Almanya’da ozan olmak; Gurbetçi bir ozan Ali Kabadayı…

Halk ozanı Ali Kabadayı

Halk ozanı Ali Kabadayı



Okunma 30 Ağustos 2017, 09:39

Zehra ŞAHİNDOKUYUCU'nun röportajı
12 yaşında şiirle 15 yaşında sazla tanışan 78 yaşında bir halk ozanı Ali Kabadayı. Çocukluk yıllarında tanıştığı sazını sözünü yıllar içinde daha da geliştirerek, sanatıyla etrafına ışık yaymak istiyor. Türkiye’de 1960’ların sonunda siyasi ortamın kaosundan rahatsız olması nedeniyle 1972’de Almanya’ya gidiyor. 3-5 yıllığına gitme fikrinin ardından oraya yerleşen Kabadayı, 45 yıldır hem Almanyalı hem Türkiyeli. Almanya’ya gittikten sonra Gurbetçi Aşık Ali Kabadayı olarak anılan Kabadayı, gurbetçiliği, şiirlerini ve türkülerini kısaca ozanlığını Başkent’e anlattı.

Şarilik ve ozanlık nasıl başladı ilk eserlerinizi ne zaman yaptınız?

Sivas ili Divriği Köyü Diktaş Köyündenim. Müzik ve şiirle uğraşmak benim genlerimde var. 12 yaşında şiir yazmaya 15 yaşında da bağlama çalmaya başladım. Bağlamayı önce babamdan öğrendim daha sonra profesyonel olarak geliştirdim. Müzik ve şiir  çok sevdiğim bir hobim. Hacettepe Üniversitesi’nde elektrik teknisyeni olarak çalışırken Tokatlı Aşık Emini ile tanıştım. O yemekhanede, ben de elektrik teknisyeni olarak çalışıyordum. Emini ile bizi müzik ve şiir biraraya getirdi. Onunla çeşitli düğünlere toplantılara -hatta o zaman televizyon yoktu- radyo programlarına katıldık. Böyle epey zaman geçti. Sonra bir gün televizyonun geldiğini söylediler ve bizi televizyon programına çağırdılar. TRT de “Köyden Kente” adlı programa katıldık. Onun ardından Ankara’da bir grup kurma kararı aldık. Grubumuzla düğünler toplantılar televizyon programları devam ederken, 1960’ların sonları ve 1970’lerin başlarına geldiğimizde Hacettepe'de kavga ortamı yayıldı. 68 olayları dediğimiz çatışma ortamı yaşanmaya başladı. Ben de o dönem buradan gitmek istedim ve Almanya’ya gitmek için başvurdum, başvurum kabul edildi. 1972’nin ortalarında Almanya’ya gittim. Memleketteki kaos ortamı biliyorsunuz ki 1980’e kadar  durulmadı. Gurbetçiliği iyiden iyiye hissetmeye başladım. Ben 3-5 yıllığına gitmiştim ama buradaki ortamdan kaynaklı dönmedim. Onun ardından benim şiirlerim biraz daha renk değiştirerek gurbetçi Aşık Ali Kabadayı oldum. Kısacası şairlik ozanlık içimde vardı Almanya’ya gittikten sonra Türkiye ile aradaki farkı daha net gördüm.

Bu farklar neler örneğin şiirin sanatın Türkiye’deki ve Almanya’daki yeri?

Almanya’da şiir yazan ozan sayısı çok değil. Öncelikle şöyle örnekler vermem gerekir, Ben Almanya Köln’de Dom Kilisesi için 9 kıtalık bir şiir yazdım ve bunu kilise yetkililerine gösterdim. Bakın adamlar ne yaptı biliyor musunuz? Onlar benim şiirimi alıp çerçeveletip kilisenin müzesine koydular. Şimdi Dom kilisesine giden herkes benim o şiirimi de görür. Türkiye’de ise 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı için bir şiir yazdım. 10 kıtalık bu şiir için beni bir yetkili arayıp eline sağlık bile demedi. İşte aradaki kocaman fark. Her iki ülkede yaşayınca bizim çok ciddi sorunlarımızın olduğunu gördüm. Hem de her konuda ve bu sorunların başlıca kaynağı da eğitim. Burada çağdaş eğitimden giderek uzaklaşıyoruz. Böyle oluca da hiçbir alanda fazla ilerleyemiyoruz. Türk halkı ile Alman halkı arasındaki farkın en büyük sebebi devleti yönetenlerin halkına sahip çıkmaması.

