“Reklamcılık en eski mesleklerden bir tanesi”

Reklamcılık, insanlık tarihinin en eski mesleklerinden birisi. Reklam ise tarihten bu güne insanoğlunun vazgeçilmezlerinden. Geçmişten bu güne, şekil değiştirse de reklam kültürü her daim karşımıza çıktı. Gazete, radyo ve televizyonlardan sonra günümüzde internet ortamında da yeni reklam metotlarının uygulandığını görüyoruz.

“Reklamcılık en eski mesleklerden bir tanesi”

Reklamcılık, insanlık tarihinin en eski mesleklerinden birisi. Reklam ise tarihten bu güne insanoğlunun vazgeçilmezlerinden. Geçmişten bu güne, şekil değiştirse de reklam kültürü her daim karşımıza çıktı. Gazete, radyo ve televizyonlardan sonra günümüzde internet ortamında da yeni reklam metotlarının uygulandığını görüyoruz. Reklam nedir, reklamcı kime denir ve reklamdaki dönüşümler nasıl yaşanmıştır sorularının cevaplarını grafik-tasarım alanında dersler veren Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Görevlisi, Mehmet Sobacı’dan aldık.

• Eğitimcilik serüveni nasıl başladı?

1980-88 arasında Ankara Üniversitesi Siyasal Bilimler Basın Yayın Yüksekokulu’nda okudum. 1992 yılında YÖK’ün kararıyla burası fakülte oldu. 1993 yılından bu yana eğitimci sıfatıyla yine aynı okulda görev yapıyor, reklamcılık ve grafik alanlarında dersler yürütüyorum.

• Reklamı nasıl tanımlıyorsunuz?

Kitabi tanım olarak reklamı; belirli bir bedel karşılığında bir fikri, bir ürünü, bir hizmeti, duyurmak ya da tanıtmak amacıyla yapılan eylemler olarak tanımlıyoruz. Bunun tabi ki koşulları var: Bir uzman tarafından yapılması, tanıtılacak bir şeyin olması ve bir bedel karşılığında bunların kitle iletişim araçlarında paylaşılması… Bir öğrenci; arkadaşına, “Annem çok güzel kuru fasulye yapar” dediği zaman bu reklam olmaz. Ama kuru fasulye yapan bir restaurant para vererek bunu öğrenciye kitle iletişim aracı vasıtasıyla söylettirirse, bu reklamdır.

“REKLAM VAR OLACAKTIR”

• Reklam, satış pazarlama teknikleri, geçmişten bu güne nasıl dönüşümler yaşadı?

 Reklam; adına serbest piyasa ekonomisi denilen, aslında vahşi kapitalizm olarak adlandırılması gereken üretim-tüketim kültürünün araçlarından bir tanesidir. Bu sistem sürdüğü sürece biçim değiştirip, farklı şekiller alsa da reklam var olacaktır. Reklamcılık dünyanın en eski mesleklerinden bir tanesidir. Efes Antik Kenti’nde dünyanın ilk Billboardı olduğu iddia edilen bir taş vardır. Bu taş, o dönemde Efes’te bulunan bir genel evin konumunu tarif eder. Dünyanın en eski ikinci mesleğini de söylememe gerek kalmadı herhalde.

• Reklamı doğuran ihtiyaçlardan bir tanesi de rekabet duygusu değil midir?

Siz köyde ayva üreten tek köylüyseniz, pazara gittiğinizde ayva diye bağırmanıza gerek yoktur. Ama ikinci bir ayva üreticisi ile aynı pazara gittiğinizde, birinizin ya da ikinizin birden reklama olan ihtiyacı başlar. Bu açıdan bakıldığında reklamcılığın köklü bir geçmişe sahip olması mantıklı geliyor.

“DÖNÜŞÜMLERE AYAK UYDURUR”

• Neo-liberal ekonomi politikalarını, 1980 döneminden sonra Türkiye için bir kırılma noktası olarak baz alırsak, reklamcılık açısından nasıl bir dönüşüm yaşandı?

Reklam, üretim ve tüketim şekillerindeki değişikliklere anında uyum sağlayan bir iş koludur. Reklamcıların, günceli yakalama hatta gündemi de belirleme iddialarının da olduğunu tecrübe ettik. Türkiye’nin yaşadığı ekonomik dönüşüm dönemlerinde reklam da dönüşmüştür. Türkiye’de ilk reklam ajansının kuruluş yılı 1909’dur. İlk dönemi, reklamcılık açısından emekleme dönemi olarak yorumlayabiliriz. Diğer ülkelerin gazetelerinde ne varsa bizim gazetelerimizde de bir kopyalamanın olduğunu görüyoruz. Sonraki dönemlerde radyo, önemli derecede reklam aracı haline gelmiştir. Televizyon yayınlarının başlamasında da işin boyutu iyice değişmiştir. İnternet ortamının yaygınlaşmasıyla da reklamcılıkta artık bambaşka bir zemin oluşmuştur. Dolayısıyla bir kitle iletişim aracı kullanılmaya başlandığında, reklam o araca direkt entegre olmuştur. Günümüzde reklamın internet ortamında yaygın şekilde kullanıldığına şahit oluyoruz.

‘İYİ DE BANA NE!’

