Kentsel dönüşüm yasası Ulus için çıkartıldı

Türk Eğitim Derneği (TED) Üniversitesi Mimarlık Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ali Cengizkan, 2003'te yürürlüğe giren Kentsel Dönüşüm Yasası’nın Ankara’nın tarihi merkezi Ulus’un dönüşümünün rant ve ideolojik bir temele oturtulması için hazırlandığını öne sürdü.

Kentsel dönüşüm yasası Ulus için çıkartıldı

Uğur DUYAN/Baskentgazete.com.tr

Hacı Bayram Bölgesi’nde de ciddi sıkıntıların yaşandığını kaydeden Ali Cengizkan, Hacı Bayram-ı Veli’nin temsil ettiği tasavvuf anlayışı ile taban tabana zıt bir anlayışın semtte hâkim kılınmak istendiğini belirterek, “Hacı Bayram-ı Veli yaşasaydı, bu yapılanları görseydi; bunu yapanları süpürgeyle kovalardı.” dedi.​

Ankara Kalesi, Ulus, Sıhhiye ve Kızılay üzerinden giderek konuşursak Ankara’da yaşanan dönüşüm ve değişimi nasıl değerlendirirsiniz?

Kentsel Dönüşüm başlığıyla anılan yasanın, daha doğrusu yasalar manzumesinin Ulus için çıkartıldığını düşünüyorum. Yıllardır, 2003’ten beri, Ulus’ta yapılmak istenen ama bir türlü yapılamayan genel bir dönüşüm niyeti sözkonusu. Kentin hem ideolojik açıdan bir değişimini, hem rant açısından bir dönüşümünü içeren “sözde bir kentsel dönüşüm”den bahsediyoruz. Defalarca, ilk yasayı uygulamayınca, bir ötekini gündeme getiren yasalaştırma süreçleriyle, son geldiğimiz noktada Anayasa ve insan haklarını askıya alan, temel haklardan mülkiyet hakkını ve istediğiniz yerde yaşama-oturma hakkınızı tehdit eden, bunları askıya alan bir noktaya geldi.

Ulus’u konuşurken Hacı Bayram’ı da konuşmalıyız. Hacı Bayram’da iki bölgede çukur var. Bahsettiğimiz çukurlardan birisi tam İsmet Paşa Karakolu’nun orada, diğeri ise Gül Baba yokuşunun altında, eski minibüs durakları alanında... İki bölge de tamamen yıkılmış vaziyette. Şimdi Hacı Bayram bölgesindeki uygulamalara baktığımızda, tam da sizin ‘post-truth’ dediğiniz kavrama denk geldiği anlaşılabiliyor. Yeni ‘taklit’ yapılarda, ya da kıl çadırlarda, Hacı Bayram-ı Veli’nin gömleğinin, hırkasının vitrinlerde sergilendiğini söyleyerek insanları oraya çekiyorlar. İnsanlar, o bölgelerde gezerken, Hacı Bayram Cami ve çevresinin hep öyle olduğunu sanıyorlar. Amaç, Hamamönü’nde “çakma milli mücadele” odağı kurgusunu yerleştirmek; buna sünepe TV ve basın da alet ediliyor. Yazılan “çakma tarih”, tam da “post truth” dünyasının ürünü değil midir? Ama AKP, her zaman içselleştirdiği ‘takiye’ alışkanlığıyla, bu işlerin adamı olduğunu kanıtlamıştır.

“Hacı Bayram bunu yapanları süpürgeyle kovalardı”

Ahi Şerafettin Camisi vardır Ankara Kalesi eteklerinde; Hacı Bayram ile boyut olarak hemen hemen aynıdır. Hacı Bayram Camisinin, Hacı Bayram-ı Veli’nin temsil ettiği hoş görüyü ve alçak gönüllüğü esas alan bir tarzı vardır. Hacı Bayram’da camide, türbede ve sokaklardaki yenilemelerle yapılanların hiçbir şekilde Hacı Bayram’la, onun temsil ettiği hoş görü ile alçak gönüllükle bir alakası yoktur. Orada yapılan, camiyi durmadan ve durmadan büyütmek, arkeolojik höyük altına girip otoparklar oluşturmak, çevreye tamamıyla yayılarak bir külliye kurmak, mütevazı bir yapıyı bozup onu sakinlikten uzaklaştırarak, Hacı Bayram’ın alçak gönüllüğüne ters düşen tutumlar. Hacı Bayram yaşasaydı, bu yapılanları görseydi; bunu yapanları her halde süpürgeyle kovalardı.

Sıhhiye’den Sağlık Bakanlığı taşındı, oranın boşaltılması ne demek? Ankara Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi’nden itibaren o bölgenin insanlardan koparılması demek. Sen 1925’ten beri kentin merkezine “kamu sağlığı” gibi özel bir anlam, işlevler ve ekonomik güç kazandırmış bu kadar geniş alanı boşaltırken, kamuya, 5 milyon Ankaralıya sormak zorundasın, insanların fikrini almalısın. TED Üniversitesi’nin Kolej’de neden kaldığını; kalkıp Gölbaşı’na neden taşınmadığını anlamıyorsun. Orada Sağlık Sokak var. Sağlık Bakanlığı’nın çevresinde, Hıfzısıhha Enstitüsü, üniversite hastaneleri, ecza depoları ve levazımatçıları, sosyal güvenlik kurumları, tıp yayıncıları ve tümünün kullanıcılarını da kurumlarını da kaldırmış oluyorsunuz.

