“Sinema sadece parayla yapılmaz”

Başkent Gazetesi olarak birçok dergi, gazete ve kültür-sanat internet sayfalarında Türk ve Dünya sinemasına dair eleştiri tarzında yazılarıyla dikkat çeken Olcay Bağır’la konuştuk. Bağır, sorularımıza samimi bir şekilde açıklık getirdi. İşte o röportaj.

“Sinema sadece parayla yapılmaz”

• Öncelikle eğitim geçmişini ve sinemaya olan ilginin başlangıç noktasını anlatır mısın?

Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi mezunuyum, dört yıl dirsek çürüttük seninle o okulda. Sadece sınıf arkadaşı değildik hemşeriydik de seninle. Biliyorsun, Adana Türkiye’nin kültür-sanat dünyasına çok büyük değerler kazandırmış bir şehir. Hemşerimiz Orhan Kemal diyor ya; “Betonunda bile ot biten bereketli Çukurova toprakları” diye. O topraklar sadece tarımda değil sanatta da bereketliydi. Havasından mı suyundan mı yoksa o bereketli toprakların böyle bir geleneği mi var da ondan mı bilmiyorum. Popüler kültürde yansıtıldığının aksine ora insanlarının estetiğe, güzelliğe, kültüre, sanata hep meyli vardır. Onca sinemacı, yazar, şair, ressam, müzisyen ve heykeltıraş çıkarmış Adana’da doğup büyümek hep şanslı hissettirmiştir beni.

• Öğrencilik yıllarında sinemaya olan ilgini biliyorduk. Ama önemli dergi ve gazetelerde bir sinema eleştirmeni olarak boy göstereceğini düşünmemiştik.

Sinemaya, yazıp çizmeye ilgimin Adana’yla bir ilgisi olduğunu düşünüyorum. Bir şeyler üretmek, öldükten sonra da hatırlanmayı istemek… Bunlar da etkili tabi. Ankara’nın da etkisi yadsınamaz elbette. Yepyeni bir bakış kazandırıyor insana Ankara, yeni bir dünya açılıyor insanın önünde. Kültürel birikiminden faydalanmaya başlayınca daha bir bağlanıyorsun bu kente. Sinemaya da bu iklim içinde tutuldum. Beyaz perdedeki o büyülü dünya beni içine çekti. Her zaman film izlemeyi sevmiştim ama üretim yapacağım alanın sinema olması, sinema üzerine yazmam vesaire Ankara etkisiyledir. • Bugüne kadar Türk ve dünya sinemalarına dair yazılar yazdın. Şu anda hangi yayınlarda yazıyorsun? Öğrencilik dönemlerimde zaten yazmaya başlamıştım diyebilirim. Birçok dergide öykü, şiir, deneme ve sinema yazıları yazdım. Kısa filmler çektim. Arkadaşlarımla iki sinema dergisi çıkardım ayrı dönemlerde: GodFather ve SineK dergileri. Dergilerimiz çok ilgi gördü. Bazı kültür-sanat TV programlarında yer aldı. Bununla birlikte geçen seneden beri Yurt Gazetesi’nde haftalık sinema yazıları yazıyorum. Ayrıca bir internet sitesinde de yazacağım artık. Üretmeyi seviyorum, soluğum yetene kadar yazacağım.

• Türk sinemasının temel taşlarından olan Münir Özkul’un hayatını kısa bir süre önce kaybetmesine çok üzüldük. Bize Münir Özkul’un Türk sineması için önemini anlatır mısın?

Sadece sinemamızın değil, tiyatromuzun da en büyük ustalarından biri, hatta en büyüğüdür Münir Özkul. Geleneksel Türk tiyatrosunun üstatlarından… O ünlü kavuğun emanetçilerinden… Beyaz perdede öyle rollerde oynadı ve içimize öyle işledi ki her rolüyle… “Ailemizden biri gibi” deyiminin vücut bulmuş haliydi. Zalim patronuna “Bak beyim, sana iki çift lafım var.” diye başlayıp; “Sen, büyük patron, milyarder, fabrikalar sahibi Saim Bey! Sen mi büyüksün? Hayır, ben büyüğüm! Ben, Yaşar Usta.” diye devam eden o adam Yaşar Usta’dan fazlasıdır bizim için. Söyleyemediklerimizdir, içimizde tuttuğumuzdur o. Ya da “Okul sadece dört yanı duvarla çevrili, tepesinde dam olan yer değildir. Okul her yerdir. Sırasında bir orman, sırasında dağ başı. Öğrenmenin, bilginin var olduğu her yer okuldur.” dediği zaman gözlerimiz buğulanıyorsa inceden ve bunu bir komedi filminde yaşatıyorsa bize, bu aktörün büyüklüğünü bize göstermez mi? Turşu suyunun iyisi limondan mı yoksa sirkeden mi olur diye tartışıp boşanan bir karı kocanın bu absürt hikayesine gözümüzü kırpmadan bakıyorsak, bunda bir hikmet vardır elbet.

“ELBETTE KÜLTÜR SANATA DESTEK VERECEK”

• Kültür ve Turizm Bakanlığı'nca Türk sinema sektörüne 2017'de 55 milyon 798 bin lira tutarında destek sağlandı. Sinemaya 15 yıllık dönemde verilen destek ise 191,5 milyon dolara yükseldi. Bu destekler Türk sinemasını dünya standartlarına ulaşmasında yeterli mi?

