Özel Haber

Özel Haber Haberleri

Kanayan yara çocuk istismarı "Yaptırımlar yeterli değil"

14.04.2018 11:11

Zehra ŞAHİNDOKUYUCU
Gün geçmiyor ki bir çocuk istismarı haberiyle sarsılmayalım. Geçtiğimiz günlerde de "1’i erkek, 5 çocuğuna cinsel istismarda bulunan baba H.E.’ye mahkeme sadece erkek çocuğuna ve en küçük kızına yönelik eylemlerinden 12 yıl 3 ay hapis cezası verdi. Mahkeme, diğer 3 kıza yönelik istismarları ise zaman aşımı kapsamına aldı." şeklinde bir haber yer aldı yazılı ve görsel medyada. Çocuklarımız geleceğimiz, sevincimiz, yaşam kaynağımız. Ancak bu çocuklarımızın canını yakıyorlar. Zarar bu bazen en yakınındaki insan, bazen okulda öğretmen, bazen hiç tanımadığı ruh hastası herhangi bir insandan geliyor. Ülke olarak toplum olarak, yeterli çözümler üretebilirsek ve yeterli yaptırımlar uygulanırsa çocuklardan başlayarak, kadınlara yaşlılara yani toplumda mağdur olabilecek her kesime huzuru, sevgiyi, şefkati ve barışı sağlayabiliriz. Bu çerçevede çocuk istismarı konusuyla 14 yıldır iç içe olan Avukat Sabit Aktaş ile konuştuk. Çocukların büyük bir hassasiyet istediğini belirten Aktaş, sorunun çözümünde devletin ciddi bir iradesinin olması gerektiğini belirterek, yasama, yürütme ve yargının işbirliği içinde çalışması gerektiğini ifade ediyor. 

Aslında şiddet konusunu çocuk, kadın, yaşlı diye ayırt edemeyiz sanırım ne dersiniz?

Şöyle bir gerçeklik var. Herhangi bir alanda bir şiddet varsa bu her alana yansıyacak demektir. Kadına yönelik şiddetin bu kadar arttığı, nerdeyse her gün bir kadının öldürüldüğü bir ortamda çocuğa yönelik şiddet de aynı hızda artar. Şiddetin öznesi olan şiddet mağduru olan kimselere baktığımızda şiddet zayıf halkadan başlar. Toplumda en zayıf halka çocuktur. Yaşanan toplumsal olumsuzluklardan öncelikle en çok çocuklar etkilenir. Ya da erkekle kadını kıyasladığımızda kadın zayıf halkadır. Kadınla çocuğu kıyasladığımızda da çocuk zayıf halkadır. 

Size göre şiddetin en önemli nedeni nedir? 

Şiddetin en önemli nedenlerinden biri cezasızlıktır. Kadına yönelik şiddete baktığınızda periyodik olarak bir artış görüyorsunuz, çocuğa yönelik şiddete baktığınız zaman periyodik olarak bir artış görüyorsunuz. Eğer ki şiddete karşı yasal süreçler doğru işletilmiyorsa, şiddet artar. Eğer okulda çocuğa yönelik bir şiddet cezasız kalıyorsa, ailede çocuğa yönelik bir şiddet var ve bu yargıya yansımıyorsa, yansıdığında ise annedir babadır döver de sever de anlayışı varsa veya kolluk kuvvetlerinin şiddeti sonucu çocuklar öldüğünde, bu şiddeti uygulayanlar cezalandırılmıyorsa, yani kısaca bir yerde bir suç işleniyorsa ve bu suç cezasız kalıyorsa bu suçlar artarak devam ediyor. 

Toplumumuzda 'dayak cennetten çıkmadır' diye bir anlayış var bu tamamen yanlış bir anlayış değil mi?

Kesinlikle çok yanlış bu. İnanın çocuk her şeyi çok iyi kavrar. Yeter ki çocuğa doğru bir şekilde ulaşabilin. Doğru yöntemle, şiddetsiz çocuğa yanlışlarını da doğrularını da öğretebilirsiniz. Ama siz çocuğa doğru bir şekilde ulaşamıyorsanız şiddetle ulaşmaya çalışırsanız o çocuğun ruh sağlığı yaralanır ve istediğinizi sonucu da alamazsınız. Çocuk Hakları Sözleşmesi'nin temel noktaları vardır. Nedir bunlar yapacağınız her hareket çocukların kişisel gelişimine, hem biyolojik olarak hem kültürel olarak gelişimini olumsuz etkilemeyecek. Devlet de herhangi bir yasa yaparken bunun farkında olacak. Çocuk Hakları Sözleşmesi, devletin tüm erklerine yasama, yargı ve yürütmeye de çocukları olumsuzluklardan koruma yükümlülüğünü getiriyor.  

