Özel Haber

Özel Haber Haberleri

Aytürk: Yönetimde temsil esastır

07.02.2018 10:16

0

 TODAİE’de (Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü) dersler veren ve çeşitli kurumlarda seminerler düzenleyen Kamu Yönetimi Uzmanı Nihat Aytürk’ten protokol adabı ve görgü kurallarına dair bilgiler aldık. Aytürk, sosyal ve resmi görgü kurallarının farklarını tüm detaylarıyla Başkent Gazetesi’ne anlattı.

• Bürokrasi ve siyasi çevrelerinde tanınan bir kişisiniz ama biz sizi kendi ağzınızdan tanıyabilir miyiz?

1978 yılından beri protokolün içinde yaşıyorum. 1978 yılında ilk defa Başbakanlıkta Özel Kalem Müdürü olarak devlet protokolü içine girmiş oldum. Maalesef o gün de bu gün de bürokratlarımız, hatta devlet adamlarımızın bir kısmı dâhil böyle bir eğitim almadan koltuğa oturuyorlar. Hâlbuki Kanuni Dönemi'nden bu güne dek devlet adamları önce protokol akanında yetiştirilmişlerdir. Kanuni Sultan Süleyman, enderunda bu protokol dersini koymuş, bütün devlet adamları protokolü en iyi şekilde öğrenmiş ve hatta Kanuni Dönemi'nde o dönemdeki yedi büyük devlet saray nazırını İstanbul'a göndererek protokol öğrenmişlerdir. Tanzimat Dönemi’ne kadar dünyada Osmanlı protokolü hâkim olmuştur. Bu ders enderun kapatıldıktan sonra Harbiye’ye konmuştur. Bunun yanında mülkiyede kamu yönetimi bölümlerine hala bu ders konmamıştır. Bu nedenle devlet memurluğuna girenler ve devlet kademesinde bürokrat olanlar bu eğitimi deneme yanılma yoluyla öğrenmekte ve üslerinden gayri resmi olarak görerek bunu uygulamaya çalışmaktadırlar. Hâlbuki protokol resmi hayatta, yani kamusal hayatta önce kişilerin sonra kurumların ve devletin dış ilişkilerde itibarını ve onurunu korumayı amaçlayan resmi biçimsel, törensel davranış biçimi kuralları toplamıdır. Çünkü protokolde bir hata yaptığınız zaman tüm olumlu, başarılı işleri siler götürürsünüz.

• Bu eğitimi TODAİE’de ne zaman vermeye başladınız?

2000 yılına kadar Türkiye'de Dışişleri, İçişleri, Milli Savunma Bakanlığı ve Genel Kurmay Başkanlığı dışında bu konuda eğitim verilmiyordu. Sivil kurumlarda ilk defa TODAİE'de 2000 yılı Şubat ayında eğitimimizi verdik. Fakat bir kaynağımız olmadığı için 2004’e kadar seminerleri durdurduk. Şu an TODAİE’nin bünyesinde neredeyse bütün kurumlara gidiyoruz. Kurumlar davet ettiği zaman daha fazla katılım oluyor. Birçok devlet kurum ve kuruluşundan ve hatta Azerbaycan'dan da talep var. Yurt dışından da birçok ülkeye bu seminerleri verdik. Bu konuda bir boşluk olduğu ortaya çıktı.

• Bu kadar önemli bir konu niçin kamu yönetimi alanında ders veren üniversite öğrencilerine okutulmuyor?

Akademik bir konu değil ya da verecek bir akademisyen yok diyorlar. Bu pratik bir konu. Akademisyen olmadığı için de kamu yönetimi ile ilgili fakültelere de konamıyor. Ama uluslararası ilişkiler fakültelerinde seçmeli ders. Bu derse ya emekli büyükelçi giriyor ya da emekli subay. Bu dersi bilen hocanın uygulamayı bilmesi gerekiyor. Üniversite hocaları da bunun öneminin farkında. Mesela bir üniversite rektörünün makam odasında Türk Bayrağı’nın solunda olduğunu gördüm. Bir müsteşarımızın makam odasına girdiğimde yine Türk Bayrağı solundaydı. Ben bir fakülte dekanına odasında Bayrağımız sağınızda olmalı deyince; “Olur mu bir Bakanın maka sağ, sol içeri girene göre değil, makamda oturan kişiye göre belirlenir, tabi içeri girenlere göre ters oluyor. Türk parasında bile başkanın İmzası sağdadı. Ay Yıldız sağa bakar.

