"Unutursak yine yaşanır"

Madımak oyununun yazarı Serdar Doğan

Madımak oyununun yazarı Serdar Doğan



Okunma 24 Ekim 2017, 09:52

2 Temmuz 1993’te yaşanan Sivas’ta Madımak katliamını birebir yaşayanlardan biri Serdar Doğan. Bu katliamın ardından Dokuz Eylül Üniversitesi Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi (GSF) Dramatik yazarlık- Dramaturgi Bölümü’nü okudu. Madımak katliamının 10. yıl dönümüne kadar bekledikten sonra katliamı unutturmamak adına, Madımak oyununu yazdı. Oyunla, Sivas’taki Madımak Oteli’nde yaşananları ve katliamla yüz yüze kalanların duygularını anlatan Doğan, “Biz unuttuğumuz için bu katliamlar tekrar tekrar yaşanıyor. Bu oyun ilk olarak yıllar önce de Simurg oyuncuları tarafından sergilendi. Bu sezonda yeniden sahnede. Bellek tazelemek istedim” diyor. Doğan, bu olayların tekrar yaşanmaması için, unutulmaması ve herkesin üzerine düşeni layıkıyla yapması gerektiğini belirtiyor.

Röpotaj: Zehra ŞAHİNDOKUYUCU

Öncelikle Madımak oyununu yazma sürecinizden başlamak istiyorum, sanırım bu oyunu yazma süreciniz epey zor olmuştur...

Elbette. Ben o tarihte 21 kardeşimse 19 yaşındaydı. 19 yaşındaki kardeşimi o olayda kaybettim. Zaten ben de olaydan ağır yaralı olarak kurtuldum. Ciddi travmaydı yaşadıklarım. Bu nedenle bunu yazmak hiç de kolay değildi tabii ki. Ancak şöyle de bir durum var. Ben bu oyunun yazılmasını yıllarca bekledim. Benden çok daha deneyimli usta yazarların Madımak’ı oyunlaştırmasını bekledim ama ben yapana kadar kimse yapmadı. Ben bu oyunu yazdıktan sonra oyunu da yapıldı belgeseli de çekildi.

Neden tekrar sahneliyorsunuz?

Bu önümüzdeki yıl Madımak katlimanın 25’inci yıl dönümü. Bunun için bellek tazelemek istedik. O zamandan bu zamana kadar ne değişti derseniz çok fazla birşey değişmedi bizim hayatımızda. Ne katliamı yapan katillerin tamamını bulabildik ne de yakalananlara gereken cezaları verdirebildik.

Şu an Madımak Bilim ve Kültür Merkezi haline getirildi. Biz Madımak duvarında otelde ölen iki katilin isimlerini bile oradan indirtemedik. O isimler o duvarda duramaz çünkü onlar öldürmeye gelmişlerdi.

Peki toplum belleğiyle ilgili neler söylersiniz?

Biz toplum olarak şöyle yaşıyoruz. 6 Mayıs geldiğinde Denizler anması, 2 Temmuz geldiğinde Madımak, 10 Ekim geldiğinde orada kaybedilenler, derken buna ben takvim vicdanı diyorum. Yani vicdanlarımızı takvimlere göre konuşturuyoruz. Bundan ayrı olarak bizim hiçbir zaman, “bizi yakanları Madımak’a toplayın biz de onları yakalım” gibi bir talebimiz olmadı. Şu an en çok istediğimiz şey Madımak’ı, “Utanç Müzesi” olarak görmek istiyoruz ve orası Utanç Müzesi yapılana kadar mücadelemize devam edeceğiz, hatırlatmaya da devam edeceğiz.

Burada şöyle bir durum var. Zamanında Dersim’i, Maraş’ı, Çorum'u unutmasaydık, unutturmasaydık, Sivas'ı yaşamazdık diye düşünüyorum. Biz artık televizyonda haber programlarına bugün kaç kişi öldü diye bakıyoruz, ancak bugün neden insan öldü diye bakmıyoruz. Yani burada şöyle de bir durum var aslında biz onlar için ötekiydik ve onlar da ötekiye tahammül edemiyorlardı ve bu nedenle bizi linç etmek, yakmak istediler. Bende bu olay hiçbir şekilde hafızalardan silinmesin istiyorum. Böyle durumlarda kendi yaramızı kendimiz kanatırsak önce o kabuğu kendimiz kaldırıp bakarsak, ondan sonra başkasının bizi kanatmasına gerek kalmayacak. Aslında korkmazsak, gördüklerimizi söylersek gerçekten yana olursak insanca yaşamak için ortak paydayı bulabilirsek, barış demokrasi paydasında buluşabilirsek herşey daha farklı olabilir. Yoksa takvim vicadını yapmaktan öteye geçemeyiz.

Asıl hedef Aziz Nesin miydi?

Aziz Nesin deniyor ama Aziz Hoca da hasbelkader, tesadüfi olarak kurtulmuştur. Yalnız dönemin Genelkurmay Başkanı’nın “Aziz Nesin’i sağ istiyorum” dediğini sonradan öğrendim.

Oyuna gelirsek 10 yıl önce başka bir versiyonla oynanmış. 10 yıl sonra oyunda nasıl değişikliklere gittiniz?

