İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Genel

Simon Bolivar Parkı yenilendi

Genel

Mamak'ta kurban pazarı için kuralar çekildi

Genel

Gölbaşı akıllı kent sistemine geçiyor

Genel

Altındağ'da spor dolu yaz tatili başladı

Genel

Renkli Kent Ankara: “Kent Gezileri” başladı

Genel

Geleneksel oyunlar canlandı

Genel

Altındağ'a bir pazar daha

Genel

Keçiören Belediye Başkanı Altınok çocuklarla kurabiye yaptı

Genel

Çankaya'ya 9 yeni park müjdesi

Genel

Sporseverler Atatürk Botanik Bahçesi'ne akın ediyor

Genel

Mamak'ta yaz konserleri devam ediyor

Genel

Çankaya'ya yeni kent tarım evi

Özel Haber

Özel Haber Haberleri

Çizgilerin içindeki renkler

Makbule AKGÜL AKKUŞ 23.03.2019 10:50
Çizgilerin içindeki renkler

Sözlerin ses çıkaramadığı bir toplumda çizgilerle seslerini duyurmaya çalışan 12 kadın sanatçı “Kadının Çizgisi Var” Sergisi’nde buluştu. O sade çizgilerin ardındaki insani karmaşalarla bizleri yüzleştiren kadınlar 8 Mart’ın sadece ekmek ve gül isteyen kadınların günü olmadığını toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin dışarıda bıraktığı herkesi ifade etmesi gereken bir gün olduğunu ifade ettiler.

12 kadın sanatçı 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü için düzenlenen “Kadının Çizgisi Var” Sergisi’nde bir araya geldi. Sergi 28 Mart tarihine kadar Karikatür Atölyesi’nde görülebilecek. Sergide Aslı Alpar, Asuman Küçükkantarcılar, Ayten Köse, Berna Yangın, Esma Burcu Sereli Havasi, Çiğdem Demir, Duygu Saraçoğlu, Hilal Özcan, Hülya Erşahin, Menekşe Çam, Saadet Demir Yalçın ve Zeynep Gargi’nin çalışmaları yer alıyor.

Editöryal karikatür çizdiğini kaydeden Aslı Alpar’ın karikatürleri düzenli olarak Kafa Dergisi’nde yayımlanıyor.  Kaos GL Derneği’nde muhabir olarak çalıştığını belirten Alpar, derneğin hem web sayfasında hem de dergisinde muhabirliğin yanı sıra orada da karikatür de çizdiğini söyledi. STK ve hak temelli çalışan örgütlere de destek olmak için karikatür ve illüstrasyon çizdiğini ifade eden Alpar, Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye mezunu olduğunu karikatüre ilgisinin üniversite döneminde başladığını belirtti.

Zonguldak’ın bir işçi kenti ve aynı zamanda politik bir kent olması nedeniyle kentte büyük bir dayanışma ağının olduğunu belirten Alpar, bu nedenle kendisini sığdırabileceği bir politik dil arayışı içerisinde olduğu süreçte karikatürle tanıştığını ifade etti. Üniversitenin bir karikatür kulübünün olduğunu belirten Alpar, atölyeye gide gele karikatür çizmeye başladığını ilk karikatür çizme derslerini Mete Arif Tokmak’tan aldığını kaydetti.

YARALAYAN İNCİTEN BİR ANLAYIŞ

Çalışma alanlarının sınırlılığından kaynaklı karikatüristlerin yaşamsal anlamda hayatlarını ekonomik olarak sürdüremediklerini belirten Alpar, karikatüristlerin ekonomik kaygılar nedeniyle sürekli olarak başka meslek gurupları içerisinde yer almak zorunda kaldıklarını söyledi. Karikatüristlerin susturulduğunu çalışma alanlarının daraltıldığını belirten Alpar, bu yaşanan sürecin iktidarın uyguladığı mevcut baskı sistemi nedeniyle yaşandığını söyledi.

