Gökyüzünde başlayan muhteşem bir hikâye...

Marka strateji danışmanı ve yazar Didem Moralıoğlu

Marka strateji danışmanı ve yazar Didem Moralıoğlu



Okunma 24 Kasım 2017, 06:16

Şimdi her birimiz için gökyüzünde süzülme zamanı yeter ki bunu isteyelim. Marka strateji danışmanı ve yazar Didem Moralıoğlu, "Ben Marka Olsam" , "Seni Yine Sevedim” ve "Kafdağı'nın Pusulası” kitapları ile okurların dikkatini çekiyor. Moralıoğlu, son kitabı Kafdağı’nın Pusulası ile okurlarına gül bahçesi vaat etmiyor ama cesaretle birlikte azim ve gayretin kendi iç yolculuğumuzda hiç kuşkusuz başarıyı da beraberinde getireceğini gösteriyor. Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi eğitiminden, pazarlama, halkla ilişkiler, marka strateji danışmanlığı ve yazarlığa kadar geniş bir yelpaze ile okurlarını karşılayan Didem Moralıoğlu, Kafdağı'nın zirvesine ulaşmak için geçeceğiniz yolun çetin ve zorlu olacağını ve bu zorlu yolda geçilecek 7 vadinin haritasını sunuyor. O vadiler ki Zümrüt-ü Anka'ya ulaşmanın tek yolu. İşte o vadileri ve kuşların zorlu yolculuğu. Şimdi gökyüzünde süzülme zamanı: "motivasyon", "aşk", "iç gözlem", "özfarkındalık", "inanç", "kendini sınama" ve "hiçlik."

Röportaj: Gül Terzi

Öncelikle marka strateji danışmanı ve yazar Didem Moralıoğlu kimdir?

Yaklaşık 22 yıllık bir serüvenden bahsediyoruz. Bunun 15 yılı profesyonel hayat. Son 7 yıldır da danışmanlık yapıyorum hem markalara hem de kişilere, bir de son dönemde ünlülere..Yazarlık serüvenim 2014 yılında başladı. 2014 yılına kadar biraz geçmişime baktığımda yaklaşık 15 yıl kurumsal hayat tecrübem var. Çalıştığım firmalarda o dönem marka konusunda değil de pazarlama ve halkla ilişkiler konusunda görevler alırken ve bu firmalarda iyisiyle, kötüsüyle birçok şey yaşadım. Ve her çalıştığım kurumda bağlı bulunduğum markayı ya da şirketi, hizmet alanı doğrultusunda hedef kitleye nasıl anlatabilirsin konusundan hep yola çıktım. Benim o dönemlerde günlük gibi tuttuğum küçük bir not defterim vardı. Her gün ne yaşadıysam birer ikişer satır not alırdım. Mesela bir ürün kampanyası yaptık marka için çok olumlu ve satış grafiğini oldukça arttıran bir kampanya idi. ama bu olumlu sürece gelene kadar geçen
zamanda, yaşadıklarıma bakacak olursak, genel müdür ve şirket zihninde genellikle pazarlama birimleri para harcayan ve harcama karşılığını çok da fazla ölçüleyemediğimiz bir birim olduğundan, yapılacak olan her türlü harcama kalemine çok da fazla sıcak bakmazlardı. Tabi pazarlama bütçeniz olduğu halde gene de para harcama konusunda pek de istekli olmayan bir genel müdürü ikna etme kabiliyetide ayrı bir ikna yöntemini geliştiriyor sizde... Kampanya ne oldu derseniz, kampanyayı yaptık çok şükür ve sonucunda herkes özellikle de genel müdür, gayet mutlu ve mesuttu.

