Ankara'da deprem riski ranta teslim

İnşaat Mühendisleri Odası Ankara Şubesi Başkanı Selim Tulumtaş

İnşaat Mühendisleri Odası Ankara Şubesi Başkanı Selim Tulumtaş



Okunma 27 Kasım 2017, 09:08

TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası Ankara Şubesi Başkanı Selim Tulumtaş, Ankara'da mezarlık ve üstünde yapı olmayan bölgelerin de deprem riski taşıdığı gerekçesiyle imara açıldığını kaydederek, ''Böylesine bir durum karşısında sağlıklı binalarımız var mı sorusu çok açıkta kalan bir sorudur'' dedi.
Röportaj: Uğur DUYAN

İnşaat Mühendisleri Odası Ankara Şubesi Başkanı Selim Tulumtaş, Ankara'da deprem riski taşıyan bölgelerin belirlenmesinde rant temelli bir seçimin yapıldığını savunarak, ''Örneğin mezarlık alanları, üzerinde hiç yapılaşma olmayan alanlar, 'Afet Riskli Alan' ilan edilip yapılaşmaya açıldı. Böyle bir durum karşısında sağlıklı binalarımız var mı sorusu çok açıkta kalan bir sorudur. Çünkü; buna ilişkin düzgün bir envanter stok çalışması yapılmamıştır.'' diye konuştu. Tulumtaş, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Tuna'nın ortak akıl çağrısına ise, ''Bizim dediklerimizin hayata geçirilmesiyle ya da dikkate alınması hainde ancak diyalog kanallarını açmış olursunuz.'' diyerek yanıt verdi. Tulumtaş, Gökçek sonrasına dair beklentilerini Mevlana'nın ünlü sözleriyle açıkladı: Dünle beraber gitti cancığımız/Ne kadar söz varsa düne ait/Şimdi yeni şeyler söylemek lazım... Tulumtaş ile Gökçek sonrası Ankara'ya dair yeni beklentilerini, Ankara'daki inşaat ve imar çalışmalarını, yapıların depreme dayanıklılığı ve atık su sorunu dâhil pek çok meseleyi konuştuk.

Ankara'da Gökçek sonrası yeni bir dönem başladı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Mevlana'nın sözleriyle karşılık vermek lazım belki de; 'Dünle beraber gitti cancığımız/Ne kadar söz varsa düne ait/Şimdi yeni şeyler söylemek lazım...'

Ankara Büyükşehir Belediyesi'nin yeni Başkanı Mustafa Tuna ile herhangi bir temasınız oldu mu? Oda olarak sizin ya da Büyükşehir Belediyesi'nin sizinle bu yönde bir görüşme talebi oldu mu?

Doğruyu söylemek gerekirse bir randevu alınmadı. Görüşmede bulunulmadı ama görüşme olmasa bile biz sözlerimizi herkese açık söylüyoruz. Yani, biz sürekli olarak yapılanlara bakıyoruz. Bunların bilim ve tekniğe aykırı olması durumunda çalışmalarımızı yapıyoruz ve bunu tüm kamuoyuyla da paylaşıyoruz. O nedenle de bir randevu alıp, açıkladığımız bir çalışmamızı bir daha tekrar ederek söylemek bizim zaten çalışma prensiplerimizin içinde yok. Kamuya açıkladığımız sözleri doğru okumak, bu konular üzerine fikir geliştirmek, geliştirilmiyorsa da danışmak bu türden çalışma yapanların asli görevi olmalı diye düşünüyorum.

ÖNEMLİ OLAN DİKKATE ALINMAK

Ankara'da 23 buçuk yıldır süren Melih Gökçek dönemi ciddi bir diyalogsuzluk dönemi olarak tarihe geçti. Gökçek, pek çok odayı da bu bağlamda dışladı süreçlere dâhil etmedi. Bu nedenle yeni başkanın diyaloga açık olması bekleniyor. Siz, bu yeni süreç hakkında neler düşünüyorsunuz?

Bu aslında Ankara'daki yöneticilerin yapması gereken bir şey... Bizim ilaveten söyleyeceğimiz ya da söylemediğimiz, sakladığımız bir şeyimiz yok. Yani bizim söylediklerimizin hepsi açık... Ulaştırmadan yapılaşmaya kadar söyleyebileceğimiz her şeyi söylemişiz. Bizim açımızdan önemli olan söylediklerimizin bir biçimde dikkate alınmasıdır. Bir randevu alıp orada bulunmamızın sadece görüntüsel bir anlamı olacak. Bizim dediklerimizin hayata geçirilmesi ya da dikkate alınması halinde ancak diyalog kanallarını açmış olursunuz. Yoksa elbette ki hoş geldiniz deriz; bununla ilgili bir sıkıntımız yok ama bizim eleştirilerimizi dikkate alın demek çok zorlama bir durum gibi geliyor bana.