YAPTIRIMLAR ARTIRILMALI 

Peki, şiddet sorununu çözmek için nasıl adımlar atılmalı?

Bu sorun nasıl çözümlenir, bu konuda ciddi yaptırımların olması lazım ve devletin şiddeti önlemeye yönelik ciddi bir iradesinin olması lazım. Yaptırımlarımız var ama yeterli değil. Yani evde çocuğuna dayak atan anne babaya ciddi bir yaptırım uygulanmalı ya da okulda şiddet uygulayan öğretmene yönelik yaptırımların boyutu artırılmalı. Mesela devlet olarak eğer sen cinsel istismar ya da şiddet uygulayan bir öğretmeni, bu olayı bilmeyenlerin var olduğu başka bir okula gönderiyorsan, o öğretmeni cezalandırmıyorsun ve cinsel istismarın önünü açıyorsun anlamına gelir bu. Böyle bir politika olmaz. O öğretmenin bırakın başka okula gönderilmesini çocuğa ulaşacak en ufacık bir alanın dahi elinden alınması gerek. İstismarı hiçbir ülkede hiçbir toplumda engelleyemeyebilirsiniz, ancak önleyici tedbirleri alabilirsiniz. İnsanın olduğu yerde bunlar olacaktır. Ruh hastası, sapık her toplumda mevcut. Ancak devletin işi çocukları korumaktır. Anayasa çocukları korumak ve onların sağlıklı gelişimi için bir sorumluluk yüklüyor devlete. Ben nasıl bir avukat olarak elimdeki dosyayı takip etmekle yükümlüysem devlet de bu istismarı önleyecek sistemi kurmakla yükümlü.

EN ÜST DÜZEYDE YAPTIRIM

14 yıldır çocuk hakları ile ilgili çalışıyorum. Çocuk istismarı davalarına bakıyorum. Şunu söyleyebilirim: Cinsel istismar yapan kişiden, çocuğa ulaşabileceği ortamı elinden almadığınızda, bir kurumdan alıp başka bir kuruma gönderdiğinizde fırsatını bulduğu anda aynı suçu işlediğini gördüm. Cinsel istismarcıyı bir kurumdan alıp başka bir kuruma gönderiyor oluşunuz, o suça isteyerek ya da istemeyerek tekrar tekrar teşvik ediyorsunuz anlamına geliyor. Bu davranışın sonucu çocuk istismarını ya o kişi ya da bir başkası tarafından tekrarlatıyor, engellemiyor. Bu kaçınılmazdır. Bunun için daha üst düzeyde politikalar uygulamanız gerekir. Aksi takdirde sadece tribünlere oynarsınız. Örneğin böyle bir suçu işleyen imama 500 yıl verirsiniz, ama herkes o adamın yatacağı yılın 500 yıl olmadığını bilir. En fazla 36 yıl yatar çıkar. 

DEVLET ERKİNİ KORUMA GÜDÜSÜ
 
Türkiye’de uygulana gelen insan hakları devletçi midir bu noktada çocuk hakları da bundan nasibini alıyor mu?

Türkiye'de hukuk yani yargı erkinin tamamı neredeyse devletçi bir yapıya sahip. TESEV'in yaptığı bir araştırma vardı, hakimlere bir soru soruyorlardı, devletle bir menfaat çatışması olduğunda hakimlerin çoğu devletle vatandaş arasında devleti tercih ettiklerini söylemişlerdi. Şu anda benzer bir çalışma yapsalar bu sayı çok daha fazla çıkar. Ülkemizde her alanda böyle ve çocuk istismarı konusunu da bundan muaf tutamazsınız, maalesef ki aynı şeyler geçerli. Herhangi bir çocuk ihlalinde devletle çocuk karşı karşıya geldiğinde devlet tercih edilir. Yani bu noktada genel olarak devlet erkini koruma güdüsü kendini gösteriyor. 

İstismara uğramış çocuklara yaklaşım da ciddi bir önem taşıyor?