Çünkü oluşturduğumuz kampanya marka stratejisiyle birebir örtüşen ve sonuç odaklı bir kampanyaydı. O gün küçük not defterime aldığım notta şöyle yazıyordu: “Markanın satışı şu kadar arttı ve bu ay ki ciroya pazarlama birimi olarak oldukça iyi bir katkı sağladık, aferin bize” o gün bir anda bu notu herkes ile paylaşma isteği oluştu bende ve o küçük not defterimi önce internette bir blog haline getirdim. O dönemde yazılarımı Harvard Business Review gördü. Dediler ki bu yazdığınız yazıları Harvard Business Review için yazar mısınız? Bana köşe yazarlığı teklif ettiler ve bunun üzerine Harvard Business Review’da yazmaya başladım. O bir sürü notun toplanmasıyla da 2014 yılında ‘Ben Marka Olsam’ kişisel gelişim kitabı doğdu. İşte marka kelimesine gelene kadar geçtiğim, pazarlama, halkla ilişkiler, insan kaynakları ve ikna yönetimi konuları beni özellikle perakende sektöründe oldukça gündemde olan Markalaşma konusuyla birleştirdi. Marka olmak mevcut pazarda farklılaşmak, bilinir ve güvenilir olmak demektir.

Burada biraz kurum ve insan psikolojisi de vardır. Müşteri ile buluşturduğunuz bir ürününüz veya hizmetiniz olabilir. Ya da birey olarak da farklılaşmak istiyor olabilirsiniz. Buradan yola çıkarak hem kurumaların hem de kişilerin farklılaşabilecekleri, bilinir ve güvenilir bir marka haline dönüşebilecekleri konusunda danışmanlık veriyorum.

YİNE SENİ SEVERDİM DEVAMI GELECEK

Ben Marka Olsam’dan sonra danışmanlık yaptığım bir firmada (kitap satan bir firmaydı) en çok satan kitaplara baktım. Genellikle kişisel gelişim ve aşk üzerine yazılmış romanların çok sattığını gördüm. Sonra ben bir aşk romanı yazabilir miyim diye düşündüm. O dönem haftada 8-9 tane aşk kitabı okuyordum. Nasıl bir aşk romanı okuyor insanlar. Karakterleri analiz ettim. Aslına bakarsanız bir pazarlama stratejisi kurguladım kendime göre. Sonra nasıl insanların ilgisini çekebilir, nasıl tepki veriyor bu romanları okuyanlar diyerek ‘Seni Yine Severdim’ çıktı. Sonra ‘Seni Yine Severdim’
devamına kalan bir kitap oldu. Onu öyle bırakmak istedim. Kitabın devamı olacak ama henüz tam bir tarih veremiyorum.

MARKA OLMAK İSTER MİSİNİZ?

Uzmanlık alanım markalaşma üzerine olduğu için kişisel markalaşma üzerine eğitimler verdiğim zaman, insanlara ‘marka olmak ister misiniz?’ diye sordum ve insanların marka kelimesinden çekindiğini gördüm. Bu kelimeden bir nevi gençliğin de biraz uzak kaldığını fark ettim. 700-800 kişilik eğitimler verdiğimde koca bir slaytta ‘Marka olmak ister misiniz?’diye yazıyor. El kaldırın dediğimde insanlar çekimser davranıyor. Bunu görünce dedim ki “marka kelimesinin altında yatan şey aslında farklılaşmak, bilinir olmak ve güvenilir olmak” bunun üç tane dinamiği var. Bu üç dinamiği marka kelimesini çıkartıp insanlara nasıl anlatabilirim diye düşündüm. Burada biraz insan psikolojisine girmek gerektiğini fark ettim. O dönem de çok fazla psikoloji kitapları okudum. Bunun sonucunda da ‘Kafdağı’nın Pusulası’ ortaya çıktı. Marka kelimesini kaldırdım ve benim bir hedefim var dedim. Aslında o benim için marka olmak olabilir bir başkası için başka bir şey demek olabilir.

Eğer hedefine varmak istiyorsan önce kendine bakman gerekiyor. Sen kimsin ve seni sen yapan değerlerin neler? Farklılaşmanız, bilinir ve güvenilir olmanız ve ilgili konuda akla gelen ilk isim olmanız gerekiyor. O aradaki balansı sağlayabilmek için de Kafdağı’nın Pusulası’nı yazdım.