Yönetenlerin halka sahip çıkmaması derken ne anlatmak istiyorsunuz?

Örneğin Türkiye’ye öz vatanıma yıllar içinde en az 20 tane Türk işçileri ve çocuklarımızın sorunlarıyla ilgili yazılar yazıp mektuplar gönderdim sadece sayın emekli Cumhurbaşkanımız Ahmet Necdet Sezer ve Yekta Güngör beyefendiden cevap geldi. Halbuki o zamanlar Almanya Başbakanı olan sayın Helmut Kohl'e yazdığım mektubuma hemen cevap geldi. Ben de bunları birer hatıra olarak saklıyorum.

Şöyle bir anımı daha anlatayım: 1997'de Türkiye'den Göçün Dokümantasyon Merkezi'nin (DOMİT) Koordinatörü Aytaç Eryılmaz, bana Almanya’ya işçi olarak gelen tüm yabancıların özel eşyalarını, eserlerini bir müzede sergileyeceklerini anlattı. Ben de bulunduğum şehirdeki Türk işçi kardeşlerimizden belgeler toplamak için çeşitli görüşmelerde bulundum. Onların çalıştıkları fabrikalara gittim. Göç ettikleri ilk zamanlardaki özel eşyalarının sergileneceğini bunlara ihtiyaç olduğunu söyledim. Ancak benden başka ne yazık ki kimse bir hatıra saklamamış, hepsini atmışlar. 1980'li yıllarda Köln Baş Konsolosluğu Kültür Ateşeliğinde THM (Türk Halk Müziği) Korosunda 6 sene sazımla, sözümle, şiirlerimle önemli görevlerde bulundum. Oradaki çalışmalarımızdan ve verdiğimiz konserlerden önemli belgelerimi Köln'e 70 kilometre olan Essen şehrinde Aytaç Beye teslim ettim. Aytaç Bey onların hepsini çok beğendi ve aldı. Yıllarca yapılan çalışmaların sonunda büyük ve kaliteli kitaplar yayınladılar sağ olsunlar kitapta bana da sayfalar ayırmışlar. Bu anılar Essen şehrinde müzede sergilendi. Müze daha sonra Essen şehrinden Köln'e taşındı. Köln’deki müzeyi gidip gördüğümde gerçekten çok duygulandım. Adamlar bin metre karelik görkemli bir müze yapmış. Müzede Almanya’ya çalışmaya gelen her millete (İtalyan, İspanyol, Yogoslav, Yunan, Türk vs.vs) ayrı ayrı bölümler ayırmışlar, banada ayrıca bir bölüm ayırmışlar. Zaten Almanya ilime, bilime, sanata çok duyarlı. Size başka daha birçok örnek sayabilirim. Orada sanata gerçekten büyük değer veriliyor.

Almanya’da da aktif olarak kültür etkinliklerine katılıyorsunuz. Bu etkinliklerden söz eder misiniz?

Köln'deki AABF'nin ( Almanya Alevi Birlikleri Fedarasyonu) düzenlemiş olduğu 1000 bağlama sazla Bin Yılın Türküsü başlıklı önemli bir çalışmanın içinde de görev aldım. Köln'de 4 hafta kadar koroya katılacak arkadaşları hazırladım ve bizde koro ile 20 kişi Bin Yılın Türküsü'ne katıldık. Muazzam bir konser oldu. Köln Arena'da en az 17 bin kişi vardı ve merhum Ali Ekber Çiçek'te gelmişti bunları yazmakla sayfalara sığdıramayız. 7 senedir dernekte THM (Türk Halk Müziği) Korosu’nu çalıştırıyorum. Koroyla konserler veriyoruz, örneğin Anneler Günü, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü gibi önemli günlerde de konserler veriyoruz. Ancak bu yıl sağlık sorunlarımdan dolayı bu görevi başka bir genç arkadaşa verdik.

Saz da çalıyorsunuz, kendi besteleriniz var mı?

Almanya’ya gitmeden önce burada iki tane 45'lik plak çıkarttım. Orada da sazımı ve sözümü devam ettirdim. 1980'li yıllarda Köln Baş Konsolosluğu Kültür Ateşeliği’nde THM (Türk Halk Müziği) Korosu’nda sazımla, sözümle, şiirlerimle önemli görevlerde bulundum. 1990 yılında da orada ilk albümümü -o zamanlar kaset diyorduk ilk kasetimi- çıkardım. O kasette şiirleri ve besteleri bana ait olan 5 eserimi seslendirdim.

