Mutlu bir Ankaralı!..


Yusuf YALKIN

Yusuf YALKIN

Okunma 12 Eylül 2017, 08:51

Deutsche Welle’de Burcu Karakaş imzasıyla çok ilginç röportaj yayınlandı.

Konu; Mizgin Ay isimli 17 yaşında gencecik bir sporcumuzun geçen ay Kenya’da yapılan Dünya Yıldızlar Atletizm Şampiyonası’nda 100 metrede birinci olması…

Büyük bir başarı…

Ama ilginçlik Mizgin’in altın madalyayı kazanması değil, nasıl atlet olması…

Bu genç kızımız, Atletizm Federasyonu’nun devreye soktuğu bir projenin ürünü değil; tamamen rastlantı sonucu atlet olmuş!

Tıpkı, başarılarıyla bir zamanlar dünyayı sallayan Süreyya Ayhan gibi…

Tesadüfen ortaya çıktı; büyük başarılar elde etti ama spordan çok çabuk koptu…

Dileriz, Mizgin kızımızın başarıları daha büyük, sporculuk yaşamı da daha uzun olur…

Şimdi Mizgin Ay’a kulak verelim…

“Batman’da doğdum. Yedi çocuklu bir ailenin 6. çocuğuyum. Ailem doğduğum 2000 yılında 'geçim sıkıntısı' nedeniyle Ankara’nın Beypazarı ilçesine göç etmiş. Annem ve babam burada mevsimlik tarım işçisi olarak çalışmaya başlamışlar. 13 yaşına bastığımda ben de harçlığımı çıkarmak için okulun tatil olduğu günlerde tarlaya gittim.

Buranın havucu meşhur. Onun dışında domates, ıspanak, soğan… Öyle işlere çok gittim. Çayırlıoğlu İlkokulu'nda ikinci sınıfta okurken şu an antrenörüm olan beden eğitimi hocam Muhsin Soysal, okul genelinde seçmeler düzenledi. Henüz 10 yetenekli olduğum anlaşıldı. Muhsin Soysal atlet olmam konusunda babamı ikna edince, önüm açıldı. Babam hep destek oldu. Normalde bizim ailelerde böyle şeylere izin vermezler. Ama babamı ileride başarılı olursa, kolayca öğretmen olur diye hocam ikna etmiş!..”

                                                                  * * *

Antrenörüm Muhsin Soysal hayatımı değiştiren adam... İyi anlaşıyoruz. Profesyonel spor hayatım 12 yaşında başladı. Bir süre sonra Fenerbahçe için koşmaya başlayınca, annem ve babam tarlada çalışmayı bıraktı. Artık evi geçindirebiliyorum. Başarılarım bana normal bir şeymiş gibi geliyor. çünkü beni antrenörüm böyle eğitti. Daha hiç hayal kurmadım; henüz ne yaptığımın tam farkında değilim. Hayatında ilk kez 15 yaşında yurtdışına çıktımve bugüne kadar yarışmalar dolayısıyla 10 ülke gördüm. En çok Çin'i sevdim, çünkü insanları çok sıcakkanlıydı. Finlandiya'da havanın hiç kararmadığını görünce çok üzülmüştüm. Kenya'da düzenlenen ve birinci olduğum Dünya Şampiyonası'nda seçmelerin yapılacağı gün, güneşli havada birdenbire yağmur yağınca çoraplarım sırılsıklam oldu. Yanımda yedek çorap götürmediğim için aşka birinin çoraplarını giyerek koştum. Dünya şampiyonasına antrenörüm gelememişti. Bu nedenle çok ağladım. O zamana kadar hocam

olmadan hiç yarışa gitmemiştim. Kötü koşacağımı düşündüm ama arkadaşlarım beni motive etti. Finalde yarıştığım Jamaikalı rakibimi yarış boyunca önümde koşarken gördüm. Daha da doğrusu, bana öyle gelmiş. Çünkü onu gözümde çok büyütmüştüm. Sonuçlar açıklanınca bile inanmadım. Ta ki, tur atmam için bayrağımızı elime alana kadar… Tebrik etmek için beni arayan Cumhurbaşkanımıza telefonda heyecandan ‘Hocam’ diye hitap ettim. İngilizcemin iyi olmadığını Kenya’da anladım. Altın madalya kazandıktan sonra bana, ‘Konuşma yapacaksın' dediler. 'Thank you my coach. Thank you Turkey. Thank you, thank you' dedim. Başka bir şey diyemedim! Bir de, 'I am happy…’ Kenya'dan şampiyon olarak dönünce belediye başkanımız ne istediğimi sordu, ‘Billboardlara fotoğrafımın asılmasını istiyorum’ dedim. Asıldı. Fotoğrafıma bakıp bakıp mutlu oluyorum.”