Bizim şehre dair şehrin gelişimine dair eleştirilerimiz zaten ortada. Kamu hizmeti niteliğinde bir meslek odası olarak ürettiklerimizin hepsi kamuya açık. Bunları ilgili yöneticilere de iletmeye çalışıyoruz. Onun için bizim bu eleştirilerimizi, fikirlerimizi yeniden bir randevu almak yoluyla dile getirmek benim açımdan çok yaratıcı bir şey gibi gözükmüyor. Bizim için önemli olan bu eleştirileri esas alarak yapılacak olan davranışlardır.

ANKARA'DA MEZARLIKLAR DÖNÜŞÜME AÇILDI

Biraz daha farklı bir konuya geçelim. 1999 Depremi'nden sonra Ankara'da depreme dayanıklı yapıların yapılması için çalışmalar başlatıldı. Siz, yeterli buluyor musunuz bu çalışmaları?

Şimdi şöyle bir gerçeğimiz var. Ankara'da depremlerde yıkılmış bina yok. Ankara depreme güvenli bir şehir olarak gösteriliyor ama bu başka bir depremde farklı bir şeyin olmayacağı konusuna açıklık getirmez. Şimdi 2011 Van Depremi'nden sonra deprem gerçeği bir kez daha açığa açıktı ve insanların depreme karşı bir şeyler yapması gerektiği bir kez daha anlaşıldı. Bunun üzerine yapılan çalışmaların sonucunda, tüm Türkiye açısından kapsayıcı bir çalışma olarak, 2023 Deprem Stratejisi Eylem Planı çıkartıldı. Bu aynı zaman da Ankara için de yapıldı. Doğrusu, her şehri kendi özelinde inceleyerek, o şehir için bir deprem strateji eylem planı çıkartıldı.

Şimdi bu 2023 Deprem Stratejisi Eylem Planı içerisindeki eylemlerden bir tanesi mevcut yapı stokunun durumun saptanmasına yönelikti. Mesela hastaneler ve okullar bağlamında. Bu tüm yapı stokumuzun durumunu açığa çıkartacaktı. Bütün envanteri içerecekti. Şimdi bu konuyla ilgili çalışmalar tamamlanmadı. Bu konuyla ilgili ne olup bittiğini nelerin yapılıp yapılmadığını zaten bilmiyoruz. Ne hikmetse bizimle de paylaşılmıyor ama ortada devlet tarafından yapı stokunun durumunu saptayan bitirilmiş bir çalışma da yok.

2011 yılında Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesine dair kanun çıkartıldı. Bu kanunun temel amacı -bize açıklanan- insanların sağlıklı yapılarda yaşamasını sağlamaya yönelikti. Bu yasa o dönemde kentsel dönüşüm yasası olarak da lanse edilmişti. Şimdi bu yasanın uygulanması sırasında, çok enteresan durumlarla karşılaştık. Riskli alan ve rezerve alan bakanlar kurulu kararıyla ilan ediliyordu. Ankara üzerinde baktığımızda örneğin mezarlık alanları, örneğin üzerinde hiç yapılaşma olmayan alanlar, Afet Riskli Alan ilan edilip yapılaşmaya açıldı. Böylesine bir durum karşısında sağlıklı binalarımız var mı sorusu çok açıkta kalan bir sorudur. Çünkü; buna ilişkin düzgün bir envanter stok çalışması yapılmamış. Böyle bir çalışmayla, bu yapıları saptamayı biz bir meslek odası olarak becerebilecek durumda değiliz ama devletin elinde de böyle bir rapor yok.

DEPREM RİSKİ RANTA DÖNÜŞTÜ

Ankara'da depreme dayanıksız olan binaların güçlendirmesi yapıldı mı? Deprem karşında risk taşıyan binalar yıkılıp yerine yenisi yapıldı mı?

Deprem dayanıksız yapıların güçlendirilmesi ya da yıkılması ticari bir pozisyonda yürüyor. Nasıl bir ticari pozisyonda yürüyor? Özellikle Bahçelievler ve civarındaki eski üç katlı evlerde, elinizdeki daire ile kotarabileceğiniz, kâr edebileceğiniz yerlerde yıkım işlemleri yapılıyor.

Bu yeni çıkan yasaya göre, herkesin mutabakatı aranmadan yapılan durumlar var.  Dediğim gibi bu iş ticarileşmiş durumda. Buradaki asıl sıkıntı sağlıklı binalar elde edilip edilmediği, yapılıp yapılmadığı yönünde olmalıyken şu anda bizim gördüğümüz durum bu işin, ranta yönelik olarak daha fazla kat artışına izin vererek, elde edilecek rantı paylaşmaya yönelik olduğudur. Yani, bu iş tümden ticari bir zihniyete dönüşmüş durumdadır.