ZÜMRÜT-Ü ANKA OLABİLİRSİNİZ

Kafdağı’nın çetin yollarından nasıl geçeriz. Yol haritamızı nasıl oluşturuyoruz?

Ben simurg efsanesini inceledim. Zümrüt-ü Anka’nın efsanesinde kuşların bir hedefleri var: Zümrüt-ü Anka’yı bulmak. Zümrüt-ü Anka her havalandığında iyilik tohumları saçıyor her tarafa ve dünya çok güzel oluyor ve bir süre ondan haber alamıyorlar. Haber alınamayınca kuşlar toplanıp onu aramaya gidiyorlar. Onları toplayan harekete geçiren bir lider var orada. Lider öyle bir şey söylüyor ki binlerce kuşu harekete geçiriyor. İşte o lider bana göre marka ve Zümrüt-ü Anka. O kadar kuşu harekete geçiren bir motivasyon var. Ve ilk vadi motivasyon vadisi. Kuşların hepsi azimle yola çıkıyorlar. Hedef Zümrüt-ü Anka’yı bulmak. Yolun ne kadar ve çetin olduğunu fark etmiyorlar. Yola çıktıklarında ikinci vadiye aşk vadisine geliyorlar. Aşk vadisinde bülbül güle olan aşkından dolayı geri dönüyor. Bir kaç kuş farklı sebeplerden gene geri dönüyor. O aşk vadisinde aşk sarhoşluğunda bir takım kuşlar azalmaya başlıyor. Aşk vadisinden sonra iç gözlem vadisi geliyor. Kendini gözlem vadisinde kuşların çoğu “ben niye buradayım, benim burada ne işim var, ya da burada mı olmam lazım” diyor. Ama lider de diyor ki bizim bir hedefimiz var. Kuşların bazıları kendi içinde bir muhakeme yapıyor gerçekten devam edelim gidelim mi geri mi dönelim? diye.. İçlerinde gerçekten azim ve cesareti olanlar devam ederken bir kısmı da geri dönüyor. Sonra farkındalık vadisine geliyorlar. Farkındalık vadisinde yolun yarısına geldik bu vadiye kadar sahip olduklarını fark etmeyen kuşlarımız bu vadide sahip olduklarını fark ediyorlar. Geri de bıraktıklarına bakarken ise, varacakların yerin nedenli uzak olduğunun da bir kere daha farkına varıyorlar. Ardından cehalet ve miskinliğin olduğu inanç vadisine geliyorlar. Burada da ne çok laf ne çok dedikodu var. Bazı kuşlar Zümrüt-ü Anka’nın olmadığını veya öldüğünü söylüyor. Niye gidiyoruz ki diye soruyorlar birbirilerine. Lider de hayır Zümrüt-ü Anka var diyerek motivasyonu tekrardan sağlayıp yola devam ediyorlar. En sonunda bir elin parmakları kadar kalan kuşlar son vadiye geliyorlar. Tüm duygulardan, korkulardan, düşüncelerden ve egolardan arınıp hafifledikleri ve kendilerine dönüp kendilerinde kaldıkları anı hiç olma halini yaşıyorlar.Ve koskoca sürüde bir elin parmakları kadar kalan sadece 30 kuş.. Simurg efsanesinde Si 30 murg da kuş demekmiş. Kafdağı’na varan sadece 30 kuş vardıklarında kendilerinin Zümrüt-ü Anka olduklarını fark ediyorlar. Bu da hiçlik vadisi...

Kendin bu kadar yolu başarabilirsin bir hedefin varsa. Sana bir sürü fısıltılar gelir amaönemli olan sen motivasyonunu, aşkını, cesaretini kay-
betme ve Kafdağı’na Zümrüt-ü Anka’ya veya hedefine ulaşabil.