“URFA’DA URFALI, ROMA’DA ROMALI '

• Sunumlarınızda “Yönetimde temsil esastır' cümlesine çok vurgu yapıyorsunuz. Kamusal alanda protokol kurallarının niçin önemli olduğunu anlatır mısınız?

Çünkü protokolde uluslararası temel ilkeler var. Bu ilkeler olduğu için protokol önemli. Bu ilkelerde birincisi, temsildir. Çünkü protokolde kimse kendini temsil etmez. Bir unvanı vardır, bir makamı vardır. Önce Devleti ve Milleti temsil eder. Temsil de kişinin uygun giyimi, uygun davranışı, uygun konuşması, uygun yiyip içmesiyle oluşur. Buna sosyal hayatta Adab-ı Muaşeret denir. Urfa’da Urfalı, Roma’da Romalı olmak gerekir. Köyde köylü, kentte kentli olmak gerekir. Bir köye gidince muhtar nasıl yerse, nasıl oturursa öyle oturulur, öyle yenir. Ama bir ülkeye gidince o ülkenin kanunlarına uyulur. Yani resmi alanda kanunlarına uyulur, sosyal olanda örf âdetine uyulur. Onun içindir ki bütün devlet adamları, bürokratlar bir ülkeye giderken o ülkenin kanunlarına, örf adetine uymak için brifing alırlar.

“KİŞİ KURUMU TEMSİL EDİYOR'

 Temsil, dış ilişkilerde ülke içinde de kurumlar arası iliş- kilerde uygun giyinmek, uygun davranmak, nereye oturacağını bilmek, nasıl oturacağını bilmek sahneye, kürsüye çıkınca nasıl hitap edeceğini bilmek ve ondan sonra yemek yiyince yemekte de çorbayı nasıl içeceğini, elmayı nasıl yiyeceğini bilmektir. Bununla sosyal hayatta görgüsü ortaya çıkar, resmi hayatta da temsil niteliği ortaya çıkar. Çünkü resmi hayatta Ahmet, Mehmet oturmuyor. Ahmet, Mehmet konuşmuyor. X genel müdür konuşuyor, X müsteşar konuşuyor. Yani kurumu, bakanlığı temsil ediyor, onun için önemli. Her kurumun, her devletin her milletin onuru, itibarı var. Kimsenin bunu düşürmeye hakkı yok. Bunu korumak ve yüceltmek zorunda Bu da protokol oluyor. Sosyal hayatta sosyal saygı ve nezaket resmi hayatta da resmi saygı ve nezaket vardır. Örneğin sosyal yaşamda hanımefendi demek, Ahmet bey, Ayşe hanım demek hatta Abla demek sosyal bir nezakettir. Seni abim, ablam gibi seviyorum demektir. Ama bu hitaplar resmi hayatta makama hakarettir. Resmi makamda resmi unvanla hitap edilir. Resmi hayatta kişiler arasında da kurumlar arasında da devletlerarasında da mütekabiliyet esastır. Örneğin Sayın Cumhurbaşkanımız, Başbakanımız Fransa’ya gittiklerinde Fransız Cumhurbaşkanı onları sakız çiğneyerek karşıladı. Dört sene sonra Türkiye’ye geldiğinde karşılama heyetinde bulunan Ankara eski Büyükşehir Belediye Başkanı da sakız çiğneyerek mütekabiliyet hakkını kullandı ve kimse ayıplamadı. Olumlu ilişkilerde mütekabiliyet, olumsuz ilişkilerdeyse misilleme esastır.

“İLK PROTOKOL BAKANLIĞI OSMANLI’DA'

 • Türkiye siyasi hayatını göz önünde bulundurursak Osmanlı’dan sonra bu konuda başka bir girişim olmadı mı?

Devlet adamları protokolü hep öğrenmiştir. Dünyada ilk defa Protokol Bakanlığı’nı kuran devlet Osmanlı Devleti'dir. 1867'de kurulmuştur. Türkiye Cumhuriyeti Devleti 1926'da protokol yönetmeliğini çıkarmıştır. Atatürk Teşrifatı Müdüriyeti Umumiyesi Protokol Genel Müdürlüğü kurmuştur ve Devlet adamlarına destek olmuştur. Tabi Devlet adamları bürokrasiden ya da siyasetten geldikleri için zaten protokolün içinde yaşıyorlar. Eğitim almasalar da görüyorlar. Görgü görmekten gelir.

