Hatay Sokak’ta bir şiir işçisi...

'Şiir işçisi' Murat Koçak

'Şiir işçisi' Murat Koçak



Okunma 19 Ağustos 2017, 07:32

Zehra Şahindokuyucu'nun röportajı

Ankara’nın en eski sokaklarından Kızılay’daki Hatay Sokak. Birçok ünlünün hayatında izler bırakan sokak geçmişte kültürel ve siyasi tarihiyle de Ankara’ya değer katan yerlerden biri. 1950’li yıllarda kimi ünlünün uğrak yeri, kiminin yaşam alanı olan Hatay Sokak, o günden bugüne ciddi bir değişim geçirmiş. Sokaktaki Doğançay Apartmanı’nda yaşayan ve insanlarla şiiri bir araya getirmeyi amaçlayan A Şiir Evi’nin sahibi ve kendi deyimiyle “şiir işçisi” olan Murat Koçak, sokağı ve edebiyat serüvenini Başkent Gazetesi için anlattı.

Ankara’da “ünlülerin sokağı” olarak biliniyor Hatay Sokak. Tarihinden söz eder misiniz sokağın?

Hatay Sokağın 1930'lu yılların başında kurulduğuna dair bilgiler var. İlk kurulduğundaki adı bu değil. Neden Hatay Sokak olduğuna dair kesin bir bilgi yok. Fakat dönemin ünlü kişileri yazar Adalet Ağaoğlu'nun bu sokakta, yani şu an “Hitit Vergi Dairesi’nin olduğu binada çocukluğu geçmiş. Sokak, Adalet Ağaoğlu'nun yanında, Sevgi Soysal’ın çocukluğuna ev sahipliği yapmış. Adalet Ağaoğlu'nun kardeşi Ayhan Sümer’in anlattıklarına göre o yıllarda Meşrutiyet Caddesi'nden ötesi yokmuş. Hatta Meşrutiyet Caddesi diye bir yer de yokmuş o yıllarda şu andaki Kocatepe Camii'nin olduğu yerde su deposu varmış ve bu sokak genelde hukukçuların oturduğu bir sokakmış sanırım meclis ya da Bakanlar Kurulu bu bölgede toplandığı için bu sokakta da hukukçular oturuyormuş Yargıtay üyeleri, avukatlar, Anayasa Mahkemesi üyeleri gibi insanlara tahsis edilmiş.

Ayrıca Müşfik Kenter'in ilk eşi Kadriye Kenter de şu an bulunduğumuz bu Doğançay Apartmanı’nda çocukluğunu geçirmiş. Öte yanda ünlü şair Hasan Hüseyin Korkmazgil’in sokakla ilgili bir şiiri var. Alaaddin Bilgi’ye de ev sahipliği yapmış bu sokak.

Sokakta o zaman nasıl bir ortam olduğuna dair ne anlatırsınız?

O yıllarda yani 1930’dan sonra 1960’a, 1970’e kadar sokağın görüntüsü de kültürel yapısı da çok daha iyi durumda. Çünkü bu sokakta hukukçular oturuyor. Ancak hukukla ilgilenen insanlar, kültür, edebiyat, müzikle ya da sporla da ilgileniyorlar. Örneğin Gençlerbirliği'nin şu andaki Libya Caddesi olan yerde sahası varmış, gençler orada spor yapmaya giderlermiş. Yani sokakta kültürün sanatın ve edebiyatın çok yoğun olduğu zamanlarmış. Bu durum 1960'lı ve 1970’li yıllara kadar sürüyor. 1970’den sonra sokak yavaş yavaş değişmeye başlıyor. 1980’li yıllara gelindiğinde daha çok Müzik Evleri açılmaya başlıyor Ankara'nın hatırı sayılır müzik mağazaları müzik kursları bu sokakta boy gösteriyor. Bu sokağın geçmişten geleceğe revizyonuna baktığımızda sokak gelişmekten çok gerilemiş. Bu nedenle Türkiye'nin 1980’lerden sonra ki karikatürize edilmiş halini bu sokakta görmemiz mümkün diyebiliyorum.

Yüksel Caddesi’ne yakın bir sokak olması nasıl etkiliyor sizce?

Burada koca bir Türkiye yarası var. Bugün bu sokağın hemen ötesinde bir insan hakları anıtı var ve anıt abluka altında. Dolayısıyla bu sokak da abluka altında. Hatta insanlık abluka altında. Bu durum bence Ankara’ya zarar veriyor. 

Hatay Sokağı sizin için farklı kılan nedir?

Birçok insana müzik ve bağlama öğretmenliği etmiş bir insan Cengiz Kurt, bu sokakta varlığını sürdürüyor. Böylesi bir insanın burada varlığı, sokaktan da ziyade biz sokak yaşayanları için  gerçekten kazanım.

Sizin bu sokağa geliş hikayeniz ne zaman ve nasıl başlıyor?

Bu sokağa 2005 sonlarında geldim. Biraz tesadüf eseri oldu buraya gelişm. 2005 yılında halk bilimci Metin Turan, Ahmet Yıldız’ın bir yıllık çıkartacağını söyledi. “Uğrasana” diye öneride bulundu. Ahmet Yıldız’ın yıllığında çalışmak amacıyla bu sokağa ve bu binaya geldim. Arada gidişlerim olsa da 12 yıldır bu sokakla bağım kopmadı. Bu sokak için şunu söylemeliyim: Sokakta tanık olduğum bazı olaylar yazar Bekir Yıldız'ın romanlarındaki olaylara benziyor.