GÜL BAHÇESİ VADETMİYORUM

Diğer kişisel gelişim kitaplarından farklı Kafdağı’nın Pusulası... Bu farklılığı nasıl fark edeceğiz?

Öncelikle Kafdağı’nın Pusulası kitabı birçok kişinin kendi yaşamlarındaki kör noktaları gösteren, onlara başarısızlık kelimesinin insan hayatındaki yerinin zihnimizdeki konumlandırmayla ilişkili olduğunu anlatan, samimi bir dille yazılmış gerçek başarı hikayelerinden oluşan başucu rehberi niteliğinde bir kitaptır.

"Kaf Dağı'nın Pusulası", şimdiye kadar okuduğunuz kişisel gelişim kitaplarından çok daha farklıdır. Çünkü diğerleri gibi size “gül bahçesi" vaat etmiyor. Kaf Dağı'nın zirvesine ulaşmak, aynı zamanda tekamüle ulaşmak demektir. Kitap, kendi tekamülüne ulaşmak için geçeceğiniz yolun çetin ve zorlu olacağını en baştan söylüyor. Ve bu zorlu yolculukta geçilecek 7 vadinin haritasını sunuyor. Bu 7 vadi kişinin ideal yaşamında hem mutlu hem de başarılı bir birey olmasının adımlarıyla birlikte sonunda tekamüle ve hiçlik mertebesine ulaşarak tamamlanacağını anlatıyor. Bu 7 vadi sırasıyla; "motivasyon", "aşk", "iç gözlem", "öz farkındalık", "inanç", "kendini sınama" ve "hiçlik" adını taşıyor.

Kafdağı’nın Pusulası kitabını diğer kişisel gelişim kitaplarından ayıran bir diğer önemli özelliğiyse, işi şansa veya evrenin enerjilerine bırakan bir kişisel gelişim kitabı olmayışı... Diğer kişisel gelişim kitapları genelde hayat kalitesini arttırmayı hedefliyorlar.

İşin özeti bu. Ben burada insanların düşünmelerini istiyorum. Herkesin çıkış yolu farklıdır. Yani hedefler farklı olduğu için ben hedefe A yoldan giderim ama siz B yoldan gidersiniz. Çıkış yolunu bulmayı ben kitapta tamamen okuyucuya bırakıyorum. Kitapta boşluklar ve sorular var. Düşünün sizin için başarı nedir? Mesela günümüzde herkes zengin olmak istiyor. 17 yaşındaki birine de sorsanız 60 yaşındakine de sorsanız herkes zengin olmak istiyor. Zenginlik nedir? Zenginlik aslında parayla ölçülen bir şey değildir. Benim üç kitabım var benim için en büyük zenginlik bu, sağlığım yerinde en büyük zenginlik bu. Tabii ki de hayatımı idame ettirmek için para da kazanmam gerekiyor. Asıl zenginlik insanın içinde olan zenginlik. Böyle düşünürsek sanıyorum hayat biraz daha kolay olacak. Benim kitabımın okunması parayla ölçülebilecek bir zenginlik değil. Bazen bana diyorlar ki bir hedef var o hedefe ulaştığımda mutlu olacağım. Hayır, önce mutluluğu kabullenmemiz o mutlulukla hedefe varmamız gerekiyor. Hedefi mutluluk olarak koyarsanız sükût-u hayale uğrarsınız.

Okunan kişisel gelişim kitaplarının büyük bir çoğunluğu yabancı. Yaşam farklılıkları olduğu için o kitaplarla Türkiye’de doğru etkiyi yaratmak mümkün mü? Kafdağı’nın Pusulası okuyucu için “ilk kanadı çırpacak” ce-
sareti verebilecek güçte mi?