“Birçok çizere dava açıldı” diyen Alpar, hem maddi hem de manevi anlamda çizerlerin yıpratıldığını belirterek şöyle konuştu: “Bu sessizliğin şöyle bir tarafı da var... Türkiye’de günümüzde az sayıda karikatür dergisi yayımlanıyor. Hem geçmişteki hem de bugünkü karikatür dergilerinin iktidara muhalif bir yapısı var ancak mevzu toplumsal cinsiyet olduğunda bu yayınların iktidardan geri kalır yanı yok. Kadın çizerlerin var olan cinsiyetçi komik alanında kendine yer bulamaması, istihdam edilmemesi yıllarca “kadın çizer yok” bahanesiyle gerekçelendirildi. Oysa dergicilikte belirlenen bir “komik” anlayış var. Bu komiği üretmezseniz dışarıda bırakılıyorsunuz. O komiklik de cinsiyetçi, heterokseksist. Şimdilerde ise karikatürde ciddi bir suskunluk var. İnsanların karikatür dergisi satın almadığından yakınılıyor. Doğrudur elbette ama bir kadın, bir eşcinsel ya da bir trans bu dergilerde gülecek bir şey bulamazken neden bu dergileri satın alsın, neden çizere sahip çıksın? Kendisini yaralayan ve inciten komiklik anlayışının neden arkasında dursun. Biraz bunun da düşünülmesi gerektiğini savunuyorum.”

ÖTEKİLEŞTİRİLENLERİ KAPSAMALI!

8 Mart’taki emekçi vurgusunun önemli olduğunu belirten Alpar, “8 Mart’ın sadece kadın cinsiyet kimliğini değil toplumsal cinsiyetin ötekileştirdiği herkesi içine alması gereken bir gün olduğunu düşünüyorum. Evet, bu sistemden erkekler çok iyi nemalanıyorlar ama sonuçta inşa edilen erkelik algısının dışında kalan erkeklerde bundan zarar görüyorlar. 8 Mart, sadece ekmek ve gül isteyen kadınları değil toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin dışarıda bıraktığı herkesi ifade eden bir gün olmalı.” dedi.

ASTRONOTLUKTAN TASARIMA...

Çiğdem Demir de çocukluğunda astronot olmak istediğini liseye kadar ki süreçte astronot olma fikrinde ısrarcı olduğunu ama lise döneminde resim öğretmeni Müzzeyen Baş’ın Endüstriyel Tasarım Bölümü’ne yönlendirdiğini söyledi. Demir, “Karikatür ile ilgilendiğimi öğrenen Müzeyyen hoca beni Nevzat Varhan’a yönlendirmişti.” dedi. Aslında lise döneminde yağlıboya çalışmalar yaptığını belirten Demir, yağlıboya malzemelerinin çok pahalı olduğunu bu nedenle yağlı boya malzemesi almak için karikatür yarışmalarına katıldığını ifade ederek şöyle konuştu:

“Bir kaç yarışmaya katıldım olmadı. Ama katıldığım yarışmalardan albümler gelmeye başladı böylece başka karikatüristlerin çizimlerini görme şansım oldu. Sonrasında katıldığım başka bir yarışmadan biraz para kazandım ve dershane paramı o kazandığım para ile ödemiştim.”

ODTÜ Endüstriyel Tasarım Bölümü mezunu olduğunu ifade eden Demir, üniversitenin hazırlık sürecinde karikatüre yoğunlaştığını söyledi. O yıl ilk defa bir çiziminin Penguen’de yayınlandığını ve inanılmaz mutlu olduğunu belirten Demir, kendi bloğunun olduğunu orada çizdiğini ifade etti.

KARİKATÜR İLE TASARIMI BULUŞTURDUM

Aynı üniversitede yüksek lisans yaptığını ‘Kent ve doğa ile beraber yaşam için tasarım’ konulu bir tez çalışması üzerine çalıştığını ifade eden Demir, şu an endüstriyel tasarım alanına yoğunlaştığını bu nedenle uzun zamandır çizmediğini eskiden çalıştığı emek verdiği sürecin meyvelerini yediğini söyledi.

