteynerler yenileniyor

Genel

Hacettepe Mahallesi'nde dönüşüm çalışmaları devam ediyor

Genel

El Emeği Şenliği Ahmed Arif Parkı'nda devam edecek

Genel

Sokak hayvanları için tam donanımlı ambulans

Genel

Altındağ'da yüzme bilmeyen kalmayacak

Özel Haber

Özel Haber Haberleri

“Israrla tanbur diyorum”

Makbule AKGÜL AKKUŞ 08.04.2021 09:59
“Israrla tanbur diyorum”

Müzisyen Eren Ali Gül’ün müzikle olan hikâyesi çocukluk döneminde başlamış. Türkiye’de lir üreten ilk ve tek kişi olduğunu belirten Gül, şu anda Avrupa, Amerika ve Türkiye’nin hemen her yerinden sipariş aldığını belirtti. Gül tanbur, klasik kemençe, buzuki, ud, mandolin, üç telli dede sazı gibi bir çok enstrüman da çalıyor. Ama bu enstrümanların içinde onun için en vazgeçilmezleri tanbur ve klasik kemençe. “Tanbur ve klasik kemençe için bir organımı, duyumu terk edebilirim.” diyen Gül, “Tanbur, klasik Türk müziği altında çoğunlukla yaşam belirtisi olmayan yanlış şarkılarla eskitilmiş, tekrarlarla, kopya müzikal icra vurgularıyla insanların ilgi alanından çıkarılmış. Bu kopukluğu, ölü toprağını atarak insanlara başka bir icranın, tasavvurun mümkün olduğunu anlatmak için ısrarla tanbur diyorum. Tanbur duymayan bir kulağın, tanburla tanışmamış bir hikâyenin, bir ayağı eksik basmıştır.” dedi.

Gül, atölyesinde ağaca ses; türkülere ise hayat veriyor. Müziğe sevgisinin çocukluğundan geldiğini kaydeden Gül, “Beynim işittiklerimi idrak ettiği anda kucağımda bir saz vardı. 5 kardeşiz, en küçükleri benim. Hepimiz saz ile büyüdük” dedi. Hayatına müzikle yön veren Eren Ali Gül ile müzikle olan hikâyesini konuştuk.

• Bize biraz kendinizden bahsedebilir misiniz? Eren Ali Gül kimdir?

Kimlik ve künye bilgilerimi gizlemekten hiç keyif almam, anlatmayı da pek sevmem. 6 Mayıs’a kadar 34 yaşımdayım. Sonrası için taahhüt veremiyorum. Aslen Tunceli-Ovacıklıyım. Doğumda Konya, sonrasında birçok şehir oldu hayatımda. Kendimi ve hâyâlin imkânlarını zorlayarak, hayatı ikâme etmenin dışında, tat almaya çalışan, öğrenmek mesleğine iptidayım. Bu benim kendime dönük kurduğum bir cümle olabilir ancak. Terazide tartılsam altmış beş kiloyum, gerçekte bir tohumun bilgeliğine, ağırlığına haiz değilim.

• Müzik ile nasıl kesişti yolunuz?

Beynim işittiklerimi idrak ettiği anda kucağımda bir saz vardı. 5 kardeşiz, en küçükleri benim. Hepimiz saz ile büyüdük. Sosyalleşmeyi müzikle tamamlayabiliyorum. Âşık geleneğinden beslenen oldukça iyi bir geçmişim var. Müzik belli koşullarda evimizde vardı, yetinmeyip onu çeşitlendirdim. Hep koştum, aradım, bu konuda oldukça aksi biriyim. Son nefesim olduğunu bilsem dahi peşinden koşabilirim.

“VAZGEÇİLMEZİM TANBUR VE KLASİK KEMENÇE”

• Ana enstrümanınız tanbur ama tanburun yanı sıra bağlama, lir ve ud da çalıyorsunuz. Başka hangi enstrümanları çalıyorsunuz?