Sinema sadece parayla yapılsaydı yeterli olurdu, ancak parayla yapılmıyor. Hatta işin içine para girince yapılmasa daha iyi diyebileceğimiz şeyler çıkabiliyor. İran filmlerine bakın. Dünyanın ayakta alkışladığı bu filmler öyle çok büyük paralarla çekilmiyor. Ruhu var o filmlerin... Bir derdi var, bir şeyler anlatmak istiyor o ruh. Bu yüzden “sinema sadece parayla yapılmaz” diyorum. Elbette devlet kültür sanata destek verecek, vermeli de. Bir sürü genç sinemacı müthiş hikâyelerini, projelerini para bulamadığından çekemiyor. Yapımcıların hangi senaryoları kabul ettiğini, hangilerini geri çevirdiğini iyi kötü herkes biliyor. Bu açıdan Bakanlığın desteği takdire şayan... Ancak nitelikli filmler çıkmasında ne kadar etkili bu destekler, tartışılır.

• Ülkemiz insanının yerli filmlerde seçici olduğuna inanıyor musun?

Haksızlık etmeyelim, seçici bir kitle var elbette. Mesela Recep İvedik’in yeni filmini dört gözle bekleyen olduğu gibi, atıyorum Demirkubuz’un ya da Nuri Bilge’nin filmlerini sabırsızlıkla bekle yenler de var. Ancak sinemamızın bu iki harika yönetmeninin filmleri elbette Recep İvedikler kadar izlenmiyor. Sadece onlar değil, sanat filmi dediğimiz filmlerin hiçbirini Recep İvedik veya muadilleri kadar izlenmiyor. 1 milyon bandını aşmaz bile maalesef. Kaba komedinin sinemamızı ve mizahımızı bir adım bile ileriye götürmediğini, aksine geriye götürdüğünü bilmemiz bir şeyi değiştirmiyor. Üzüldüğümüzle kalıyoruz.

“FİLM İZLEMEK KİTAP OKUMAK GİBİDİR”  

• Sanat filmlerine neden bu kadar az ilgiliyiz. Buradan nasıl bir toplumsal sonuç çıkartabiliriz?

Komedi seviyoruz çünkü gülmek istiyoruz, çok ihtiyacımız var gülmeye. Dram izliyoruz çünkü ağlamayı, üzülmeyi, kahrolmayı çok seviyoruz. Evet, ironik! Belki de o dramları izleyip, “bizim durumumuz o kadar da kötü değil canım” diye düşünüp kendimizi rahatlatıyoruz, bu da olabilir. Sanat filmleri az izleniyor çünkü “genel izleyici kitlesi” sıkılıyor! O filmleri anlayıp analiz edecek bir kültürel altyapıya sahip olmayan bir genel izleyici kitlesi var. Küçümsemek veya birilerini, bir şeyleri yüceltmek için söylemiyorum, durum tespiti yapıyorum. Biliyorum ki iyi bir film izlemek, iyi bir kitap okumak gibidir. İnsana bir şeyler katan bir deneyim olmalı film izlemek. Salt gülmek veya ağlamak değil, bana bir şeyler katacak filmleri izlemeliyim. Dev bir perdede bir adamın gaz çıkarması veya deli gibi sağa sola koşturup insanları tokatlaması, küfretmesi, hakaret etmesi bana ne katabilir?

• Oscar ödülleri senin için bir başarı göstergesi mi. Bir Türk filmi ne zaman Oscar ödülü alacak?

Oscar’ı popüler kültürün bir parçası olarak görüyorum, hem de çok büyük bir parçası. İyi filmleri ödüllendiren ve başka iyi filmlerin önünü açacak bir organizasyon değil. İşin içinde birçok denklem var. İnanılmaz kulis çalışmaları yapılıyor o altın heykel için. Ona sahip olmak büyük bir prestij olarak görülüyor ki öyle de zaten. Ama gerçekten hak edene mi veriliyor gerçekten? Mesela, En İyi Yönetmen dalında Oscar ödülü alamamış büyük sinemacılar insanı gerçekten hayrete düşürüyor. Charlie Chaplin, Orson Welles, Kubrick, Hithcock, Sergio Leone, Akira Kurosawa ve daha birçok sinema devine verilmemiş bu ödül. Ben nasıl ciddiye alayım şimdi?

“O FİLM AZ İZLENMİŞ BİR FİLM OLUR”

Şunu da söylemeden geçmeyeyim, En İyi Yabancı Film kategorisinde daha adiller diyebiliriz. Bir filmimiz Oscar alır mı, alamaz mı, almalı mı? Bence hak eden filmler var elbette. Böyle bir ödül Türk sinemasının dünyaya tanıtılması için de mükemmel bir etki yaratır. Tıpkı dünyaya pazarladığımız diziler gibi dünyaya pazarlayacağımız filmlerimiz olur böylece. Hem saygınlık hem tanınırlık sağlaması açısından önemli olur. Bir gün bir filmimizin alacağına inanıyorum ancak bu film saçma sapan bir komedi filmi değil, bir sanat filmi olacak. Üzülerek söyleyeyim ki o film maalesef ülkemizde çok az izlenmiş bir film olacak gibi geliyor bana.

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.