Mor iğnelerden Demir Leblebiye…

Aktivist Sevna Somuncuoğlu

Aktivist Sevna Somuncuoğlu



Okunma 01 Temmuz 2017, 15:39

1980 öncesinde insan hakları için çalışmalar yapmış Sevna Somuncuoğlu. Ardından kadınının insan haklarında yoğunlaşmış, uzun süre Uçan Süpürge’de görev yaptıktan sonra Kadınlar Birliği’nde kadınlar için projelere imza atmış. 2015’in sonlarında ise bir grup aktivist feminist ile Demir Leblebi’yi oluşturduklarını anlatıyor. “Bence aktivizm eylemekle alakalı, bir eylemlilik hali. Sahada olma durumu. Benim çalıştığım alanda ise bu, kadınlarla bir araya gelmek demek. Birbirimizden öğrenmek demek. Sanırım en keyifli yanı da bu. Birbirinize dokunabilmek bir nevi pillerinizi yeniden şarj etmek demek” diye ifade ediyor Somuncu oğlu. Yaşamında en zor görevin annelik olduğunu söyleyen Somuncuoğlu ile Başkent Gazetesi için görüştük.

Sevna Somuncuoğlu kimdir? Sizi siz anlatır mısınız? Annelikten… aktivist olmanıza… Zorlandığınız ve de keyif olduğunuz kesitler neler?

Aslında çok kısa özgeçmişim dendiğinde şöyle bir özet veriyorum. 1984 yılında Güzel Sanatlar Fakültesi Sinema bölümünden mezun oldum. Ankara Film Festivali, Avrupa Filmleri Festivali, Uçan Süpürge Kadın Filmleri Festivali’nde çalıştım. 1980 öncesi insan hakları alanındaki çalışmalarını 1990’lı yıllarda kadının insan hakları alanında yoğunlaştırdım. Uzun yıllar Uçan Süpürge’de çeşitli pozisyonlarda çalışmalarımı sürdürdüm.  Daha sonra Kadınlar Birliği’nde projelerden sorumlu genel koordinatör olarak çalıştım. 2015 yılının sonlarında bir grup aktivist feminist ile Demir Leblebi’yi oluşturduk.  Demir Leblebi de kadın ve barış kültürü çalışmalarıma devam ediyorum ve birçok kadın STK’sına danışmanlık yapıyorum.

Ama sanırım siz daha özel olanla ilgileniyorsunuz. Annelik en zorlandığım görev diyebilirim. Çünkü bu işin doğrusu yok. Hep birşeyleri eksik bıraktım duygusu toplumsal kodlar gereği bir türlü yakanızı bırakmıyor. Zaten feministlerin annelik sürekli bir suçluluk duygusu demesinin temelinde de bu toplumsal kodlar yatmıyor mu?

Aktivizm derken aslında herkes başka bir şeyden söz ediyor diye düşünüyorum. Bence aktivizm eylemekle alakalı, bir eylemlilik hali. Sahada olma durumu. Benim çalıştığım alanda ise bu kadınlarla bir araya gelmek demek. Birbirimizden öğrenmek demek. Sanırım en keyifli yanı da bu. Birbirinize dokunabilmek bir nevi pillerinizi yeniden şarj etmek demek. O zaman yıllarca yıllarca devam edecek gücü buluyorsunuz.

“ELDE ETTİKLERİMİZİ KORUYORUZ”

Nasıl feminist olduğunuzun hikayesi ilginç. Mor iğne satışınızdan ve sonrasından söz eder misiniz? O günden bugüne Türkiye’de kadına bakış anlamında değişen bir profil izliyor musunuz?