Tanbur ve klasik kemençe (Karadeniz kemençesi değil) için bir organımı, duyumu terk edebilirim. Takriben o noksanlığı tamamlarım. Buzuki, ud, mandolin, üç telli dede sazı gibi birçok telli müzik aletiyle ilişkim oldu. Tanbur varken, birçoğu ihtiyaç duyup dokunmadığım enstrümanlardır.

“TANBURA OLAN İLGİM SES YAPISIYLA İLGİLİ”

• Tanbur ile olan hikâyeniz nasıl başladı? Neden tanbur?

Tanbur, çocukluğumda radyolarda duyup yıllarca peşinden koştuğum bir enstrüman. Adını, neye benzediğini bulmam yaklaşık on beş yılımı aldı. Çocukken, makamları tanıyabiliyordum. Herhangi bir şarkıyı birkaç dizi sesten sonra hangi makamda seyir aldığını kolaylıkla çözebiliyordum. İlgimi çekmesi, ses yapısıyla ilgili. Beni başka bir hayata, gerçeklikten koparıp götürüyor ve kolayca uzaklaştırıyor. İçinde yüzlerce ses ve icra algoritmaları barındıran, fizik yasalarının birçoğundan faydalanan bir müzik aleti diyebilirim. Tanbur, Klasik Türk Müziği altında çoğunlukla yaşam belirtisi olmayan yanlış şarkılarla eskitilmiş, tekrarlarla, kopya müzikal icra vurgularıyla insanların ilgi alanından çıkarılmış. Bu kopukluğu, ölü toprağını atarak insanlara başka bir icranın, tasavvurun mümkün olduğunu anlatmak için ısrarla tanbur diyorum. Tanbur duymayan bir kulağın, tanburla tanışmamış bir hikâyenin, bir ayağı eksik basmıştır.

“LİR ÜRETEN İLK VE TEK KİŞİYİM”

• Lir de yapıyorsunuz sanırım. Nasıl başladınız lir yapmaya? Özel sipariş doğrultusunda mı yapıyorsunuz?

Türkiye’de lir üreten ilk ve tek kişiyim. Lir yapmaya karar vermem çok uzun bir zamana denk gelmiyor. Yaptığım enstrümanı anlatmam bazen saatlerimi alıyor. Hem çalışıp hem anlatmak gerçekten zor. Daha önceleri aklımın ucundan gelip geçerdi, yapım bilgisine sahip olmadığımdan (el araçları kullanım bilgisi), uygun zamanı bekliyordum. Bu zamana rast geldiğim ilk anda, lir yapımı için çalışmalarıma başladım. İki ay yalnızca lirin planı üzerinde teorik bir süzgeçten geçirdim kendimi. Hem çok stresli hem de bir o kadar kolay ilerledi süreç. Avrupalı lir yapımcılarının hatalarını tespit ederek, doğru bir sesin hangi yönde oluşması gerektiğine dair bir tez hazırlarcasına, ilk lirimi tamamladım. Aklımda olmasını hedeflediğim ses oluştuğunda, bunu tekrar ederek yapmaya karar verdim. Birkaç enstrümanın yapım teknik bilgisinin teorik temelde yönünü, lire uyguladım. Bir müzisyen olarak tatmin olduğumda, bunu çoğaltma fikrim iyice olgunlaştı. Derken, bir atölye kurma aşamasına geldim. Şu anda Avrupa, Amerika ve Türkiye’nin hemen her yerinden sipariş alıyorum. Liri sipariş alarak yapıyorum. Lir yaptırmak isteyenler www.luvilirarp.com adresinden ve Instagram’dan bana ulaşabilirler.

• Yaptığınız müziklerde hem geleneksel türküleri hem de evrensel-çağdaş müziği harmanladığınızı görüyoruz. Yaptığınız müziği nasıl tanımlıyorsunuz?

