İnsan ve İsyan: “İnsanın olduğu heryerde sanat da var”

Ressam Tuğrul Cankurt

Ressam Tuğrul Cankurt



Okunma 19 Ekim 2017, 09:07

Gazi Üniversitesi Resim Bölümü’nden 1980 yılında mezun olduktan sonra çeşitli illerde 25 yıl resim öğretmenliği yapan 57 yaşındaki Tuğrul Cankurt, geçirdiği trafik kazası sonrası felç kaldı. Boynundan aşağısı tutmayan ve vücudunun yüzde 97’sini kullanamayan Cankurt, bir süre gördüğü fizik tedaviler sonucu sağ omzunu oynatmaya başladı. Ardından Cankurt, sağ eline bağlanan fırça ile yeniden resim yapmaya tekrar başladı. İşte bu yüzden Tuğrul Cankurt diğer ressamlardan daha farklı bir ressam. Geçirdiği trafik kazasıyla hayatı alt üst oluyor. O yıllardan sonra yaşadıklarını “Yarışın ortasında ayağı kırılmış bir at gibiyim. Ne ayağa kalkıp yarışa devam edebiliyorum, ne de yarışı terk edebiliyorum. Tek seçenek birinin beni vurması, ama kimse vurmak istemiyor. Halbuki atları da vururlar” sözleriyle özetliyor ve ötenazi isteğini dile getiriyor. 
Zehra ŞAHİNDOKUYUCU/Baskentgazete.com.tr

Biz onu kamuoyunda ötenazi istediği ile tanıdık, bu isteğinin halen geçerli olup olmadığını soruyorum: “Tabii ki evet” diyor, bu mağrur bir gülümseme. Çünkü Tuğrul Hoca, ölürken de ayakta olmak istiyor aslında. Böyle birine bağlı yaşamaktansa ölmenin daha onurlu olduğunu düşünüyor. Zaten bu noktada kendini biraz da ağaca benzetiyor ve “Ağaçlar ayakta ölür” diyor. Bu isteğini eşi Seviye Cankurt ilk başlarda anlamasa da daha sonra eşinin yaşadığı acılara tanık oluyor ve o da eşinin kararını destekliyor.  

Resimlerinizde genel olarak anlatmak istediklerinizi bir de sizden dinleyebilir miyiz diye sorduğumda, Tuğrul Bey, “Mesela bazı resimlerimde kalabalıklar ve direniş var. Ya da ip çekişmeler var o da yine bir mücadeleyi anlatıyor. Zaten bu yılki resim sergimin adı da ‘İnsan ve İsyan.’ Bu resimlerde geçtiğimiz son birkaç yılda memlekette yaşanan süreçler de var. Mesela “Gezi” de var, insanların  birbiriyle ya da hayatla olma mücadelesi de var.” diye yanıtlıyor. 

Resimlerinde hep bir karşı duruşun ve bir isyanın da olduğunu anlatan Tuğrul Bey, “İnsanın olduğu heryerde mutlaka bir başkaldırış da vardır. Ne kadar boyun eğen, süklüm püklüm bir ümmet yaratılmaya çalışılsa da sonuç olarak insanlar bir yerde isyan ederler.” diyerek direnmeyi vurguluyor. 

Kazanın ardından yıllar geçti biraz daha yaşadıklarına alışmış gibi görünen Tuğrul Beye, koluyla resim yapma sürecini soruyorum, “Kazadan sonrası çok daha farklı. Yani kazadan sonra bir kere fiziksel sorunlarla yer çekimine karşı mücadele ediyorsun. Fırçanın büyümesi, ağırlaşması bile bazen sorun olabiliyor. Kaslarım o kadar gelişkin değil, böyle olunca resmi yaparken öncelikle çevreyle ve tuvalle olan ilişkim daha ön plana çıkıyor.” diyor ve Orhan Veli’nin, 
“Bütün güzel kadınlar zannettiler ki, 
Aşk üzerine yazdığım her şiir, 
Kendileri için yazılmıştır. 
Bense daima üzüntüsünü çektim, 
Onları iş olsun diye yazdığımı, 
Bilmenin.” dizelerini hatırlatıyor, “Benim de resmim biraz ona benziyor. İş olsun diye yapıyorum. İyi bir uğraş oluyor. O zamandan bu zamana çok gelişme var tabii ki. Artık fırçanın ucunda çok daha iyi eserler yaratabiliyorum. Kolum, elim oldu benim.” ifadelerini kullanıyor. 

Resimlerinde insanın etkileşim olduğu herşeyin resmini yaptığını anlatan Tuğrul Bey, “Resimlerimde ağaç da var, kalabalıklar da var, atlar da var. Kısaca insanı etkileyen herşey insanla ilgili herşey benim de resmimin konusu oluyor.” şeklinde konuşuyor. 

Resimlerin onu yaşama bağlayıp bağlamadığını merak ediyorum buna karşılık, “Orhan Veli’nin şiiri gibi. Mesela şimdi bir resim sergimiz oldu. 7-14 Ekim tarihleri arasında. Bu sergi bittikten sonra benim için yeni bir hedef oluşuyor, ben artık bir sonraki sergimi düşünmeye başlıyorum. 2 yıl içinde 45-50 resim yapman gerekiyor. O hedefe ulaşmak benim için güzel bir amaç oluyor.” diye ifade ediyor. 

Bir resim öğretmeni olarak ayrıca yaşadıklarınızdan yola çıkarak, hayatı ve sanatı nasıl değerlendirirsiniz sorumu ise “Resim ve hayat dediğimizde, insan olmazsa hayatın da sanatın da bir anlamı olmaz. Bunların hepsi birbirine bağlı şeyler. İnsanın olduğu her yerde sanat da vardır.” diye yanıtlıyor.

Tuğrul Bey Türkiye’deki resim algısını “Valla bana gelen diyor ki ‘ben Cin Ali resmi bile yapamıyorum. Size hayranız.’ Ancak bu cin Ali yapamama durumu bana kalırsa Türkiye’deki eğitim sisteminden kaynaklanıyor. O da şimdilik pek iç açıcı değil.” şeklinde değerlendiriyor. Memleket meselelerine de öteden beri duyarlı bir öğretmen olarak, “Ne olacak bu meleketin hali, kendimizi geçtik bizden sonraki kuşaklar için endişeliyim” diyerek kaygısını dile getiriyor. 

Eşi Seviye Cankurt’un da özellikle kazadan sonra hem hayatında hem resim yaparken büyük desteği olduğunu biliyoruz. Onunla ilgili ne söylersiniz dediğmde ise, “Öncelikle eşim olmazsa, ben de olamam. Hiçbir şekilde bu resimler de olmaz. Çünkü fırçayı bağlayan tuvali hazırlayan o. Ben sadece kolumla resim yapabiliyorum. İlk sanat danışmanım da o.” diyor ve herşeye rağmen gülüyor, “Çünkü gülmek de bir isyandır” diye ifade ediyor. 

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.