Mor iğnelerle sokaklara çıktığımız günden bu güne çok yol aldık. Elbette kadına bakış değişti. Değişmek zorunda kaldı. Çünkü kadınlar artık hakları konusunda daha bilinçli. Köyde yaşayan ve şiddet gören bir kadın size Mor Çatı’ya nasıl giderim diye soruyorsa bu değişimde kadın hareketinin büyük emeği var demektir. Bu noktada mutlaka altını çizmemiz gereken mesele son yıllarda uygulanan muhafazakâr politikalar sonucu 30 yıldan çok emek ve mücadele ile elde edilen haklarımızı elimizde tutmak için çaba sarf ediyor oluşumuz. Artık haklarımız konusunda ilerleme değil elde ettiklerimizi koruma mücadelesi vermeye çalışıyoruz. Erkek egemen zihniyet kendiliğinden dönüşmez. Bunun için egemene karşı mücadele etmek gerekir. Egemen olan ise egemenliğini korumak üzere orantısız güç kullanabilir. İşte şimdi o günleri yaşıyoruz.

Türkiye’de kadının yaşadığı sorunlar karşısında; kadına düşen sorumlulukları nasıl yorumluyor sunuz?

Biz kadınların elinde olan tek şey dayanışma. Kadınlar oyuna gelmeden, birbirleri ile rakip olacakları yerde bunun egemenin bir oyunu olduğunu fark edip dayanışmayı seçmek zorundayız. Bu yüzden dayanışma yaşatır diyoruz. Bu yüzden kadın kadının kurdu değil, yurdudur diyoruz.

Ezilen erkek olduğu kanaatiniz var mı?

Ezen ezilen ilişkisi bir sınıf meselesidir. Patriyarka kadınları ezer ama sınıflı toplumlarda ezilen sınıflar olmaya devam edecek ve elbette erkeklerde sınıfları nedeni ile ezilmeye devam edeceklerdir. Ancak kadınların ikincil konumu sınıf meselesini yatay keser. Yani hangi sınıftan olursanız olun kadın olmanızdan kaynaklanan ayrımcılığa uğrarsınız ve ikincil konumda kalmanız beklenir.

EŞİTLİKÇİ ANAYASA İÇİN DENGE VE DENETLEME AĞI

Denge ve Denetleme Ağı’ndan söz eder misiniz? Kimler bu ağın içerisinde? Neden böyle bir ağ oluşturuldu?

Denge ve Denetleme Ağı (DDA) 2012 yılında yapılan ve o dönemdeki Anayasa çalışmaları için üç alanda reform önerileri toplamak üzere gerçekleştirilen bir çalıştay sonucu doğdu. Yasama, yürütme ve yargı konularında sivil toplum örgütleri, parlamento, akademiden uzmanlar bir araya gelerek 108 öneri oluşturduk. Bu öneriler o dönem anayasa komisyonuna da sunuldu. Sonrasında ise bu çalışmaya katılan örgütler anayasanın temelinde denge denetleme sisteminin olması gerektiği inancı ile çalışmalara devam etmek ve çoğulcu ve eşitlikçi bir anayasa talebini gündemde tutmak hedefi ile bu ağı oluşturduk. O günden bu yana aramıza yeni STK’lar katılmaya devam ediyor. Her gücen gün sayımız artıyor ve şu günlerde 280 civarında her türlü alanda çalışma gösteren STK ağın üyesi. 

Denge ve Denetleme Ağı özellikle demokrasi söylemi ile dikkat çekiyor. Bu bağlamda neyi hedeflediniz?

DDA katılım, şeffaflık, karşılıklı saygı ve çoğulculuğu temel alarak yerelden ulusala özümsenmiş bir siyasi ve sivil kültür için çalışmaya başladı. Bunları mümkün kılacak denge denetleme mekanizmaları ve diyalog süreci ise pusulamız oldu. O günden bu yana bu hedef için çalışıyoruz.

Kadınlarla ilgili farklı sivil toplum kuruluşları içerisindesiniz. Son dönemde çalışmalarınızı Demir Leblebi Kadın Derneği ile sürdürüyorsunuz. . Buradaki görevinizden söz eder misiniz?