Kentsel dönüşüm, insanların daha rahat yaşayabileceği ortamları gerektirirken insanların daha zor yaşayabileceği ortamlar yaratmaktadır. Örneğin yoğunluğu 1 olan yerin -alt yapı, ulaştırma ve benzerlerinin gelmesiyle- yoğunluğunun 1 buçuğa yükseldiği oluyor. Yani üç katlı bir yeri dört katlı yapıyorsunuz iki aile daha geliyor. Hâlbuki oranın alt yapı sorunun da çözülmesi lazım daha rahat yaşayabilmeleri için.

''YOĞUNLUĞU KALDIRAMAYABİLİR''

Güncel bir soru ile devam edelim. Ankara Adliyesi'nin Sıhhiye'den AŞTİ'ye taşınmasını nasıl buluyorsunuz?

Bu konunun bizim tarafımızdan şu an yapılmış bir çalışması yok. Ancak, öyle bir duruma geldik ki kentin herhangi bir bölümünden yaşayan bir şeyi bir yerden alıp başka bir yere götürmek artık bizde burada başka bir şey yapılacak algısı yaratıyor. Örneğin, çok anlamsız bir AVM'ye dönüşmesi gibi. Yani, oradaki hayatı çok derinden etkileyecek bir dönüşüm geçirecek, buradan kâr ve rant edilecek düşüncesi oluşuyor.

Adliye'ye ilişkin olarak ise başka ek binaları var. Benim bildiğim bu tür yapıların birbirinden çok uzak olmaması, özellikle avukatlar açısından rahatsızlık yaratıyor. Bu tür yapıların düzgün ama çözümlenmiş bir yerde yapılması gerekiyor. Yani, Adalet Sarayı'nın AŞTİ'ye taşınması durumunda her şeyin çözümlenerek yapılması lazım. Bu soruya, 'Adliye'nin AŞTİ'ye taşınması doğrudur yanlışdır' tarzından bir yanıt veremiyorum. Çünkü böyle bir çalışmamız yok.

Sıhhiye'nin ana ulaşım transfer merkezine dönüştürüleceği de gündeme geldi. Sıhhiye bu yoğunluğu taşıyabilir mi?

Yani o türden bir yoğunlaşma kaldırılabilir nitelikte olmayabilir.

Yine bu bağlamda oda olarak sizin faaliyetlerinizi öğrenebilir miyiz?

Oda olarak bahsettiğimiz yapı faaliyetlerini takip etmekteyiz. Bunun dışında özellikle eğitim konusunda yaşanan sıkıntılara ilişkin gözlemler yaparak buna dair üretimler yapıyoruz. Ankara'da suyla ilgili bir problemimiz var. Hem içme hem kanalizasyon suyuna ilişkin bir çalışmamız var. Kentsel dönüşüme dair şu anki uygulamaları, bakanlar kurulu kararlarını, afet riski altındaki yerlere ilişkin gelişmeleri incelemeye çalışıyoruz. Yine ulaştırmaya dair genel bir çalışma yaptık. Onu da yayınladık.

ARITMA İŞLEMİ İÇİN KATI ATIK ÇOK OLMALI

O zaman, atık su sorunu ile devam edelim. Ankara'daki atık su arıtma tesislerinin Ankara'nın ihtiyacını karşıladığını düşünüyor musunuz? Ankara'nın ihtiyacına yetiyor mu?

Burada yetmiyor sorusu biraz sıkıntılı. Neden diyeceksiniz. Her hangi bir kanalizasyondan gelen suyun arıtılmasına yönelik bir tesis kurduğunuzda verimli çalışması için buraya gelen atıklarda katı miktarının çok daha fazla olması lazım. Şimdi siz kanalizasyona yağmur suyunu karıştırarak, atığın içerisindeki su miktarını artıyorsanız. O atıkların temizlenmesi, içindeki kirin bertaraf edilmesini imkânsız hale getirmiş olursunuz. Bu anlamda kendi kapasitesiyle çalışamayan bir tesisimiz var diyebiliriz. Bunun da sebebi bitiremediğimiz projeler. Bitirmediğimiz projeler derken, yağmur suyunun ayrı kanalizasyon suyunun ayrı olması gerekirken bunu ayırmayı başaramamışız. O nedenle de buraya gelen atık su miktarı çok daha fazla olduğundan yetmiyor. Hâlbuki biz orayı tam kapasite kullanabilecek durumdayız.