Çizimlerinde daha çok grafik mizah yöntemini tercih ettiğini belirten Demir, karikatür çizmek için çok geniş bir zaman aralığına ihtiyacı olduğunu bu nedenle çok vakit ayıramadığını ama karikatürle tasarımı buluşturduğunu. Antistars Designer diye bir karakter yarattığını ifade etti.

Kadınların öznesi olabileceği bir alanın hep birlikte yaratılması gerektiğini de vurgulayan Demir, birlikte direnip dayanışarak kadın hareketini güçlendirebileceklerini söyledi. Mizah dilinde kadının hiçleştirildiğini belirten Demir, “Bu temsil değişmedi. Komik bir kadın olmanın handikapları ya dış görünüşünüzle uğraşılır ya da hafif bir kadın olarak görülürsünüz ya da ciddiye alınmazsınız.” dedi.

HEM BİLİM HEM SANAT

Ankara doğumlu olan Duygu Saraçoğlu ise astronom ve matematikçi. Ancak lisansüstü çalışmalarını disiplinlerarası devam ettirmeyi tercih etmiş. Halen ODTÜ Bilim ve Teknoloji Politika Çalışmaları Bölümü’nde doktora çalışmalarını sürdürüyor. Yaklaşık 7 yıldır özel sektörde ve daha sonra kamuda çeşitli kademelerde bilişim sektörü odaklı çalıştıktan sonra, lisansüstü eğitimini sürdürdüğü alanda yaklaşık 10 yıldır bir kamu kurumunda uzman olarak çalıştığını ifade eden Saraçoğlu, çalışma hayatının yoğunluğu nedeniyle karikatüre istediği kadar vakit ayıramadığını söyledi. Çocukluğundan bu yana çizime ilgisi olduğunu belirten Saraçoğlu, çok yönlü bir insan olduğunu, birbirinden farklı görünen alanların birbirleriyle birleşim noktalarını gördüğünü ve karikatüre de bu şekilde yaklaştığını vurguladı.

Bilim ve sanatın birbirinden bağımsız olmadığını dile getiren Saraçoğlu, konuşmasının devamında şunları söyledi:

“Küçük yaşlardan beri çizsem de karikatür bağlamında çizime başlamam ortaokul zamanında oldu. Ancak özellikle yüksek lisans çalışmalarımı yaparken daha çok odaklanabildim. Bu sürede yarışmalara da katıldım. Bazı mecralarda çizimlerim yayımlandı, ödüllendirildi ve sergilendi. Portre karikatür, grafik karikatür ve illüstrasyon hem de yazılı biçimde temasına göre çeşitli çalışmalar yapıyorum ve çeşitli teknikleri birleştiriyorum. Daha sonrasında çalışma hayatı ile beraber doktorayı da sürdürdüğüm için ilgilendiğim alanlara yeterince vakit ayıramıyorum ancak karikatür ve çizim benim hep vazgeçilmezlerim arasında oldu. Yani ara versem de muhakkak kendimi en azından bir yarışma ya da sergi için hazırlanırken buluyorum. Karikatür ile farkındalık yaratıldığını düşündüğüm için ayrıca seviyorum. Doktoramın bitmesiyle daha fazla odaklanabilmeyi, bir çizer ve karikatürcü olarak daha çok mecrada yer alabilmeyi arzu ediyorum.”

“5 YAŞINDAN BERİ YAPTIĞIM İŞİ YAPIYORUM”

Esma Burcu Sereli Havasi de Hacettepe Üniversitesi Seramik Bölümü’nde Araştırma Görevlisi olduğunu öğrencilik dönemlerindeki çizgisel yaşamsal sürecinin karikatüre evrildiğini söyledi.