Demir Lablebi Kadın Derneği müzakere sürecinin sonlandırılmasından sonra bu ülkedeki en acil ihtiyaçlardan birinin barış talebi ve barış kültürünün yeşermesi saptaması ile bir araya gelen kadınların oluşturduğu çok yeni bir örgütlenme.

Barış dediğinizde herkes evet diyor. Çünkü bu ahlaklı bir duruş ancak hadi barışalım dediğinizde hemen herkes ama ile başlayan bir cümle kuruyor. Yani barışı kendi istediği koşula bağlıyor. Oysa barış bir süreçtir ve bir kültürdür. Bu süreci hep birlikte çatışmalara şiddetsiz çözümler üreterek yürümek gerekir.

Biz kurulduğumuz günden bu yana bu yönde çalışmalar yapıyoruz. Kadınlar barışı nasıl tanımlıyor, nasıl bir barış talepleri var bunun peşindeyiz. Çünkü bu ama ile başlayan cümleleri analiz etmeden, herkesin taleplerini göz önüne almadan ve taraflar arasında herkesi memnun edecek çözümler üretmeden biz bu ülkede barış kültürünü yeşertemeyiz. Bu kutuplaşma, ötekileştirme ve nefret söylemini aşamayız.

Benim Demir Leblebi’deki görevim bu yolda çalışmak. Çünkü biz yatay bir örgütlenme içindeyiz, yani bu hedefle kim çalışmak isterse buyurun diyoruz. Elbette yasanın ön gördüğü kurullarımız bizim de kağıt üstünde var ama hepimiz kendimiz Demir Leblebi çalışanı olarak adlandırmayı tercih ediyoruz.

“HEPİMİZ AYNI GEMİDEYİZ”

Türkiye’de aktivist olmak nasıl bir gerçek? Ne tür zorluklarla karşılaşıyor sunuz?

Hele OHAL durumunda… ama bu ülkede kim kendini güvende hissediyor ki? Ağzınızı açtığını anda, ya da birilerinin hoşuna gitmeyen bir şey yazdığınızda komik iddialarla kendinizi yok edilmek üzere bulabilirsiniz. Yani hepimiz aynı gemideyiz. 

Devam eden Adalet Yürüyüşü de bir STK hareketi. Bu hareketi nasıl değerlendiriyorsunuz?

Adalet yürüyüşünü bir STK hareketi olarak görmüyoruz. Eğer öyle olsaydı çoktan tomalarla ezilmiş, gaz bombaları ile dağıtılmaya çalışılmış, plastik mermiler hatta gerçek mermilerle vurulmuş olurduk.

Bu bir siyasi parti yürüyüşü ve STK’lar destek veriyor. Adalet arayışı çok önemli ancak adalet herkese gerekli, ‘sen gel, sen gelme’ anlayışı ile herkesi kucaklayan bir harekete dönüşemez. Buna rağmen çok önemli buluyor ve nihayet bu ülkede muhalefet biraz kıpırdadı diyorum.

BARIŞ GAZETECİLİĞİ

Yakın zaman içerisinde gerçekleştirmeyi hedeflediğiniz projeleriniz var mı?

Çalışma alanlarımız dört başlık altında topladık; Barış Kültürü, Şiddetsizlik, Toplumsal Cinsiyet ve Barış Gazeteciliği. Bu dört başlık altında projeler üretiyor ve yürütüyoruz. Halen “Nasıl Barışacağız” adı ile kadınlarla odak grup çalışmaları yapmaya ve kadınların barış anlayışlarını vurgulamayı hedeflediğimiz çalışmamız sürüyor ve sonbaharda yeni ayağı başlayacak. Ülkede barış konusunda çalışan bütün STK’ları bir araya getirerek bir çalıştay yapma hayalimiz var bu konuda hızla ilerliyoruz. Yine sonbaharda gerçekleştireceğiz. Barış Gazeteciliği çalışmamızda 7 kente ve 75 yerel muhabire ulaştık. İkinci parti 80 yerel muhabiri hedefliyor ve önümüzdeki aylarda başlayacak.

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.