“Atatürk Bulvarı mahvedildi”

Ama ben yine de, bütün bu yapılan-verilen bu ağır tahribatın kapatılamayacak türden olduğunu sanmıyorum. Yani Kuğulu Kavşağı yapılırken, Atatürk Bulvarı mahvedildi; Çankaya’ya bir metro hattı çekileceği düşünülmedi; ama her an yapılıp o battı-çıktı kapatılabilir. Bu açıdan Atatürk Bulvarı eski haline dönebilir; yeter ki niyet olsun. Ben geleceğe o kadar da umutsuz bakmıyorum; bu tahribatın ve travmanın atlatılabileceğini düşünüyorum. Bir gün KaçakSaray’ı kapatıp Araştırma Enstitüsü yaparsınız: Fiziksel mekan iyileştirilebilir; yeter ki iyi niyet olsun!

Sağlık Bakanlığı galiba şehir hastanelerinin olduğu bölgelere taşınacak!

Öyle gözüküyor; ama Şehir Hastaneleri yapı inşaatları var; ama yolları yapılmadı. Şehir hastaneleri konusunda, danışıklı dövüş dışında, hiçbir akademik ve özerk kurumdan, hiçbir “bilim” insanından görüş alınmadı. Yıllarca kapalı kapılar ardında yürütülen hastaneleri tek merkeze toplama düşüncesi-ön proje-fizibilite-proje ve inşaat aşaması, bilgi sahibi uzman kişi ve  kurumlarla paylaşılmadı. Bu mekanları kullanmak zorunda kalacak olan kentliye bilgi verilmedi. İnşaatlar yükseldikten sonra da, “hastanelere yol gerekiyor” denerek, ODTÜ yolları gibi yol açma girişimleri dayatıldı. Ben bilirim edasıyla yıkılan tescilli-tescilsiz değerli yapılar artık uzun bir liste oluşturmakta: Su Süzgeci, Baraj Gazinosu, Marmara Köşkü, İller Bankası, Ankara Emniyet Müdürlüğü, TBMM Halkla İlişkiler Blokları, EGO Garajları, Ankara Havagazı ve Elektrik Fabrikası yapıları, EGO Genel Müdürlüğü, Etibank, Hacı Bayram mahallesinin yıkılıp yeniden inşa edilen evlerinin tümü, Kızılay Emek İşhanı ile Büyük Ankara Oteli’nin boşaltılan içleri, TBMM Camisi’nin işlevsizleştirilen durumu, ‘yargısız infaz gibi işleyen, tarihi bölge yapılarında uygulanan “restorasyon” ve “ihya” girişimleri… Yeni yapılanların ‘kofluklarını’ daha sonra anlatırım.   

“Kentli, haklarına sahip çıkmalıdır”

Atatürk Bulvarı’nın Opera yönünden itibaren Sıhhiye’ye doğru uzanan kısmı en tenha bölge olarak gözükür, bu neden böyle?

Opera’dan Kızılay’a doğru ilerledikçe o bölgede kamu yapıları nedeniyle biraz düşük yoğunluklu olduğunu görürüz. Sıhhiye’de eskiden Abdi İpekçi Parkı’nın olduğu bölgede belediye otobüslerinin kullandığı garaj kapatılıp, kente bir yeşil alan kazandırılmıştı. Ancak 1997’de yapılan U dönüşü köprüsü ile Sıhhiye’de ciddi bir dönüşüm oldu; Ulus- Sıhhiye arasındaki bağlantı bir şekilde kopartıldı. Sığ bir inada dayanan bu köprü, reel olarak koca ‘betonarme döşemesiyle’ orada duruyor. Öte yandan benzer inatçı-yasadışı tutumla, Kızılay bölgesi “kullanılmayan yaya köprüleri çöplüğü”ne döndürüldü. Bunlardan yalnızca Mithatpaşa-Meşrutiyet caddeleri kesişimindeki kaldırıldı. Bir belediye, kendi uğraşı alanını kentin sıradan yol-su-elektrik-altyapı işleriyle sınırladığında, bir yandan da varolan değerleri yıkmakla uğraştığında, örneğin kent merkezi Kızılay’ın işlevsel olarak boşalmasıyla kim başedebilir? 1984’de yapılan yasal düzenleme ile yerel yönetimlerin il/büyükşehir ve ilçe olarak ikiye ayrılmasının getirdiği günlük hayat saçmalıkları ile hangi kentli başedebilir? Oysa kent bir “bütündür”; kent bir “bütün olarak yaşanır!” Örneğin Çayyolu Ümitköy 8. Cadde’nin bir kaldırımı Yenimahalle’ye diğeri Çankaya’ya bağlı olduğu için farklı olmasını hangi kentli nasıl algılayabilir? Örneğin sokak isimlendirmesi yerine, numaralandırılması sistemi içinde, kentlinin oturduğu sokağa bile yabancılaşmasıyla kim başedebilir? Örneğin yapıların yıkılması, sokak ve meydan isimlerinin değiştirilmesi, bulvar ve cadde cephelerinin belediye tarafından “türdeş”, “homojen” malzeme ile kaplanması yoluyla kişiliksizleştirilmesine “estetik yaptık” diyen bir yerel yönetimle kim nasıl başedebilir? Yaşananları “neo-liberal üst-anlatılarla” açıklayınca, kendisi rahatlayan entelektüeller karşısında, kentliler ne yapmalıdır?

Kent, kentlinindir; başkent, başkentlinindir. Kentli, haklarına sahip çıkmalıdır!

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.