''ODTÜ ORMANI ORMAN VASFINI KAYBEDER''

Ankara'nın bir de ulaşım sorunu var. Bu kapsamda çevre yollarının ODTÜ ormanın içerisinden geçirilmesiyle, kentin ulaşım açısından yeni bir tehdidin oluşturacağı Ankara'da konuşulan bir başka konu. Bu konuda siz düşünüyorsunuz?

Bu tehdit sürüyor. Her zaman var. Şehrin birçok noktası otoban haline dönüştürülmüş. Bu anlayışla devam edersek, bütün binaları yıkıp hepsini yol yapmamız gerekiyor. ODTÜ'deki uygulamada iyice ayyuka çıkan bir durum var. Burada yapılan çalışma ile ODTÜ Ormanı'nın orman vasfının kaybolmasına neden olabilecek bir uygulama var: parçalara ayrılması ve bölünmesi. Buna da gerekçe olarak, Şehir Hastanelerini gösterdiler. Bizim arkadaşlarımızın yaptığı çalışmalar da, bu yapılan yollar, Şehir Hastanelerinin sorunlarını çözebilecek nitelikte de gözükmüyor. Siz bütün hastanelerinizi, bütün sağlık kurumlarınızı tek bir yerde topluyorsunuz ve herkesin oraya gitmesini orada tedavi görmesini düşünüyorsunuz. Şimdi sağlık hizmetleri bu şekilde alınabilecek bir hizmet değil. Diyelim ki, Şehir Hastaneleri çalışmaya başladı. Ben burada hasbelkader bir kalp krizi geçirdim. Beni Bilkent'e kadar ambulansla götüreceksiniz. Ankara'da vızır vızır 112 Acil Servis ambulansları çalışıyor her birini aynı güzergâh üzerinde götürdüğünüzde hiç bir insanı hızlı bir şekilde hastaneye yetiştiremeyeceksiniz. En basit poliklinik hizmetleri bile yapılamayacak. Bence, Şehir Hastaneleri diye ortaya çıkartılan proje oldukça yanlış bir proje. Tüm Türkiye'de de uygulanıyor ama burada halk sağlığı çok düşünülmüyor.

HER ŞEY BİNANIN YAPILMASINA BAĞLI

Etlik'te büyük ölçüde Şehir Hastaneleri tamamlandı ama yolları henüz yapılmadı. Bunun da yaratacağı sıkıntılar var ve bu yönde gelen eleştiriler var. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Her yerde aynı şeyi görüyoruz. Önceledikleri şey her yerde önce binaların yapılması. Böyle bir planlama anlayışı olamaz. Siz bir yere bina yapabilirsiniz. O binanın bitirilmesi en kolay şeydir. Asıl olan sorun bina oraya konulduğunda, sizin ona ulaşabilmeniz, çevre koşullarının uygunluğudur. Esas olan bunları hazırlamak, bunları gerçekleştirdikten sonra o bölgeye bina inşa etmektir. Ancak öyle bir dönem yaşıyoruz ki, her şey o binanın yapılmasına bağlı.

''BÖYLE BİR PLAN YOK''

Bu bağlamda, 2038 Ankara Ana Ulaşım Planına adında bir çalışma var. Sizin bu projeye dair bir çalışmanız var mı?

Gazi Üniversitesi ile birlikte yapılan bir ana plan çalışması var. O ana plan çalışmasını biz oda olarak sorduğumuzda daha kitabı basılmadı dediler. Bizimle de paylaşmadılar. Bir ana planımız var diyorlar ama ortada öyle bir plan yok.

Bu konuda şunu söyleyebilirim: Ankara Büyükşehir Belediye Meclisi var. Bu meclis her ay toplanır ve kararlar alır. Her ay yaklaşık 200'e yakın karar alır. Bu kararlara baktığımızda yüzde 60 küsurunun imar plan kararları olduğunu görüyoruz. Şimdi böylesi bir şehirde, sürekli kararların çıkartıldığı bir kentte, 2038'de bir ana ulaşım planı kararlaştırılmış mıdır, var mıdır sorusuna vereceğim yanıt açıkçası böyle bir planın olmadığıdır.

Son olarak, Ankara'da meslek odaları bu bahsettiğimiz konularda ortak hareket edebiliyorlar mı?

Ortak hareket edebiliyorlar. TMMOB özelinde baktığımızda 24 odası var. Her birinin uzmanlık alanları farklı. Her birimiz kendi uzmanlık alanlarımız içerinden bir şeyler söylüyoruz. Tabi bu fikirleri birleştirdiğimiz ortamlarda buluşuyoruz. TMMOB özelinde il koordinasyon kurulu dediğimiz bir yapı var. Bu yapı o il içerisinde bulunan oda şubelerini koordine ediyor. Yani bir koordinasyon var ama her oda kendi uzmanlık alanında bir dava açıyor.

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.