Şiir serüveniniz nasıl başladı?

Edebiyat serüvenim 1980'lerde başladı. İlk şiirim 1981 yılında “Nitelik Derleme” de çıktı. Nitelik derleme, Sevgili gazeteci-yazar Mehmet Mahzun Doğan'ın da  şiirlerinin yer aldığı bir derleme  idi. Daha sonra 1990 yılında “Eylül Sonrası Görüntüler” kitabımı yayınladım, 1993’te “Pencere Şiir Seçkisi” gibi derlemeler yaptık ve bu derlemelerde ürünlerim çıktı.  Onun sonrasında 1994’te 2’nci kitabım “İnsan” çıktı. Sonra “Rastlantı ve Beklenti.”

1993 sonunda A Şiir Kitabevi yayınlarını kurdum ve birçok telifli kitap çıkardım. Daha sonra Behçet Aysan’ın kızı Eren Aysan’la 1998 de “Rüzgâr Şiir Yaşam Seçkisi” ni çıkardık. Bu serüven 2011’e kadar sürdü. “Rüzgâr Şiir Yaşam Seçkisi’nin 2018’de 20’nci yılını kutlayacağım. Şiirden hiçbir zaman vazgeçemem. 2018 yılında 20’nci yılda, 8 sayıda yer alan çalışmalardan özel sayı yapacağız. En son “Yeni Gün Meyhanesi” adlı kitabım çıktı. Bu kitapta 36 yıllık şiir serüvenimin, edebiyat yaşamımdaki 8 kitabın yeniden gözden geçirilerek okuyuculara sunulmuş hali. Yani 8 kitap tek bir kitapta Yeni Gün Meyhanesi adlı kitabımda toplanıyor. 

Bu sokaktaki A Şiir Evi’nin oluşma süreci nasıl oldu?

2014’te emekli olunca buraya gelip önce “Hazar Şiir Evi”ni oluşturdum. Daha sonra da  Ahmet Erhan'ın eşi Hacer Günebakan’dan izin alarak buranın adını “A Şiir Evi” olarak  değiştirdim. A Şiir Evi aynı zamanda Cemal Süreya’nın düşü imiş.

Burada çok güzel insanlar tanıdım ve tanımayı sürdürüyorum. Bu noktada yurtdışından bile A Şiir Evi takipçileri var. Çünkü burası kendim yaptım diye değil ama gerçekten özel bir yer. Mesela kapıdan girerken “İnsanlığını Unutanlar Giremez”, çıkarken de “İnsanlığını Unutanlar Çıksın” yazar.

Peki şiire mesai harcayan biri olarak hayata bakış açınız nasıl?

Ahmet Erhan bence çok önemli bir isim Ahmet Erhan, baktığınızda karamsar nihilist bir tablo çizer. Ancak, Ahmet Erhan'ı ölümünden sonra daha iyi analiz ettim. Yaşamda her kesimden insana ulaşmış ve sanatın naifliğiyle yaşamış bir insan. Ben de Erhan'ın şair naifliğini hatırlamak istiyorum. Ben ve benim gibi şairler şair olduğumuzu kolay kolay söyleyemeyiz. Biz Ahmet Erhan'ın “Büyük Express” diye nitelendirdiği kuşağın son temsilcileriyiz. O kuşakta Behçet Aysan, Haydar Ergülen, Adnan Azar, Adnan Satıcılar gibi önemli isimler de yer alıyor. Bu insanlardan Behçet Aysan’ı Sivas katliamında kaybettik. Sivas katliamı da benim de kırılma noktalarımdan biridir. Bana biraz deli derler ama aslına bakarsanız ben Sivas katliamından sonra çok akıllanmak istemedim. Mesela Ahmet Erhan da Sivas katliamından sonra “Ben yaşamıyorum Murat” demişti hiç unutmam onun o sözünü.  İşte bu nedenle çok umutlu olamıyorum çok üzgünüm. Ama biliyorum ki dünyanın aydınlığa ihtiyacı var. Yine de bu aydınlık için gücümüz yettiğince direneceğiz.

Bir de gezgin bir yanınız var gezginlik fikri nasıl oluştu?

Geçmişte 20 yıllık bir gezginlik deneyimim var. Gitmek fikri içime düşünce duramıyorum. Burada Edip Cansever'in “İnsan yaşadığı şehre benzer, o şehrin toprağına suyuna benzer” sözlerini anımsatmak istiyorum. O nedenle gitmeler gelmeler benim hayatımda çok fazla yer tuttu. Burada size ünlü yazar Hermann Hess’in Siddharta’sını hatırlatmak istiyorum. Siddharta da gerçek bilgiye ulaşmak için babasının uzun süreli direnişine aldırmayarak sarayını, gençliğini ve ailesini geride bırakarak ormanlara çekilir. Kendimi biraz Siddharta’ya benzetirim.  

Bir söyleşinizde “Bu çağın afyonu internet diyorsunuz” bununla ilgili ne söylemek istersiniz?

Evet aynen yıllar önce yaptığım verdiğim bir söyleşide bu çağın afyonu internet demiştim. Hepimiz şu an bu afyondan çok fazla alıyoruz. Çünkü cep telefonu kimsenin elinden düşmüyor maalesef. Teknolojiyi bir şekilde kullanmalıyız ancak doğru kullanmalıyız.  

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.