Aslında pek bir değişiklik yok. Oyunumuz, 2 Temmuz 1993 ile 1 Temmuz 1994 yıllarını kapsamakta. Katliamın hemen ardından tadilat edilerek yenilenen Madımak Oteli’nin girişine bir kebapçı dükkanı açılması bizi bu kurguya itti. Zaman akışıyla katliam günü yaşananlar ile, katliamdan kurtulan birinin bir yıl sonra ziyaretinde yaşadığı duygular anlatılmakta. Daha kalabalık bir kadromuz vardı. Otel kısmı oyuncu sayısı daha geniş tutulmuştu lakin özel tiyatro ve turne koşulları nedeniyle oyuncu sayısını indirmek zorunda kaldık. Oyundaki en temel değişiklik gölgeler ile zaman ve mekanda yapılan yolculuklar, yitirdiklerimizin gülüşlerinin, eylemlerinin, sözlerinin o mekana sindiği duygusunu verebilmekti.

Yıllarca Madımak’a gidemediğinizi biliyoruz. Madımak’a gidebildiniz mi?

Madımak anmalarının Sivas merkez ve Madımak oteli önünde yapılması gerçeğini belki de ilk dillendiren benim. Pir Sultan Derneği yönetiminde olan Mozaik Radyo’da bunu ilk seslendiren ben oldum; dernekten uzaklaştırılma tehdidine karşın. Ulusal yayınınından dolayı pek çok Madımak yürekli insan bu çağrıya kulak verdi, İstanbul, İzmir, Mersin, Adana ve daha pek çok bölgeden katılma talebi aldık. Telefonlarımızın ve dinlenmesi, bizlerin takibi, buluşmamızı engellediler. Katliam sırasında, önlem almayan, katillerin Şehri terk etmesini izleyen güvenlik güçleri bir yıl sonra yapacağımız ilk anmada başka illerden gelen otobüs ve araçları buluşma yerlerinden önce durdurup, birlikte hareketimizi engelledi. Ankara’dan, Şehit Ailelerinin ve Halkevi üyelerinin olduğu otobüsümüz Yıldızeli girişinde durdurulmuş, güvenlik güçlerinin zor kullanması ve dahi izin vermemesi ile Madımak önüne gidememiştik. Valilik ve emniyet ile anlaşılan bir temsili heyet dışındakilere bu izin yıllarca verilmedi, ben de gidemedim. Sanırım 10 yıl sonra Madımak önüne gidebildim, Madımak'a girdim... Tarifi imkansız bir duyguydu, barikat kurduğumuz merdivenlere zorlukla gelebildim, sonrasını hatırlamıyorum... O günden bugüne her yıl katıldım, katılacağım. Davamız; orasını bir utanç müzesi haline getirmek.

Dekorda bazı simgeler kullanıldığını görüyüruz, Fırındaki ateş görüntüsü, Fırının duvarında asılı Arapça yazı gibi... bizim kaçırdığımız başka simgeler var mı?

Su ve ateş. En büyük iki simgemiz. Lokanta bahanesiyle o ocağın hergün yanması, gün boyu harlanması bizi her gün; tekrar tekrar yakmaları, yanık insan eti kokan bir yerde et lokantası yapmalarının iğrençliğini, katliam kadar ağır duygusunu vermeye çalıştık. Yitirdiklerimize benzetmeye çalışmadık oyuncularımızı; Madımak merdivenlerinde son fotoğraflarını veren üç şair.

Oyunda okunan şiirler ve şarkılar hangi ozanlarımıza aitti?

Oyun boyunca kullandığımız şiir ve türküler Madımak’ta yitirdiklerimize ait. Metin Altıok, Behçet Aysan ve Uğur Kaynar'ın dizelerini, tek bir şair kimliğinde simgeledik. Nesimi Çimen, Muhlis Akarsu, Hasret Gültekin, Edibe Sulari yitirdiğimiz ozanlarımızı da tek bir ozan kimliği ile simgeleştirerek vermeye çalıştık. Final şiiri ise yitirdiklerimizden, Erdal Ayrancı'ya ait.

Tiyatro ile uğraşmaya Madımak katliamından sonra mı karar verdiniz?

Tiyatroya 1992 yılında Pir Sultan Abdal Derneği’nde Madımak’ta kaybettiğim arkadaşlarımla başladım. Dernekte çalışmalarımızı yaparken, Altındağ Belediyesi Şehir Tiyatrosu kurslarınada devam ediyorduk. 1996-99 arası Ankara Deneme Sahnesi; 1999- 2003 Arası 9 Eylül Üniversitesi GSF Dramatik yazarlık- Dramaturgi bölümü öğrenciliği, 2006 yılından beri de dostlarımla kurduğum kendi tiyatromuz Ankara Simurg Oyuncuları Tiyatrosu’nda öğrenmeye devam ediyorum.

Tiyatro çok zaman ve uğraş alan bir sanat, bu süreçte eşiniz, kızınızın desteği ile ilgili neler söylemek istersiniz?

Ailenin desteği olmadan, önce onları ika etmeden tiyatroda hareket etmek çok zor. Alkıştan, beğeniden başka getirisi olmayan bir iş.

Maddi düşleri olanla yol almak mümkün değil. Belgesel, politik tiyatro yapan bizler için hiç değil özellikle. Ailem benim bu işi yapıyor. Olmamdan rahatsız değil, hele kızım bu konuda çok daha destek. Benimle gurur duyuyor, kahramanı ilan etti. Tiyatroda çalışmaya başlayacağı günlerin tez gelmesini istiyor bu da beni çok motive ediyor.

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.