"Yüreğimin Şiirleri" ilk kitabınız yanılmıyorsam?

Evet ilk kitabım. 2009 yılında çıkardım bu kitabı. Küçük küçük 10 tane kitap çıkarmaktansa yılların birikimini bu kitapta toplamak istedim. Ancak daha birçok şiirim var. Eğer kısmet olursa onlardan da bir kitap daha olur, çıkarabilirim. Kitabımın gelirini de lösemili çocuklara bağışladım.

En çok hangi ozanlardan esinlendiniz?

Başta Aşık Veysel, Aşık Mahzuni Şerif ve Neşet Ertaş'tan çok esinlendim. Bunların yanında Karacaoğlan, Pir Sultan Abdal gibi ozanları da sayabilirim.

Bir şair ve ozan olarak sizi dünyada en çok ne etkiliyor?

Ben bilinçli ve dürüst insanları çok seviyorum. Yaşantısı çok zor olmayan sıkıntı çekmeyen insanlar birilerine bir şey anlatmak derdini de çekmezler. Bu nedenle şiir müzik gibi kaygıları olmayabilir.

Ayrıca çile çekmek hüzünlenmek, haksızlığa uğramak, bir başkasının haksızlığa uğradığını görmek, bir çocuğa yapılan kötülük ve bunları duymak yazmak isteyen insanlara bir neden oluyor. Bunlar şair olmayı ozan olmayı tetikleyen şeyler.

Şiirlerinizde serbest mi yoksa hece ölçüsüne dikkat ediyor musunuz?

Şiirleri hece ölçüsüne göre yazıyorum ona dikkat ediyorum. Genellikle 8’lik ve 11’lik hece ölçüsünü kullanıyorum.

Şairlik ve ozanlıkta hedefiniz nedir?

Benden büyük şairlerin ozanların hayatına bakınca onların halka ışık tutan insanlar olduğunu gördüm. Şiirlerin içinde büyük anlam var. Halkın şiirlerden türkülerden öğreneceği çok şey var. Sivas olayı gibi unutamayacağımız olayları tarihleriyle de yazıyorum. Şiirler o günün dilini o günün toplum yapısını anlatıyor. Ben de bunlara dikkat çekmek istedim. Kendimden öncekiler gibi kendimden sonrakilere karınca kararınca bir ışık tutumak istedim.

Şiirlerinizde en çok neyi vurgulamak istediniz?

Şiirlerimde hayatın hemen hemen her alanı var. En çok aşk, kavga, siyaset yani hayat var. Benim vurgulamak istediğim şey ise toplumdaki çelişki. Toplumun iyi yanlarını ve kötü yanlarını anlatarak, aydınlık için bir ışık olmak istedim. Ben vatanımı, toprağımı çok seviyorum. Zaten en çok bu sevgi bana yazdırdı ve söyletti. Sevdiğim için kendimce halk için, toplum için birşeyler anlatmaya çalışıyorum.

Almanya’da ozan olmak nasıl bir duygu? Dönmeyi düşünüyor musunuz?

Almanya’ya ilk gittiğimde dillerini bilmediğim için zorlandım. Çünkü Almanca bize göre biraz daha zor. Biraz zorlansam da öğrendim. Şu an ikinci lisanım Almanca ve ikinci vatanım da Almanya. Ben hayatımı orada kurdum. Çocuklarım ve torunlarımla birlikte orada yaşıyorum. Hem oralıyım hem buralıyım. Belki çocuklarım torunlarım olmasa döner gelirim. Ancak şu an yılın 6 ayını burada 6 ayını orada geçirerek yaşıyorum. Kesin dönüş yapmayı şu an için düşünmüyorum.

Almanya size ne kazandırdı ne kaybettirdi?

Almanya maddi yönden daha rahat bir hayat sundu bana. Merak ettiğim Avrupa’yı ve  kültürünü tanıdım. Kaybettiğim şeylere gelince gözden uzak olan gönülden de mi uzak olur bilmiyorum ama eskisi gibi değil hiçbirşey. Daha bir bencilleştik sanki. Ama yine de insana dair umudumuzu kaybetmek istemiyoruz.

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.