İnsanların çoğu istismarın nedenlerini sonuçlarını mağdur üzerindeki etkilerini bilmez. Farklı önyargılarımız var. Çocuğu önce bir birey olarak kabul etmeliyiz. Biz toplumsal olarak çocuğumuzu 3’üncü şahıslardan aile dışı insanlardan korumayı öğretiyoruz sadece, oysa çocuğa kendinden başkasının bedenine dokunamaz bilgisi verilmeli. Dokunsa da 'çocuğun kendisinin izni olmalı' bu bilgiyi çocuğa iyi öğretmek gerek. Çok basit ve yaygın ama şu örneği vermeden geçemeyeceğim. Mesela bir akraba toplantısına gittiğinizde oradaki biri çocuğu hırpalayarak seviyorsa, çocuk buna itiraz ettiğinde anne baba çocuğa 'amcan seni seviyor' telkininde bulunurlar, ancak çocuğu rahatsız eden hiçbir şey çocuğa yapılamaz. Böyle bir telkinde bulunmak kadar saçma bir şey yok. Belki bunu herkes için söylemek doğru değil ama maalesef ki buradan beslenen adamlar var. İstismar dosyalarına baktığınızda, istismarcıların çoğunluğu çocuğun sosyal çevresinde olan kuzeni, öğretmeni, mahallenin bakkalı oluyor. Biz çocuklara kendisini 3’üncü şahıslardan korumasını öğretiyoruz, ama yakın çevresi konusunda da dikkatli olmak gerektiğini öğretmeliyiz. Eğer çocuk birinin kendini sevme biçimini sevmiyorsa ona o şekilde davranmaya kimsenin hakkı yok. O nedenle çocuğa birey olabilmeyi öğretmek lazım ki rahatsız olduğu tavırlara kendisi de karşı çıksın.

SOSYAL YARAMIZ: ÇOCUK EVLİLİKLER

Kız çocuklarında, çocuk evlilikler de bir çocuk istismarı ve çok hassas bir konu bununla ilgili neler söylersiniz?

Çocuk evlilikler, hiçbir şekilde kabul edilemeyecek bir durum. Bir kere çocuk evliliklerde o kız çocuğunun kendi rızasıyla evlenmesi gibi bir durum söz konusu olamaz, o çocuk evlenmenin ne demek olduğunu bilmiyor zaten. Bu evliliklerde istisnalar dışında genellikle erkeğin yaşı büyük oluyor. Evlenip üstüne bir de çocuk doğuran 15-16 yaşındaki bir çocuk, doğum yaparken temel yaşam hakkını etkilediği bilgisine sahip değil, ayrıca doğurduğu çocuğun sorumluluğunu alabilecek güçte değil. Çocuğun çocuk yetiştirmesi gibi durum söz konusu olamaz. Çocukların çocuk yetiştirdiği toplumlarda sosyal yaralar hiç eksik olmaz. Çocuk evlilikler ayrıca Çocuk Hakları Sözleşmesi'nin temel ilkelerinin tamamına aykırı. Çocuk yaşta evlilik, çocuğun sosyal, kültürel ve biyolojik gelişimini olumsuz etkiliyor mu etkiliyor. Çocuk evliliklerinin büyük çoğunluğunda bu ilke hiçbir zaman uygulanmaz ve çocuğun iradesi tamamen ortadan kalkar. Devlet olarak Çocuk Hakları Sözleşmesi'ni Meclis'ten geçirdiysek ki geçirdik o zaman bu sözleşmeye uymak zorundayız. Ancak biz bu konuda ciddi bir politika üretemiyoruz, aynı şeyleri yapıp farklı sonuçlar bekliyoruz. Devlet olarak aynı şeyleri yapıp farklı sonuçları beklemek biraz abes oluyor. Çünkü buradan doğru sonuçlara ulaşmak mümkün değil. 

(Devam edecek)

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Ekonomi

Palandöken, "Zincir marketlere kuralda geç kalınmasın" dedi.

Genel

TAV Galeri Ankara'da "Ankara" temalı fotoğraf ve afiş sergisi açıldı 

Sağlık

Çocuklarda yaz ishali tehlikesine dikkat!

Genel

Başkan Tuna'dan nikah kıymasını isteyen de var, bilgisayar isteyen de

Ekonomi

E-ihracatın 7 altın kuralı

Kültür-Sanat

 ATO'dan 15 Temmuz sergisi 

Genel

Emrah Serbes davasında karar!

Genel

EGO otobüsleri, Metro ve Ankaray 15 Temmuz'da ücretsiz

Magazin

Shakira İstanbul'da konser verdi

Ekonomi

“Yeni hükümetin önceliği tarım olmalı”

Magazin

Rapçi ‘Ezhel' hakkında yeniden dava açıldı

Asayiş

Gözaltındaki Adnan Oktar'ın mal varlığına el konuldu