• “Makamda lüks israf değil itibardır' diyorsunuz. Ama bugün israftan kaçınıp da bütün dünyanın saygısını bazı liderler var. Nepal, Uruguay Liderleri mal varlıklarını açıklamışlardır, hiçbir şey yoktur üzerlerinde. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Hititlerden bu güne bütün devletler; kapılarıyla, banyolarıyla, yöneticilerin makam odalarıyla, verdikleri hediyelerle övünürler. Bu yüzdendir ki Osmanlı Devleti en zayıf olduğu dönemde bile borçla Dolmabahçe Sarayı'nı yaptırmıştır. O Dolmabahçe Sarayı, Devletin çökmediğini hasta adam olmadığını, ayakta olduğunu, hala güçlü olduğunu dünyaya göstermek için yapılmıştır. Güç sadece asker, top tüfekle gösterilmez, makamlarla da gösterilir. Genel müdürlerin, müsteşarların, valilerin, büyükelçilerin, bakanların, Başbakan ve Cumhurbaşkanı’nın makam odasında tasarruf olmaz, itibarda tasarruf olmaz.

“ÜLKENİN, TOPLUMUN, MİLLETİN TEMSİLİ'

• Geleceğe dair nasıl bir hedef belirlediniz?

Bu konu artık sadece bürokratların değil toplumun da kültürünü oluşturduğu için toplumun da ortak konusu oldu. Çünkü biz ona sosyal protokol diyoruz. İlkokullarda, liselerde de böyle bir ders konup davranış bilgisi diye öğretilirse çocuklarımız; Cumhurbaşkanı, müsteşar, genel müdür olduğunda da öyle bir sıkıntı çekmez. Bakın çok ilginç bir şey söyleyeyim Amerika'da Başkan seçildikten sonra iki ay devlet yönetimi ve protokol hakkında eğitim alıyor. Fransa’da 15 gün eğitim alıyor. Ondan sonra görevdeki Başkandan devralıyor. Türkiye’de ise 15 dakika sonra koltuğa oturuluyor. Ondan sonra yaptığı hataları basından öğreniyor. Gazeteciler de bu kadar önem veriyor, bu kurallara ve uyuyor, uyguluyor. Ama bazı bürokratlarımız önem vermiyor çünkü nasıl olsa o makama geldim ya artık önemli değil diyor. Hâlbuki o makama geldikten sonra önemli. Ne önemli? Ülkenin temsili, toplumun temsili, milletin temsili. En büyük amacım, bunun okullarımızda ders olarak konması. Bakın okullarda kravatın kaldırılması konusunda büyük katkım olduğunu düşünüyorum. Çünkü 7 yıl mücadele verdim. Çünkü bütün öğrencilerimiz kravat takıyor ama göbeğine kadar salıyordu. Bu isyankâr bir nesil yetiştirmemize sebep oldu. Bu kravatı o şekilde takmanın anlamı, yönetime ve mevcut sisteme isyan etmekti ve bu böyle devam etseydi, biz ilerde bunu düzeltemezdik.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Asayiş

 Başkent'te hırsızlık şebekesi çökertildi: 6 kişi tutuklandı 

Asayiş

Kamyonetin arkasına bağladığı köpeği metrelerce sürükledi 

Genel

YSK, bağımsız üç adayın adaylığını düşürdü

Sağlık

Otizmliler için eğitim atölyeleri

Kültür-Sanat

BYEGM'den “Karışık Dünya” sergisi 

Ekonomi

Başkentliler 160 bin ton sebze ve meyve tüketti

Kültür-Sanat

İki Kalp Üç Kitap

Asayiş

 İş adamı Ömer Faruk Ilıcan cinayetinin kilit ismi tutuklandı 

Genel

Liselilerin mezuniyet sevinci

Ekonomi

Seçimlere özelleştirmeler damga vuracak

Politika

"Ben bugün listedeysem hayal ettiğim içindir" 

Ekonomi

"Kadınların güçlenmesi çok önemli"