• Özellikle son günlerde televizyon ekranlarında ya da dijital ortamda farklı metotlar denendiğini görüyoruz.

Reklamdaki bu dönüşümleri şu örnekte açıklayabiliriz: Gençlik yıllarımda fabrikalar, markalar, kurumlar büyüklüklerinden söz ederlerdi. Şu kadar kapalı alanda üretim, şu kadar çalışan, şu kadar bayii… Günümüze yaklaştıkça televizyon yayınlarının dijital platforma kayması bu anlayışı değiştirdi. Büyüklük ifadeleri bir dönem anlamlıyken; tüketici, “İyi de bana ne!” dedi. Daha mobilize olunan dönemlerden geçtiğimiz için kurumlar, markalar daha farklı yöntemler izlemeye başladı. Çünkü izleyici reklam izlemekten sıkıldı. Böyle olunca da aslında reklam gibi görünmeyen ama reklam olan çalışmalar ortaya çıktı. Biz bu reklamları izledik, bir şekilde tanıtılmaya çalışılan ürün bizim hafızamıza girdi ama bunun farkında olamadık. Dolayısıyla bu virüsün yayılmasına yardımcı olduk. Bir dizi izlerken bakkalda geçen sahnede, parası önceden verilmiş, tanıtılmak istenen ürün bize gösteriliyor. Bu sırada zaten dizi devam ettiği için kimse bundan rahatsız olmuyor. Yine viral reklam dediğimiz bir tür de son günlerde çok yaygınlaştı. Buradaki amaç ise reklamı izleyip, bunun reklam olduğunu anlamayan kişilerin bu görüntüleri başkalarıyla paylaşmasını sağlamak.

OKUL VE ÖĞRENCİ VAR, İHTİYAÇ YOK!

• Kitle iletişim araçlarının bu kadar yaygın kullanılması ve reklamcılık faaliyetlerinde hala kalifiye eleman ihtiyacının olmasına rağmen, iletişim fakültelerinden mezun olan kişiler neden işsiz kalıyor?

Her sektörde olduğu gibi bu sektörde de nitelikli eleman ihtiyacı tabi ki var. Fakat burada asıl sorulması gereken, neden Türkiye’de 60’ın üzerinde iletişim fakültesi ve bu fakültelerde neden bu kadar öğrenci olduğudur. Bu kadar iletişim mezununa ihtiyacın olduğunu düşünmüyorum. Hukuk fakültesiyle, iletişim fakültesinin az maliyetle açılabilmesi bence fakülte sayısının yüksek olmasıyla doğru orantılı. Hukuk fakültelerinde laboratuvara, yüksek teknolojik makinelere ihtiyacınız yok. Sınıf ya da amfi olarak kullanacağınız her türlü binada eğitiminize başlayabiliyorsunuz. İletişim fakültelerinde ise bir miktar tesisat desteği isteniyor, fakat bir tıp fakültesi kadar pahalı yatırım gerektirmiyor. Dolayısıyla Türkiye’de yeni kurulan bir üniversite, önce hukuk ve iletişim fakültelerini açıyor. Bu fakültelerin her birinden 100’er kişinin mezun olduğunu düşünürseniz, her yıl piyasaya 7 bine yakın, adı iletişimci olan bir kitleyi sürmüş oluyorsunuz. İletişim sektöründe ise bu kadar kişiye ihtiyaç olduğunu düşünmüyorum.

“OKULUMUZ EĞİTİMCİ YETİŞTİRDİ”

• Üniversiteler genelde bilim üreten merkezler olarak tanımlanır. Türkiye’de üniversitelerin gerçek anlamda bilim merkezleri olduğuna inanıyor musunuz?

Bir zamanlar öyleydi. Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi adına konuşacak olursam, okulumuz ilk kurulduğu yıllarda bir misyon ile eğitim hayatına başladı. Okulumuzun ilk öğrencileri zaten profesyonel gazetecilerdi. Bu işi daha sistemli ve teorik olarak daha donanımlı yapmak için burada eğitim almışlardır. Bununla birlikte okulumuz her zaman diğer iletişim fakültelerinin hocalarını yetiştirmekle övündü. Sonrasında ise çeşitli müdahalelerle okulumuz kan kaybetti, sendeledi ama şu an bir şekilde eğitim hayatına devam ediyor.

“ELEŞTİREL BAKIŞ, ÖVÜNÇ KAYNAĞIMIZ”

• Okulunuzun eski gücüne kavuşacağına inanıyor musunuz?

Eminim ki zamanla okulumuz gücünü tekrar toplayarak diğer fakültelerin hocalarını yetiştirmeye devam edecektir. Buna inanıyorum. Üniversiteler bilim yuvasıdır. Fikir üretir, çoğu zaman neden-sonuç ilişkisiyle olaylara eleştirel bakar. Fakültemizin olaylara bu kadar eleştirel yaklaşması en büyük övünç kaynaklarımızdan bir tanesi oldu. Okulumuzda gazetecilik mesleğini çok iyi bilen fakat çarkın bir parçası olmamış insanlar yetişti. Kendi alanımla ilgili ise şunu söyleyebilirim ki; burada reklamcılık dersi alan öğrencilerimiz de bu işe eleştirel bakarak başlıyor.

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.