Çocukluktan bu yana çizgilerin hep yaşamına değdiğini belirten Havasi, tez konusunun “Mekansal ayrışma yabancılaşma ve gündelik hayat” konusu üzerine olduğunu belirterek şöyle konuştu:

“Önce çiziyordum sonrasında çizimin üzerine yazma eklendi. Tez çalışmam nedeniyle çocukken yazdığım günlüklerime ulaştım. Mesela, 7 yaşında tuttuğum bir günlüğü buldum. Her şeyi çizmiş ve yazmışım. Örneğin doğum günümde bana alınan elbiseyi, pastayı, pastadan çıkan renkli şekerlere kadar her şeyi çizmişim. Aslında 5 yaşından beri yaptığım işi yapıyorum. Yani günlük tutuyorum. O günlüklerdeki gündelik hayatta yaşadığım her anı seramiklere aktarıyorum. Eskiden karikatür ile seramiği birbirinden iki ayrı alan olarak değerlendiriyordum. Şimdilerde sanatın her alanının birbiri ile birleştirilip dönüştürebileceğini düşünüyorum. Hem karikatür hem de seramik benim elimden çıkıyor neticede. Sanatın alanlarını buluşturmak da gene benim elimde. Şu anda ise karikatür yani mizah dilinin üç boyuta aktarılması konusunda çalışmalar yapıyorum.”

TRAVMANIN ARDINDAKİ 3 GÜN!

13 Mart 2016 patlamasının yarattığı travma nedeni ile evden çıkmadığı üç gün boyunca çizdiği çizimlerden “Evde Üç Gün” adlı bir seramik çalışması yaptığını belirten Havasi, kendisini iyileştirmek adına böylesi bir çalışma yaptığını vurguladı.

Yükseklisans tez çalışması esnasında ‘Karikatür-seramik’ alanında çalışmalar yapmak istediğini bu doğrultuda üç boyutlu karikatürün nasıl yapıldığını araştırdığını bu araştırma sonucunda da yolunun Semih Balcıoğlu’na ulaştığını belirten Havasi, konuşmasını şöyle sürdürdü:

“Üç boyutlu karikatürlere Semih Balcıoğlu karikatür-seramik demiş. O dönem, İstanbul’a gidip onunla söyleşi yaptım. Balcıoğlu’nun Eczacıbaşı Atölyesi’nde çalıştığı ve ürettiği karikatür seramikleri var. Mesela çorba kasesi içerisinde bir deniz feneri var. Çorbayı koyduğunuz zaman sanki denizin ortasındaymışsınız hissine kapılıyorsunuz. Bu tip yorumları var Balcıoğlu’nun. Ben de o dönem çizimlerimi üç boyuta aktarmaya çalışmıştım. Ama sonrasında karikatürleri ‘Neden seramiklerin üzerine çizmiyorum’ diye düşündüm. Yani üç boyutlu çalışmalar yerine çizimleri objelere doğrudan aktarmak gibi. Mesela şu an tabak formu üzerine çalışıyorum. Geçen yıl üç kadın sanatçı arkadaşımla beraber “4+1 Sergi” isimli bir sergi açmıştık. O sergideki işlerim çalışma sistemimi doğrudan anlatan işlerdi. Patlamaların olduğu 2016 yılında çıkan çalışmalar bu sergideki işlerim genellikle... Son patlamada yani 13 Mart’taki patlamadan sonra 3 gün boyunca hiç evden çıkmadım. Bakkala dahi gitmedim işe gitmem gerekiyordu işe de gitmedim. 3 gün boyunca sadece oturdum ve çizdim. Bu yaşadığım travmayı bir türlü açıklayamıyorum niye böyle yaptığımı gerçekten bilmiyorum. Evde oturduğum anlarımı çizdim. Bakıp kaldığım bir köşeyi, içeriden dışarısını, evin içinde kendi kendi ile sohbet eden Esma’yı, eşyalara dönüşme anımı; oturduğum koltuğun lambaya dönüşme anımı çizdim.”

Sonraki süreçte de o çizimleri defter haline getirdiğini belirten Havasi, “Sonrasında seramik çalışmalarımda yaptığım tabakları kişileştirmeye başladım. Tabaklar rafın üzerinde oturuyor, yatıyor, uzanıyor. (Raflar tabakların alanı ve evidir) Yani o evin içindeki ruh halimi tabaklara aktardım.” dedi.