Müzik, kişinin tekliği ve kültürel olguları, çevresi ile ilintili bir olgu. Birbiriyle ilişki kurma yakınlığı bulunduran kültürleri ve müziklerini tanıştırabiliyorum diyebilirim. Ancak bu kültürler arası bir buluşma, harmanlama ya da evrilme diyemem. İşte burada sanatın var olma amacı ve ihtiyacı üzerine bir şeyler söyleyebilirim. Felsefe ne kadar genleşir, ilişkilenir karmaşaya götürürse, sanat bunu sadeleştirir. Biri tümevarım, biri tümden gelimdir. Sanatı karmaşa içerisinde sunmak, onunla ilişkili her şeyi tahrifata uğratır. Mânânın tahrifatı, kültürel çöküntünün dışa vurumu olur. Sadelikten, doğru ifade yolunu kurmaktan yanayım. Bunun için çaba harcıyorum. Önceleri bazı sanatçı arkadaşlar için çalıştığım işler oldu. Hiçbirinden mutlu kalkmadım. Sadeliğe, inandırıcılığa odaklanıyorum.

“YENİLİK DENEYSELLİK LEZZETİ SİLİP SÜPÜRÜR”

• Son dönemlerde türküler farklı enstrüman ve biçimlerde (opera, caz ya da blues) seslendirilmeye çalışılıyor. Sizce mevcudu modern biçimle yeniden üretmek ihtiyacı karşılıyor mu?

Kültürel alışkanlıklar uyum gösteriyorsa yerindedir, bugün böyle değilse de gelecekte bu yönde olabilir. Ben katiyen sıcak bakmayan birkaç kişilik taraftayım. Yenilik, deneysellik lezzeti silip süpürür. Kişi yaptığı işle müstesna olmuş, işine iptila etmişse kendini bu belki geçerlidir. Eserin de icra ve yorumcunun da kendisine inanması gerek. Kişi kendine inanmazsa, kim inanabilir? Ben inanmam. Bana yüzeysel ve yavan gelen, yakın gelecekte hemen herkese yavan gelecek. Gelenekselliği sürdüren, ısrarla geçmişin izlerini derleyip öne sürenler de var. Bu kitleyle de pek barışık değilim. Bu konu oldukça geniş, bir televizyon programında anlatmış, başka bir gazetede bunları yazmıştım. Oldukça uzun tartışılması gereken konular. Müzik bir deneme, yanılma, deneysellik alanı değildir. Bu söylemlere sahip müzisyenler tüketimi hızlandırarak, nakit artırımı sağlıyorlar. Başka bir çıkarım olamaz.

• Müziği insan yaşamının genel akışı içinde nasıl bir yere yerleştiriyorsunuz?

Sese karşı hassasiyeti, özel bir şikâyeti yoksa herkes müzik dinlemeli. Aksi hâlde megafonlardan beş doz uyuşturucu salgılayıp, gericileşen bir Türkiye’ye dönüşeceğiz.

• Eren Ali Gül’ün hayattaki dinamikleri ve bir müzisyen olarak beslendiği noktalar neler?

Einestein, kırküç numara kahverengi ayakkabılarım, hâyâllerim, tepe, rampa, dağ, yokuş, akan su, yeşillik, bolca sessizlik, insansızlık, tekillik, fizik, algoritma, birbiriyle ilişki kurabilen tüm fizik yasaları. Spor hariç.

“HAYALLERİMİN PEŞİNDEN KOŞUYORUM”

• Son olarak üzerinde çalıştığınız yeni bir proje var mı?

İlkesel, bünyesel olarak projelere hiç sıcak değilim. Bir yerlerden proje geldiğinde, tütün sarıyorum dinliyor gibi yapıyorum. Gerçekleşmek üzere olan bir şey kişinin kendi tarafından yapılmalı. Ben hâyâllerimin ve işlerimin, tasarılarımın peşinden koşuyorum. Bugüne dek hiç projem olmadı. Bir şeyler yapıyorsam, mutlaka onu kamu önüne sunuyorumdur. Tanburla bazı eserleri derleyip, sakince icra ettikten sonra yayımlayacağım.