Bu kitaplardan esinlenebilirsiniz. Birebir bizimle aynı şeyleri yaşamaları mümkün değil, bizim de onların yaşadıkları şeyi yaşamamız mümkün değil. Bu kitap aynı zamanda içinde gerçek hikayeler olan bir kitap. Bunlar benim gördüğüm, duyduğum etrafta şahit olduğum bir takım hikayeler. Bazen gerçek hikayeler okunduğu zaman insana ciddi yol gösterici oluyor. Ve en önemli şey de bende Kafdağı sürecini yaşadım. Benim yaşamış olup da bunu yazmış olmam en önemli kriter. Gerçekliği bu anlamda daha yüksek diye düşünüyorum. Gençliğin daha fazla okumasını istiyorum. Gerçekten
hayat özellikle iş hayatı çok acımasız... Yani kitap okumayı seven biri bu kitabı okur diye düşünüyorum. Klasik bir kişisel gelişim kitabı değil. Onun için kitapta da yazdığım gibi size gül bahçesi vaat etmiyorum.’ Siz hayatınızın hangi vadisindesiniz düşünmenizi istiyorum diyorum. Çünkü 17 yaşındaki birisi motivasyon vadisindeyse 40-45 yaşına
gelmiş birisi belki farkındalık vadisindedir. Ama hedefe ulaşmak için daha gidilecek vadi var.

Kişisel gelişim en çok okunan türler arasında. Sizce bunun sebebi nedir?

Bence insanlar bir yol göstericiye ihtiyaç duyuyorlar. Bunun en kolay yöntemi de bir kitap alıp okumak diye bakıyorlar. Bunun için kişisel gelişim kitaplarının çoksatanlarda olduğunu düşünüyorum. Tabii bunda da biraz farklılaşmak gerekiyor.

Kişisel gelişim yazmak özel bir teknik ister mi?

Ben yazım sürecimde biraz dolaylı yoldan anlatmayı bir hikayeye bağlamayı seviyorum. Çünkü tasarımcı olduğum için insanların aklında kalabilme süreçlerini düşünüyorum. Ben Kafdağı’nın Pusulası’nı genel markalaşma bilgileri üzerinden
yazsaydım sanıyorum belirli bir hedef kitlenin ilgisini çekecektim. Ama bu şekilde herkesi hedefliyorum. Bunu bir efsaneye dayanarak gündelik hayatta bir formata çevirip kurguladım. O yüzdende bence bir kitabın formatının ve bir de stratejisinin olması lazım. Nasıl başladı, nerede heyecan yapacak ve nerede bitecek? Yazarken her bölümde okuyucuya dikkat çekici cümleler vermek gerekiyor. O cümleler akılda kalsın veya sosyal medyada paylaşılsın diye. Mesela ‘İnsanın kanatları gayretidir’ dedik. Gerçekten sosyal medya da en çok paylaşılan cümle oldu. Aslında Hz. Mevlana’nın bir sözüdür.

Bir yazar olarak Türkiye’de okuma oranları ile ilgili ne düşünüyorsunuz?

UNESCO’nun bir araştırmasında Türkiye’deki okuma oranı yüzde 6’ymış. Kitap okuyan ve kitap yazan biri olarak bu rakam beni gerçekten çok üzdü. Çocukların ilkokuldan başlayarak kitap okumaları, kitap okumayı öğrenmeleri kütüphanelere gitmeleri gerekiyor.

Kültür ve sanatla ne kadar iç içe olurlarsa sanıyorum o kadar aydınlık bir toplum oluruz. Burada anne ve babalara çok büyük görev düşüyor. Bazen bakıyorum; anne baba 1-2 sayfada olsa kitap okumadığı için çocuk da kitap okumuyor. Ben bazen anne babalara diyorum ki, en son ne zaman başucunuzdaki komedinin üzerine kenarı kıvrılmış bir kitap koydunuz? Günümüzdeki ebeveynlerin çok iyi bir rol model olması gerekiyor. Dünya dijital değişim dünyası. Bu aslında çok güzel... Anında her bilgiye ulaşabilmek, cevaplar bulabilmek... Ama kitap denildiğinde ben biraz geleneksel kültüre dönüyorum sanıyorum.

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.