YAZARLAR

Tüm Yazıları Ertan GÜNÇİNER

Ütopyalar bitti mi?..

13.03.2018 08:49

Ütopyalarla ilgili son yazımızda, "Peki tüm bu gelişmeler ütopyalarımızı nasıl etkiledi?.. Saklanacak yer bulamayan ütopyalar hayatımızdan çekip gitti mi?" sorusunu sormuştuk...

"Ütopya" kavramının günümüzdeki içeriği belirlenmeden bu soruya kesin bir cevap vermek mümkün değildir.

***

Her kavram gibi "ütopya" kavramı da zaman içinde belirli bir içerim değişimine uğramıştır...

Thomas More'un "Ütopya" adlı eserinden sonra, yani 16 yüzyıldan başlayarak önce gözden ırak köşelerde varlığını sürdüren ideal toplumları anlatan edebi bir tür olarak gelişmiş...

Daha sonra Aydınlanma döneminde bilim ve teknolojinin gelişmesiyle toplumların evrimi ile bağlantılı hale gelerek günlük hayatımıza girmiş...

Ve son olarak da bilim, felsefe ve edebiyat alanlarında ideal olana yönelik bir değişim arzusunun ifadesi haline gelmiştir.

***

Bu dönemde sistemli bir hale gelen sömürgecilik, bir yandan kolonizatör topluluklar içinde ütopyaları hayata geçirme eğilimini doğururken, diğer yandan sömürgeleştirilen toplumların din, efsane ve mitolojilerindeki "ütopik" ögelerin keşfine yol açmıştır...

Böylece "ütopya" kavramının kapsadığı alan genişlemiş ve değişime uğramıştır...

Günümüzde ütopya kavramı, dünyadaki toplumların hemen tümünde var olan "ideal toplum düşünü", başka bir deyişle "Altın Çağ" özlemini, o kültürlerin diliyle ifade eden bir kavram haline gelmiştir.

***

Konuya bu açıdan bakıldığında, "ütopyaların" ortadan silinmediğini aksine hayatımızı daha da güçlü bir biçimde etkilediğini söyleyebiliriz...

Bu bakış açısı, bize  kendi cennetlerini kurdukları cemaatlerin içinde oluşturmaya çalışan dinsel topluluklardan, siyasal projelerini mevcut düzenin reddi üzerine kuran değişik eğilimli siyasal topluluklara kadar uzanan geniş bir yelpazenin "ütopya" kavramı ile ilişkilendirilerek ele alınabileceğini göstermektedir...

Konunun bir başka boyutu da bilim ve kitle iletişim araçlarının gelişimi sayesinde ütopyalara uzayın kapılarının açılmış ve onlara Mars'tan başka galaksilere kadar uzanan sığınacak yeni yerler sağlamış olmasıdır.

***

Böyle bir yaklaşım, bizi kendi toplumsal yaşantımızdaki "ütopik" ögelerle de tanıştırır...

Öyle çok uzağa gitmeye gitmeye gerek yok...

Modern tarihimize bile baktığımızda Meşrutiyet'ten Cumhuriyet'e kadar uzanan tarihsel süreç "çağdaş bir toplumun yaratılması" olarak adlandırabileceğimiz bir ütopyadır.

***

Örneğin Meşrutiyet'in ünlü partisinin adı olan İttihat ve Terakki, Avrupa'da o dönem egemen olan pozitivist akımın "bilimle yönetilen ve uyum içinde gelişen toplum" ütopyasını yansıtan bir slogandan türetilmiştir...

Bu ütopya, Meşrutiyet'ten sonra Cumhuriyetimizin "imtiyazsız, sınıfsız, kaynaşmış bir kitle" sloganıyla hayata geçirilmeye çalışılmış...

Ancak her ütopik çaba gibi toplumu değiştirse de belirlediği amaca ulaşamamıştır.

***

Cumhuriyet döneminde bu ütopyayı dile getiren en önemli eser Yakup Kadri Karaosmanoğlu'nun Ankara adlı romanıdır...

Romanda üç Ankara anlatılır...

Birinci Ankara Taceddin Mahallesi özelinde anlatılan eski geleneksel Ankara'dır...

İkinci, yani yeni Ankara, başkent olarak Cumhuriyetin ilk yıllarında büyük bir dönüşüm geçiren Yeni Mahalle üzerinde odaklanır...

Bu iki anlatım da son derece gerçekçidir...

Romanın üçüncü bölümü ise bu dönüşümün arkasında yatan ütopyayı dışa vuran "geleceğin Ankarası"nın tahayyülüdür...

Bu ütopik Ankara, artık ne geleneğin pençesinde tutsak olmuş ne de değişimin etkisiyle birbirine zıt toplumlar ve yaşam tarzlarıyla bölünmüştür... Ankara artık bir kültür ve medeniyet kentine dönüşmüştür... İnsanlar bu güzel ortamda birbiriyle kaynaşmıştır ve kentte mutlu bir yaşam hüküm sürmektedir.

O Ankara, romanın kahramanı Selma Hanım'ın gözünden  Cumhuriyetin "ikinci on yılı kutlamaları"nı yaparken şu sözlerle anlatılır:

"Ankara, kızıldan pembeye, pembeden mora, mordan leylakiye geçen bir aydınlık içinde cıvıl cıvıl kaynıyordu... Binlerce insanın vücudundan çıkan bir acayip hararet her yana bir bahar ılıklığı veriyor gibiydi. Bundan başka bütün vücutlar birbirine o kadar yapışmış, bütün soluklar birbirine o kadar karışmıştı ki, her fert ruhça olduğu gibi bedence de bütün şahsi duygulardan sıyrılmış ve on bin kişi bir adam, bir adam on bin kişi olmuştu."

***

Kısacası ütopyalar bitmez ve bitmemelidir!..

Tabii hangi türden olursa olsun kendi yandaşlarından başkasına hayat hakkı tanımayan totaliter doktrinlere dönüşmedikleri sürece!

Haberler

Genel

Sosyal sorumluluk projeleri tek çatı altında

Spor

Gençlerbirliği'nin kamp programı belli oldu

Ekonomi

İşsizlik oranları açıklandı

Politika

ABD'de oy verme işlemi sona erdi

Politika

Kılıçdaroğlu: Türk lirası değer kaybediyor

Politika

Kılıçdaroğlu'na yenildim şimdi cumhurbaşkanı adayıyım

Dünya

Yunanistan ile Makedonya 'isim sorununu' çözdü

Politika

Yurt dışındaki Türk seçmenlerin oy verme işlemi sürüyor

Politika

56 milyon seçmen için 180 bin sandık kurulacak

Asayiş

Suruç'taki saldırıya ilişkin 19 gözaltı

Politika

Bahçeli'den, ayakları ve kuyruğu kesilerek öldürülen yavru köpekle ilgili sert tweet 

Politika

İnce: Bedelli askerliği bir şartla çıkarabiliriz