Kadınların dizeleri ezgileşince…


M. Mahzun DOĞAN

M. Mahzun DOĞAN

Okunma 12 Şubat 2018, 08:43

Ömürler, bir gün bitmek içindir…

Önemli olan, iki parantezin arasını neyle doldurduğumuz…

Her çiçek solar…

Ama bir çiçeği koparmak, hızlandırmaktır solma sürecini…

Koparansa, sevgisinden koparır oysa… Beğendiği için. Alıp koyacaktır vazoya… Ya da armağan edecektir sevdiği bir insana…

Ve mutlu olacaktır armağan ettiği kişi…

Belki çiçek de mutlu olacaktır bu durumdan…

Ama solma sürecinin hızlanmasıdır işte bu!

Der ki şair Aslıhan Tüylüoğlu:

“Solacağı yerde açar her çiçek / Sevildiği andır koparılışı”.

***

Şairler böyledir…

Yalnız kendileri değil, hatta başka insanların da değil, kuşlardan ağaçlara, yollardan üzerinde yazı yazdığımız masaya dek canlı cansız her varlığın yüreğini dinler, onların duygularını anlar, dili olurlar…

Sevinci, gözyaşı…

Bir erguvanın dilinden konuşur örneğin Hülya Deniz Ünal…

Kökünün yürek biçiminde olduğunu anımsatıp, “anlamadınız” diye sitem eder insanlara. Sonra ekler:

“bembeyazdım, yahuda ihanet etti morardım, / bütün elbiselerin rengiyim hükümdar sırtlarında”.

Mahallelerimizde iftira rüzgârları esmesinden bahçelerimizde köpeklerin mutsuz olmasına dek nice şeyi anımsatır da bize erguvanın ağzından, şöyle bitirir şiirini:

“olmuyor aşk, kopyalayıp yapıştırmakla / var olmak kadar hüner istiyor kaybolmak da / hemen unutmayın!”

***

Bir başka kadın şair Neval Savak’sa, erguvandan alır ve sürdürür sözü sanki:

“ve aşk yanmaktı yol aldıkça / yüreğin şarabi kumlarında”.

Böyle başlar da “Ateşin Coğrafyası” şiirine Savak, zaten –dili geçmiş zaman kullanmasından belli bir şekilde u dönüşüyle bitirir:

“ey sevgili / yaşamak iki kişilik ölüm beşiğinde / hep bir u dönüşü”.

***

Sonra başka kadın şairlerden, yine kanayan dizeler…

“Gülüşün cam parçaları ağzımda” derken Nesrin Kültür Kiraz, “tenime ten borcunuz var” diye seslenir Semiha Taş Özenç. Neslihan Yalman’sa, “Shakespeare’in gürzü –dür, paramparça ayrılık” derv e ekler:

“bu hikâyenin efendisi zaman –dır”.

Neda Olsoy, “anladım / günahtan öleceğim / ağrım / buralara hiç uğrama” dizelerini kurarken Dilek Özkan’sa “evlerde ince, uzun ağrılar…”ı anımsatır, evlerin hüzünlü yüzünü anlamaya çağırır bizi.

“Yüzün öğleye doğruydu / Hangi sokağına girsem / Çıkmaz bulut” derken Gülçin Sahilli, Duygu Kankaytsın “sese bile dönüşmemiş kelimeler”in yalnızlığını duyumsatır dizeleriyle… Ayşen Sarıbaş’sa, “izsiz / geçiyorum zamanın çürüten dokunuşundan” der. Aynı yalnızlık çemberinden konuşuyordur o da…

***

On bir kadın şairden alıntılar yaptım. Kadın olmaları ve dizelerindeki kırıklık, hüzün ortak bir çizgi belki ama onları bu yazıda buluşturansa başka bir şey… Erkan Karakiraz.

O bir öğretmen. Ancak, “On parmağında on hüner var” dediğimiz insanlardan birisi… Şiir yazıyor. Yazılar kaleme alıyor. Hem de emek verilmiş, araştırmaya, titiz okumalara dayalı yazılar… Çeviriler yapıyor. Çevirinin en zor olduğu alanda… Şiir çevirileri…

Dahası gitar çalıyor. Besteler yapıyor. 1990’lardan bu yana biriktirmiş şarkılarını. İzmir’de yaşadığı için, İzmirli kadın şairlerin şiirlerinden yaptığı besteleri paylaştı sanatseverlerle. Gitarı, sesi ve ıslığıyla…

Konser değil, performans olarak…

İro Café’de gerçekleştirilen progaramın adı da bir doğal ortamda ezgilerle, dizelerle büyülenmeye çağırıyordu:

“ta ke(n)disi

Aaa!

Bu şarkının içinde şiir var!”

***

Karakiraz’ın bestelerini kendi gitarı ve sesinden dinleyince, bir kez daha anladım ki, şiirlerden yapılan bestelerin insan ruhundaki etkisi farklı oluyor. Belki piyasa işi “lay lay lom” şarkılar kadar popüler olmaz hiçbirisi ama şiirlerden yola çıkarak yapılan bestelerle daha kalıcı müziklere imza atılır.

Atılıyor…